Anasayfa İlke ve Kurallar Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Sosyalist Forum > FORUM KÜTÜPHANESİ > Okuma Grupları
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Social Groups Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Ekonomİ Polİtİk -5
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
116
Önceki Konu
önceki Konu

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 16-08-2007, 18:41   #1 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.894
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.273
1.998 Mesajina 5.679 Tesekkür Aldi
Standart Ekonomİ Polİtİk -5

Alıntı:
Beşinci Bölüm: Artı-Değerin Kara Dönüşmesi ve Çeşitli
Sömürücü Gruplar Arasında Dağılımı
1- Sermayenin .arklı Şekillere Girmesi
Sermaye Hareketi
.arklı Sermaye Şekilleri ve Kapitalist Gruplar
2- Ortalama Kâr ve Üretim .iyatı
Üretim Giderleri ve Kâr Oranı
Ortalama Kâr Oranının Oluşumu ve Üretim .iyatı
Kâr Oranının Düşme Eğilimi
3- Ticari Kâr
Sanayi Sermayesi ve Ticari Sermaye
Ticari Kârın Kaynağı
Dolaşım Harcamaları
Kapitalist Ticaret Şekilleri. Dış Ticaret
4- İkraz Sermayesi. Hisse Senetli Ortaklıklar
İkraz Sermayesi ve .aiz
Kapitalist Kredi Banka ve Bankacı Kârı
Hisse Senetli Ortaklık
5- Kapitalist Rejimde Toprak Rantı ve Toprak İlişkileri
Kapitalist Toprak Rantı
.arklılık Rantı
Mutlak Rant. Toprağın .iyatı
Tarımda Kapitalist Gelişmenin Ayırdedici Özellikleri
Toprağın Ulusallaştırılması ve Toprak Rantı

BEŞİNCİ BÖLÜM
ARTI-DEĞERİN KARA DÖNÜŞMESİ VE ÇEŞİTLİ
SÖMÜRÜCÜ GRUPLAR ARASINDA DAĞILIMI




1- SERMAYENİN .ARKLI ŞEKİLLERE GİRMESİ

Daha önceki bölümlerde, proletarya ile sanayi burjuvazisi
arasındaki ilişkileri irdelemiştik. Öteki sömürücü gruplar olan ti-
cari burjuvazinin, bankacıların, tarım kapitalistlerinin, büyük top-
rak sahiplerinin de bulunduğu olgusunu hesaba katmamıştık.
Bunların tümü de işçi sınıfının sömürülmesine katılırlar ve işçiler
tarafından yaratılan artı-değeri kendi aralarında paylaşırlar. Burju-
vaziyi, birbirinden farklı gruplara bölen nedenler de, aynı kapita-
list üretim koşullarında aranmalıdır.

Sermaye Hareketi

Sermaye, devamlı hareket halindedir. Hareketin durması
ya da yavaşlaması, kapitaliste giden artı-değerin azalması
ya da tamamen yokolması demektir.
Kendi evrimi sırasında sermaye, birçok aşamalardan geçer
ve farklı şekiller alır.
Birinci aşamada, sermaye, para şeklinde dolaşım alanın-
da görev yapar. Kapitalist, bu para ile, kapitalist üretim sürecini
hazırlayan üretim araçları ve emek-gücü satın alır. Bu aşamada
sermaye hareketi, aşağıdaki formülle gösterilebilir.

E
PM
Üa
(P-para, M-meta, E-emek-gücü, Üa üretim araçları.)
Böylece, sermaye, birinci aşamada para şeklinden bir başka
şekle, üretici sermaye şekline geçer.
İkinci aşamada, sermaye, üretim alanında görev yapar.
Burada, ücretli işçilerle üretim araçlarının birleştiği görülür. İşçilerin
emeği, artı-değer dahil, yeni bir değer içeren, yeni metalar üretir.
Bu aşamada sermayenin hareketi şu formülle ifade edilir:
E
M .. Ü ... M
Üa
Böylece, bu aşamada, sermaye, üretici şeklinden meta
şekline geçer.
Üçüncü aşamada, sermaye, dolaşım alanında, yeniden gö-
rev yapar. Burada, üretilmiş metalar paraya çevrilir. Ticari serma-
ye, para-sermayeye dönüşür. Bu aşamada sermayenin hareketi
şu şekilde gösterilir:
MP
Böylece hareketine para şeklinde başlayan sermaye yeni-
den para şekline döner. Ama kapitalist, ilk yatırdığı sermayeden
[sayfa 120] daha fazla para alır.
Sermayenin hareketi şu formülle gösterilebilir:
E
PM ..... Ü ... M ... P
Üa
Sermayenin bu hareketi, yani sermayenin ardarda bir
şekilden ötekine dönmesi ve üç aşamadan geçmesi, sermayenin devri (rotation) adını alır.
Sermayenin devri, iki dolaşım ve bir üretim aşamasına
bölünür. Bundan dolayı, kapitalist yeniden-üretim, dolaşım süreci
ile üretim sürecinin bağlanmasını gösterir. Bununla birlikte, üre-
tim ile dolaşım her ne kadar bir bütün oluşturursa da, kesin rol
üretimdedir. Çünkü, artı-değer, açık olarak, üretimde yaratılmıştır.

.arklı Sermaye Şekilleri ve Kapitalist Gruplar

Sanayi sermayesinin devri içinde geçirdiği üç aşamaya üç
sermaye şekli tekabül eder: para şekli, üretken şekli ve meta
şekli. Kapitalizm geliştikçe sermayenin her türü de kendi kişiliğini
buldu. Ticaret ve kredi alanlarında bağımsız şekilde görev yap-
maya başlayan ticari sermaye ve ikraz sermayesi, üretime bağla-
nan sermayeden ayrıldı. Sermayenin bu farklı şekilleri, burjuvazinin
farklı gruplarına tekabül eder: sanayiciler, tüccarlar, bankacılar.
Sanayici kapitalistlerin görevi, doğrudan doğruya işçi sını-
fının artı-emeğini, artı-değeri kendine maletmekten ibarettir. Tüc-
car kapitalistlerin görevi, meta-sermayeyi, para-sermayeye
çevirmekten ibarettir. İkrazcı kapitalistlerin görevi, para-sermay-
eyi toplamaktan ve gerekli yere yatırmaktan ibarettir. Her kapita-
list grup, işçi sınıfının yaratmış olduğu artı-değerden payını alır.
[sayfa 121] (Burada belirtilen burjuva gruplarından ayrı olarak tarım
kapitalistleri de vardır. İlke olarak, bunları, sanayi kapitalistlerin-
den farklı bir grup olarak almaya gerek yoktur.)
Bu grup kapitalistlere paralel olarak, sömürücü sınıfa dahil
bir başka grup daha vardır: bunlar, toprak sahipleridir. En önemli
üretim araçlarından biri olan toprağın sahibi olduklarından, bun-
lar, kapitalist toplum içinde özel bir yer tutarlar. Bunlar da artı-
değerin toplam kitlesinden kendi paylarını alırlar.
Toplumsal sermayenin, bağımsız sermayeler olarak, sa-
nayici, tüccar ve ikraz sermayesi olarak farklı bölümlerde özel-
leştirilmesi ve büyük toprak sahiplerinin varlığı, sömürücüler ara-
sında, artı-değere sahip çıkma uğruna aşırı bir rekabete neden
olmaktadır. Her kapitalist tarafından sahip çıkılan artı-değer, kâr
şeklini alır. Sanayici kapitalistler sanayici kârı, tüccarlar ticari kâr,
bankacılar faiz, büyük toprak sahipleri de toprak rantı alırlar.

2- ORTALAMA KÂR VE ÜRETİM .İYATI

Üretim Giderleri ve Kâr Oranı

Kapitalist işletmede üretilen metaın değeri üç bölüm içer-
ir: 1) s değişmeyen sermaye değeri (makinelerin, binaların değer-
inin bir kısmı, hammaddelerin, yakıtın, vb. değeri); 2) d değişen
sermaye değeri ve 3) a artı-değer.
Bu üç bölümden, kapitalist, ancak ilk ikisini ödemiştir ve
kapitaliste göre üretim harcamaları bunlardır. Bu yüzden, kapita-
list üretim harcamalarını, değişmeyen sermaye şekline giren gi-
derlerle değişen sermaye şekline giren giderler (s+d) oluşturur.
Kapitalist, kendi işletmesinde üretilen metaı sattığı zaman,
artı-değer, kapitalist üretim harcamaları üstünde bir fazlalık ola-
rak görünür. Kapitalist, işletmesinin verimliliğini belirlerken, bu
fazlalığı, üretime bağlanmış ya da önceden yatırılmış sermayeye
bağlar, yani üretim harcamalarından sayar. Sermaye toplamına
katılan artı-değer kâr şeklinde ortaya çıkar. Kâr, üretime bağlanmış
sermaye toplamına oranı içinde gözönüne alınan artı-değerdir ve
sermayeden doğmuş [sayfa 122] bir şey gibi görünür. Gerçekte, kâr
bir artı-değer meydana getirir ve ancak sermayenin değişen bölü-
mü tarafından doğurulur. Bundan dolayı, Marx, kârı, artı-değerin
değişmiş şekli olarak niteler.
Kapitalist işletmenin verimlilik derecesi, kâr oranı ile ölçülür.
Kâr oranı, artı-değerin üretime bağlanan sermaye toplamına ora-
nıdır ve yüzde ile ifade edilir. Örneğin, yatırılan sermaye (s+d)
200.000 dolar ise, (160.000s+40.000d), ve artı-değer (a) yılda 40.000
dolar olmuşsa, kâr oranı (k) şudur:
k=a/(s+d) xı %100=40.000/200.000 x %100=%20
Kâr oranı ile artı-değer oranını da birbirinden ayırdetmek
gerekir. Bir ve aynı işletmede kâr oranı, daima artı-değer oranın-
dan düşüktür. Bu durumda artı-değer oranı (a) şöyle ifade edilir:
a/d x %100=40.000/40.000 x %100=%100
Kâr oranı, kapitalist üretimin devindirici gücüdür. Kapitalist
sistemdeki kâr oranının rolü üzerine, İngiliz sendikacı ve yayım-
cısı İ. J. Dunning, ısrarla şunu der: Güvenli bir yüzde 10 kâr ile
her yerde çalışmaya razıdır; kesin yüzde 20, iştahını kabartır; yüz-

de 50, küstahlaştırır, yüzde 100, bütün insani yasaları ayaklar altı-
na aldırır; yüzde 300 kâr ile, sahibini astırma olasılığı bile olsa,
işlemeyeceği cinayet, atılamayacağı tehlike yoktur.*
Bu ayırdedici özellik, modern kapitalistlerin pratik tutumla-
rıyla tamamen doğrulanmıştır. Amerikan milyarderleri Morgan,
Rockefeller, Dupont ve benzerlerinin zenginlik ve kudretleri, in-
sanlığın bütün yasalarını ve bütün haklarını çiğneyerek kurulmuş
ve ayakta tutulmuştur. [sayfa 123]

Ortalama Kâr Oranının Oluşumu ve Üretim .iyatı

Kapitalist ekonomi, her çeşit meta üreten, farklı birçok iş-
letmeden oluşmuştur. Aynı cins meta üretimi yapan işletmeler,
benzemez koşullar içinde çalışırlar. Bu işletmeler, birbirlerinden
üretim oranları, teknik donatım düzeyi ve üretim organizasyonla-
rı bakımından ayrılırlar. Sonra, farklı işletmeler tarafından üretilen
metaların bireysel değerleri de aynı değildir. Ama bir sanayi da-
lındaki, yani tek ve aynı bir daldaki kapitalistler arasındaki reka-
betin sonu, meta fiyatlarının, kendi üretimleri için bireysel emek
giderleriyle de, kendi bireysel değerleriyle de değil, ama bu me-
taların pazardaki değeriyle (toplumsal değer) ölçülmesine varır.
Metaların fiyatı, onların pazar değeriyle belirlenmiş olduğun-
dan, emek üretkenliği yüksek, daha iyi donatılmış işletmeler daha
elverişli bir durumda olur. Dolayısıyla, ek bir kâr ya da fazla-kâr
sağlarlar. Ama serbest rekabet olduğu için, bu durum hep böyle
kalmaz. Yüksek kâr, herkesi kendine çeker. Üretim tekniği daha
geri olan işletme sahibi kapitalistler, araç ve gereçlerini yetkinleşti-
rerek, üretim tekniğini daha modern hale getirmeye çalışırlar,
işçilerin çalışmalarını yeğinleştirip, verimliliği artırırlar. Bundan şu
sonuç çıkar ki, bu işletmelerde ürünlerin değeri, ilerlemiş
işletmelerdeki bireysel değerin düzeyine düşer ve bu değer, artık
toplumsal değer, pazar değeri haline gelir. .azla-kar kaybolur.
Ama yeni teknik yetkinleşmeler, yukarda sözü geçen ya da başka
işletmelerin bir fazla-kar elde etmeleri için gerekli koşulları yeni
baştan yaratır.

* K. Marks, Kapital, Birinci Cilt, s. 779 (67 nolu dipnot).

Sanayi kollarının kendi aralarındaki iç rekabete paralel ola-
rak, kapitalist toplum içinde, bir de sanayiler arası bir rekabet,
yani üretimin çeşitli kollarına sermaye yatırmış kapitalistler arasın-
daki rekabet vardır. Bu tür rekabetin sonu, çeşitli kollardaki kâr
oranlarının birbirine eşit kâr elde etmesine varır.
Kapitalistler arasındaki kâr oranlarının birbirine eşit duru-
ma nasıl geldiğini görelim. Toplum içinde üç sanayi [sayfa 124] kolu
olduğunu kabul edelim. Bunlar, deri ve kösele, dokuma ve maki-
ne yapımı olsun. Bu kollara aynı önemde, ama organik bileşimleri
birbirlerinden farklı sermayeler yatırılmıştır. Bu kollardan herbiri
için yatırılan sermaye büyüklüğünün 100 birime eşit olduğunu
kabul edelim (örneğin, milyar dolar). Deri ve kösele sanayii için
70 birim değişmeyen sermaye ve 30 birim değişen sermaye; do-
kuma sanayii için 80 birim değişmeyen sermaye ve 20 birim de-
ğişen sermaye olarak hesaplansın; makine yapımı sermayesi de
90 birim ile 10 birim olsun. Bu işkollarından herbirinde, artı-değer
oranını da %100e eşit varsayalım. Bu demektir ki, deri ve kösele-
de 30 birim, dokumada 20 birim ve makine yapımında 10 birim
artı-değer üretilmiş olacaktır. Birinci işkolundaki metaların değeri
130a, ikinci işkolundaki metaların değeri 120ye, üçüncü işko-
lundaki metaların değeri 110a eşittir; ve üç işkolundaki metaların
değeri 360 birim olur.
Eğer, metaların kendi değerlerine satıldığı varsayılırsa, deri
ve köselede kâr oranı %30, dokumada %20 ve makine yapımında
%10dur. Bu durum, deri ve kösele kapitalistleri için elverişli, ama
makine yapımı kapitalistleri için elverişsizdir. Kâr elde etme
yarışında, makine yapımı kapitalistleri, makine yapımındaki ser-
mayelerini deri ve kösele sanayiine aktarırlar. Bu sermaye akını
sonucu, deri ve kösele sanayii, talepten fazla meta üretecektir.
Bunu takiben de fiyatlar ve daha sonra da kâr oranı, örneğin
%20ye kadar, düşecektir.
Aynı zamanda, makine yapımındaki üretim azalacak, oysa
talep eskisi gibi kalacaktır. Arz ve talep arasındaki oran değişimi
işletmecilere, fiyatları yükseltme fırsatı verecektir. Sonuç olarak,
kâr oranı, örneğin %10dan %20ye yükselecektir.
Böylece sermayelerin bir işkolundan diğer bir işkoluna ak-
tarılması, farklı kâr oranlarını bir ortalama kâr oranına götürür.
Ortalama kâr oranı, farklı üretim dallarına yatırılan eşit büyüklük-
te sermayeler için eşit bir kâr sağlar. Ortalama kar oranının
oluşmasıyla, metalar, artık kendi değerleriyle [sayfa 125] (s+d+a)
değil, üretim giderleri ve ortalama kârın meydana getirdiği fiyatla
(s+d+k) satılırlar. Metaın üretim giderleri artı ortalama kâra eşit
fiyata üretim fiyatı denir.
.arklı kâr oranlarının ortalama bir orana eşitlenmesi, ürün
fiyatının oluşması, aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:
Sermayenin Organik




Ürün .iyatı ile Değer
arasındaki değişim
Kâr Ortalaması
Meta değeri




Ürün .iyatı
Artı-Değer
Artı-değer




Kâr Oranı
Bileşimi



Oran ı




Deri ve Kösele 70s+30d %100 30 30 130 20 120 -10
Dokuma 80s+20d %100 20 20 120 20 120 0
Makine Yapım 90s+10d %100 10 10 110 20 120 +1 0
Toplam 240s+60d 100 60 20 360 20 360 -

Tabloda gösterildiği gibi, farklı kâr oranları, ortalama bir
orana getirilmiştir. Ürün fiyatı, meta değerinin dışına çıkmıştır. Şu
işkolunda değerin üstüne yükselmiş, bu işkolunda değerin altına
düşmüştür.
Sermayenin organik bileşimi düşük olan işkollarında (örne-
ğimizde, deri ve kösele sanayileri sözkonusudur) ürün fiyatı değe-
rin altında bulunur ve kâr, üretilen artı-değerden düşüktür. Ser-
mayenin organik bileşimi ortalama olan işkollarında, ürün fiyatları
ile değer ve kâr ile artı-değer uyuşur. Sermayenin organik bileşimi
yüksek olan işkollarında (örneğimizde, makine yapımı sözkonusu-
dur), ürün fiyatları değerden ve kâr da artı-değerden yüksektir.
Ürün fiyatının değer üzerindeki bu fazlalığı, sermayenin organik
bileşimi düşük olan sanayi kollarında, işçiler tarafından yaratılmış-
tır. Ama buna, sermayenin organik bileşimi yüksek olan işkolların-
daki kapitalistler sahip çıkar.
Bundan dolayıdır ki, işçiler, yalnız kendilerini istihdam eden kapitalistler tarafından değil, kapitalist sınıfın tümü tarafından sömürülmüş olurlar. Bütün kapitalist sınıfın, işçilerin sömü-
rülme derecesini artırmakta yararı vardır, çünkü bu, ortalama kâr
oranının artmasına varacaktır. Kapitalistlerin proletaryaya karşı
sınıf savaşımında tek cephe kurmaları buradan gelir. Tüm kapita-
list sınıf tarafından sömürülmekte olan işçi sınıfı da, sınıf daya-
nışmasını aynı şekilde uygulamak ve tek cephe kurmak zorunda-
dır. İşçilerin kısmi çıkarları uğruna tek tek kapitalistlere karşı sa-
vaşım, sermaye boyunduruğunu, kapitalist sömürü boyunduruğu-
nu, ancak kapitalizmi kaldırarak atabilecek olan işçi sınıfının du-
rumunu köklü olarak değiştiremez. Bu sonuç, proletaryanın sınıf
savaşımı bakımından marksist ortalama kâr oranı teorisinin önemli
politik rolünü gösterir.
Böylece, metaların, kapitalist rejimde, kendi değerleriyle
değil, üretim fiyatlarıyla satıldıklarını saptamış bulunuyoruz. Bu-
nunla birlikte bu, değer yasasının çiğnendiği anlamına gelmez.
Ürün fiyatı, değerin bir şekil değiştirmesinden ibarettir. Bazı kapi-
talistler metalarını, değerinin üzerinde, bazıları da değerinin altın-
da fiyatlarla satarlar. Ama bütün kapitalistler, metaların değerlerinin
topunu alırlar ve bütün kapitalist sınıfın kârları, toplumda meyda-
na getirilmiş tüm artı-değer kitlesine uygun düşer. Bütün toplum
ölçüsünde ürün fiyatlarının toplamı, meta değerlerinin toplamına
eşittir, ve kâr kitlesi de bütün artı-değer kitlesine eşit olur. Böyle-
ce, değer yasası etkisini üretim fiyatları arasında göstermiş oluyor.

Kâr Oranının Düşme Eğilimi

Kapitalizm geliştikçe sermayenin organik bileşimi artar. Bu,
hammadde kitlesiyle işletmelerdeki makinelerin ve donatımların
miktar bakımından artması demektir. İşçi sayısı da artar, ama da-
ha yavaş olarak. Bu nedenle, değişen sermaye, değişmeyen ser-
mayeye göre daha yavaş ilerler. Ama sermayenin organik bileşimi
yükseldiği oranda, kâr oranı düşer. Bununla birlikte bu, kâr kitle-
sinin de aynı oranda [sayfa 127] düştüğü anlamına gelmez. İşte bir
örnek: 70s+30d olarak meydana gelen 100 milyarlık toplumsal
sermaye 20 yılda iki kat bir artışla 200 milyar dolara ulaşıyor.
Organik bileşimi 160s+40d olmak üzere çoğalmıştır. Başlangıçta
%100 bir artı-değer oranı ile kâr kitlesi 30 milyar dolara eşitti;

ikinci durumda, kâr kitlesi 40 milyara eşit oldu. Aynı zamanda kâr
oranı, %30dan %20ye düştü. kâr oranının düşmesi (sermayenin
organik bileşiminin çoğalması kaçınılmaz oldukça) kaçınılmaz-
dır. Bununla birlikte, bu düşmeyi engelleyen bir dizi etken araya
girer.
Kâr oranının düşmesini engelleyen başlıca etken, işçilerin
sömürülme derecesinin yükseltilmesidir. Gene örneğimizi alalım.
İkinci durumda, sömürme derecesinin %200e eşdeğerde arttı-
ğını kabul edelim. Artık gerçekleşmiş olan kâr, 80 milyar dolar, ve
kâr oranı,
80/(160+40) x %100=%40 olacaktır.
Böylece, işçi sınıfının sömürülme derecesinin artması, kâr
oranının da artmasına varıyor.
Kâr oranının düşmesini engelleyen öbür etkenler: ücretle-
rin emek-gücü değeri altına düşmesi; değişmeyen sermayede,
işçilerin yaşamına ve sağlığına zararlı tasarruf fonları, vb.
Bütün bu etkenler, kâr oranının düşmesini ortadan kaldır-
mak şöyle dursun, onu hafifletmekten ve ona eğilimsel bir nitelik
vermekten başka bir şey yapmazlar.
Kâr oranının düşme eğilimi, kapitalist çelişkileri önemli şe-
kilde keskinleştirir. Proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki kes-
kinleşir; burjuvazi, kâr oranının düşmesini engelleme kaygısıyla,
işçi sınıfının sömürüsünü yeğinleştirir. Bu çelişkiler, sermayeleri-
ni, kâr oranı yüksek olan işkollarına kaydıran kapitalistler kam-
pında da katmerleşir. Giderek, kapitalistler arasında azgın bir re-
kabet başlar. Ve sonunda, bazı kapitalistler yıkılır gider, bazıları
da daha fazla zenginleşir. [sayfa 128] Çelişkiler, kapitalist güçler arasın-
da da aynı şekilde keskinleşir. Daha yüksek bir kâr elde etmek
için, sanayi bakımından gelişmiş devletlerin sermayeleri, emek-
gücünün daha ucuz, sermayenin organik bileşiminin daha düşük
olduğu az gelişmiş ülkelere doğru akmaya başlar.
Kapitalist çelişkiler keskinleşirken, kâr oranının düşme eği-
limi yasası, kapitalist üretim tarzının tarihsel darlığını ve onun da-
yanıksız niteliğini günışığına çıkarır.


3- TİCARİ KÂR

Sanayi Sermayesi ve Ticari Sermaye

Artı-değer, üretim süreci içinde, işçi sınıfının emeği ile ya-
ratılmıştır. Artı-değere, ilkin işletme sahibi olan sanayi kapitalisti
sahip çıkar. Artı-değer, ticaret kapitalistleri dahil, sömürücü sını-
fın bütün öteki gruplarına, sanayici kapitalistten geçerek gider.
Sanayi kapitalisti, artı-değerin bir bölümünü neden tüccara bıra-
kır? Kapitalist ekonomide, üretilen metalar, satışa çıkarılır. Bund-
an dolayı, metaların yalnızca üretilmiş olması yeterli değildir.
Onların bir de satılma işi vardır. Sanayici kapitalist, genel kural
olarak metaını, tüketiciye ulaştıracak olan tüccara satar.
Tüccar kapitalistin görevi, meta-sermayeyi para-sermayeye
çevirmekten ibarettir. Eğer ticaret kapitalisti olmasaydı, sanayici
kapitalist, yerel ticarethaneler açmak ve onları işletmek için tez-
gahtar vb. tutmak amacıyla ek bir sermayeye gereksinme duya-
caktı. Ama sanayici kapitalist bunu tüccara bıraktı. Toplumsal
planda, ticari sermaye, tamıtamına sanayi sermayesinden ayrılan
ek sermayeyi oluşturur; bu sermaye, kârın bir bölümünden yarar-
lanan tüccar kapitalistlerin sermayesi şeklinde, sanayi sermayesi-
nin karşısına çıkar. Tüccarların aldığı kâra, ticari kâr denir.

Ticari Kârın Kaynağı

Ticari kâr, artı-değerin bir bölümünü oluşturur. Bu artı-değer
bölümünü, sanayici, metalarını satmayı üzerine alan tüccara bı-
rakır. Sanayici kapitalistler metalarını tüccarlara, üretim fiyatla-
rının altında bir fiyata satar. Tüccar da, bu metaları, üretim fiyatları
üzerinden satar. Kapitalist tüccarlar, bu farka sahip olurken, bütün
sanayiciler gibi, sermayelerinden ortalama bir kâr elde ederler.
Kapitalist tüccarın karı, ortalama kârın altına düşerse, ticaret, zara-
rına olur ve tüccar, sermayesiyle birlikte sanayiye geçer. Sanayici
ve tüccar ortalama bir kâr gerçekleştirirler. Bununla birlikte bu,
onların eşit bir kâr quantumu elde edecekleri anlamına gelmez.
Pek doğaldır ki, sanayici kapitalistler, tüccarların meta satışına
ayırdıkları sermayeden çok daha fazlasını üretime yatırarak, daha

yüksek bir kâr quantumu elde edeceklerdir. Ama yatırılan ser-
maye payı eşitse, onların kârları da eşit olur.
Ticari kâr şekline dönmekle, artı-değer, tanınmayacak bir
kılığa girer. Ticari sermaye üretime katılmaz, ve kârın bizzat ticari
işlem sonucunda, yani dolaşım sırasında ortaya çıktığı sanılır.

Dolaşım Harcamaları

Metaların satışa çıkması, dolaşım harcamaları adı verilen
bazı giderleri gerektirir.
Kapitalist dolaşım harcamaları ikiye ayrılır. Gerçek anlam-
da harcamalar, metaların alımına ve satımına doğrudan doğruya
bağlı bulunan giderlerdir. Bunlar, metaın paraya ve paranın me-
taya dönmesi bakımından zorunlu giderlerdir. Büyük kısmı per-
sonele ödenen giderler, ticari büroların yönetim, ilan giderleriyle,
spekülasyon ve rekabetin rasgele ortaya çıkardığı giderler, bura-
ya girer. Gerçek dolaşım harcamaları, metaya hiçbir değer kat-
mazlar ve sanayici kapitalistlerden alınan artı-değerin bir bölümü
ile kapitalistler tarafından [sayfa 130] karşılanmıştır. Sözkonusu gider-
lerin büyük bir bölümünü, kapitalist ticaretin dolaşım harcamala-
rı oluşturur.
Dolaşım alanında üretim sürecinin devamını kapsayan gi-
derler, toplum için zorunlu olan ve kapitalist ekonominin özel
niteliklerine bağlı bulunmayan harcamaları içerirler: metaların
muhafaza ve depolanması, tamamlanması, taşınması, ambalajı
vb.. Her ürün, ancak tüketime hazır bir duruma getirildiği zaman
tüketiciye teslim edilir. Metaların tamamlanması, taşınması, am-
balajı, metaların değerine yeni bir değer katar; ve bundan dolayı-
dır ki, dolaşım harcamaları üretim harcamalarından ayrılmaz.
Kapitalist rejimde dolaşım harcamaları, en başta da özel-
likle reklamın yolaçtığı harcamalar durmadan artar. Dolaşım har-
camalarının çoğalması, burjuva toplumu içinde asalaklığın yay-
gınlık kazandığını gösterir. Kapitalist ülkelerde dolaşım harcama-
ları, perakende ticaret tutarının hemen hemen üçte-birini oluşturur
ve emekçilerin sırtında ağır bir yüktür.


Kapitalist Ticaret Şekilleri
Dış Ticaret

Bugünkü kapitalist ekonomide iç ticaret, başlıca iki şekle
girer: toptan ticaret ve perakende ticaret. Toptan ticaret (sanayici
ve tüccar) kapitalistler arasında yapılır. Perakende ticaret, me-
taların doğrudan doğruya halka satılmasıdır.
Toptan ticaretin bir büyük önemi meta borsalarına bağ-
lanmış olmasıdır. Ticaretin örnek parçalar (eşantiyonlar) üzerin-
den yapıldığı, metaların arz ve talebinin ülke çapında, ve çok kez
de bütün kapitalist dünya çapında yansıtıldığı borsa, pazarın özel
bir şeklidir.
Dış ticaret, yani ülkeler arasında yapılan ticaret, ihracat ve
ithalat şeklindedir. İhracat ve ithalat arasında (fiyatlar üzerine ku-
rulan) oran, ticari dengeyi belirler. Ticari denge, aktif ya da pasif
olabilir. İhracat ithalattan fazla olursa, ticari denge aktiftir. İthalat
ihracattan fazla olursa, ticari denge [sayfa 131] pasiftir.
Metaların dış pazarlarda satılması, kapitalistlere, üretim hac-
mini büyütme ve böylece de kazançlarını artırma olanağı verir.
Sanayi bakımından ileri ülkelerin kapitalistleri, azgelişmiş ülkeler
ile ticaret yapmaktan, özellikle kârlı çıkarlar. Bu durum, sınai mad-
delerin, geri kalmış ülkelere, nispeten daha yüksek fiyatlarla akı-
tılmasına karşılık, hammaddelerin oralardan daha düşük fiyatlarla
satın alınmasına dayanır. Dış ticaret, gelişmiş ülkeler için, geri
kalmış ülkeleri, ekonomik bakımdan köleleştirme yollarından bi-
ridir.

4- İKRAZ SERMAYESİ.
HİSSE SENETLİ ORTAKLIKLAR

İkraz Sermayesi ve .aiz

Sermayenin devri sırasında yalnızca ticaret sermayesi de-
ğil, ikraz sermayesi (capital de prét) şekline giren para-sermaye
de özel bir biçim alır. Kullanılabilir para-sermaye nereden gelir?
Örne-ğin, sanayici, her ay, kullanıma hazır bir meta satıyor ve altı
ayda bir hammaddeler satın alıyor, ayrıca elinde beş ay kullana-

bileceği para var. Kapitalist, bir yandan sabit sermayenin yıpranmış
bölümlerinin yenilenmesine yönelik para biriktirirken, bir yandan
da elinde hemen kullanabileceği para tutarları oluşur. Bu toplam
paraları, ancak birkaç yıl sonra, yeni bir avadanlık satın almak
için harcayacaktır.
Bir başka zamanda da, kapitalist, paraya gereksinme duyu-
yor. Örneğin, kullanıma hazır metalarını satamadı ve hammad-
deler satın alması gerekti.
Buna göre, bir kapitalist geçici olarak fazladan para-ser-
mayeye sahip, başka bir kapitalistin ise böyle bir sermayeye ge-
reksinmesi var. Kullanıma hazır sermayenin sahibi olan kapitalist,
bu paraları bir an için yararlanmak üzere öteki kapitalistlere verir.
İkraz sermayesi, belirli bir vadeyle, faiz adı verilen bir gelir kar-
şılığında, ödünç olarak verilen para-sermayedir. [sayfa 132]
.aiz, kendisine borç para verilen sanayici ya da tüccar
kapitalist tarafından para sahibi kapitaliste verilen bir kazanç bölü-
müdür. Sanayici ya da tüccar kapitalist, kendisine verilen borç
parayı üretime ya da ticarete yatırır. Bundan dolayıdır ki, ikraz
sermayesinin ayırıcı özelliği, ikraz sermayesinin asıl sahibinden
başka bir kapitalist tarafından kullanılmış olmasıdır. Sanayici, ikraz
sermayesinin üretimde kullanılması sayesinde işçiler tutar, ve on-
lardan artı-değer sağlar. Bu artı-değerin bir bölümü, sanayici ka-
pitalist tarafından, faiz şekli altında ikrazcıya ödenir. Böylece,
borcun faizi, artı-değerin şekillerinden biridir.
Sanayici kapitalist, örneğin, 100.000 dolar borç aldı. Ortala-
ma %20 kârla, bu sermaye üzerinden kâr toplamı 20.000 dolara
yükselecektir. Sanayici kapitalistin ikrazcı kapitaliste aktardığı kâr,
bu 20.000 dolarlık kâr üzerindedir. 100.000 dolar karşılığı ikrazcıya
ödenecek faiz derecesi, ya da faiz oranı (.aiz oranı, ikraz edilen
sermaye ile, faizler toplamı arasındaki orandır.) 3 olursa, 20.000
dolarlık kârdan 3.000i ikrazcıya devredilmiş demektir. Kârın geri
kalan 17.000 dolarlık bölümüne ise, sanayici kapitalist tarafindan
sahip çıkılır. Kârın bu kesimine işletmeci kazancı denir.
İşletmeci kazancı ve faiz olarak bölüşülen ortalama kâr
oranı, ikraz sermayesinin arz ve talebi arasındaki ilişkiye bağlıdır.
Para-sermaye talebi arttıkça faiz oranı da yükselir ve para-serma-
ye talebi azaldıkça faiz oranı da düşer. .aiz, ortalama kârın ancak

bir bölümü olduğundan, faiz oranı, ortalama kar oranını geçe-
mez.
Kapitalizmin gelişmesiyle faiz oranı düşme eğilimi göste-
rir. Bu, önce kâr oranının düşme eğilimi nedeniyle olur. İkinci
olarak da, kapitalizmin gelişmesiyle ikraz sermayesinin quantumu
önemli şekilde artar. Sermaye arzı, talebe üstün gelir. İşte, ikraz
faizi oranındaki düşmeyi belirleyen nedenler bunlardır. [sayfa 133]

Kapitalist Kredi Banka ve Bankacı Kârı

İkraz sennayesinin hareketi, kredi şeklinde gerçekleşir. Ka-
pitalist kredinin iki biçimi vardır: ticari kredi ve banka kredisi.
Ticari kredi, sanayici ve tüccar kapitalistler, birbirlerine kre-
dili meta sattıkları ve karşılığında, belirli bir miktar parayı, belirli
bir süre sonunda ödemek üzere, birbirlerini yükümlülük altına
sokan bir borç senedi aldıkları durumlarda ortaya çıkar.
Banka kredisi, tüccar ve sanayicilere bankacılar tarafından
verilen kredilerdir. Bankalarda toplanan emre hazır para-sermaye
burada kullanılır.
Kapitalist rejimde, banka, borç alanlarla (emprunteurs) kre-
di açanlar arasında aracı rol oynayan kapitalist bir işletmedir.
Bankaların faaliyeti şundan ibarettir: bankalar, sermayeleri ve kul-
lanılabilir ve faal olmayan gelirleri toplayarak, onları, kapitalistle-
rin ve hatta burjuva devletin emrine hazır tutar. Ayrıca bankacılar,
doğrudan doğruya, sınai ve ticari işletmelere, kapitalist olarak,
sermaye yatırımında da bulunurlar.
Diğer kapitalist işletmelerde olduğu gibi, banka faaliyetinin
amacı, kazanç sağlamaktır. Bir bankanın kâr kaynağı, üretimde
yaratılan artı-değerdir. Banka kârını, ikraz toplamları için banka
tarafından alınan faiz ile mevduatlar için bankanın ödediği faiz
arasındaki fark oluşturur. Mevduat, kapitalistler, tüccarlar, toprak
sahipleri ve nüfusun öteki tabakaları tarafından bankaya yatırılan,
kullanılabilir parasal kaynaklardır. Mevduata ayrılan daha az bir
faizle, ikrazlar toplamından peşin aldığı (daha yüksek) faiz arasın-
daki farkı, banka, kendine maleder. Banka işlemlerinin yürütül-
mesine bağlı giderler, bu toplamdan kapatılır. Kalan toplam ise,
banka kazancını oluşturur. Kapitalist rekabet, bu kârı, kendiliğin-

den, bankanın kendi sermayesine göre ortalama kar oranı dü-
zeyine indirir. Banka sermayelerinin en büyük [sayfa 134] bölümünü,
mevduat yolu ile elde edilen, istikraz edilmiş sermaye meydana
getirmiştir.
Bankalar kredi işlemlerinde oynadıkları aracı rollerinden
fazla olarak, kapitalistler arasındaki hesapları düzenler ve kapita-
listlerin hesapları konusunda her çeşit mali işlemler yaparlar.
Bundan dolayı, banka, birçok kapitalist için kasadar rolü oynar.
Kapitalist rejimde, bankalar, ekonomi dalları arasında, para
kaynaklarının kendiliğinden dağılımı için bir çeşit mekanizma
oluştururlar. Bununla birlikte, bu dağılım, toplum yararına değil,
kapitalistlerin yararına olmuştur. Çeşitli ekonomi dallarını, kendi
aralarında sıkısıkıya bağlayan kapitalist kredi, emeğin toplumsallaş-
maya itilmesine katkıda bulunur.
Bununla birlikte, bu toplumsallaşma, üretim araçlarının özel
mülkiyet temeli üzerinde olur. Kredi gelişmesi, bu arada, kapita-
list üretim tarzına bağlı çelişkileri daha da keskinleştirir ve kapita-
list üretimdeki anarşiyi artırır.

Hisse Senetli Ortaklık

Kapitalizmin şafağında, fabrika ve işletmeler, bireysel
işletmeciler tarafından kurulmuşlardı. Ama daha sonra, demiryol-
ları, limanlar vb. gibi dev eserlere bireysel sermayenin gücü yet-
mez oldu. 19uncu yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, sanayide,
demiryolları yapımında ve banka kurmada, yaygın şekilde hisse
senetli ortaklığa geçilmiştir. Hisse senetli ortaklık (la société par
actions), sermayesi üyeleri tarafından yapılan ödemelerden olu-
şan, üyelerinin yatırdıkları meblağlar oranında hisse senedine sa-
hip olduğu bir işletme şeklidir. Hisse senedi, sahibine, işletme ge-
lirinden bir pay, yani bir temettü alma hakkını verir. Hisse senet-
leri, hisse senedi kuru denilen belirli bir fiyatla, değerler borsasında
satılır ve alınırlar. Değerler borsası, değerlerin, her şeyden önce
de hisse senetlerinin pazarıdır. Hisse senetlerinin alınıp satıldığı
ve kurlarının takdir edildiği yer, borsadır.
Kur ya da hisse senetlerinin fiyatı iki etkene bağlıdır: [sayfa
135] 1) bankaların mevduat için ödedikleri faiz oranı, ve 2) her

hisse senedinin getirdiği yıllık gelir. 100 dolarlık bir hisse senedi,
yılda 10 dolar gelir sağlarsa, bu hisse senedi öyle bir para topla-
mına satılmalıdır ki, bu para bankaya yatırıldığında, faiz şeklinde
gene yılda aynı 10 doları getirmiş olsun. Bankanın mevduat için
yılda %5 ödediğini kabul edelim. Bu durumda, hisse senedi 200
dolara satılmış olacaktır, çünkü bankaya yatırılmış olan bu para,
sahibine, yılda 10 dolara eşit bir gelir sağlayacaktır.
Hisse senetli ortaklığın faaliyetini örgütlendirip yürütmek
için hissedarlar genel kurulu, seçim yoluyla, yönetim kurulunu
seçer ve yöneticiler ve imza sahiplerini atar. Genel kurulda oy sa-
yısı hisse senetlerinin sayısına göredir. Ama hisse senetlerinin
miktar bakımından çoğu, genel kural olarak, büyük kapitalistler
azınlığının elinde bulunduğu için, pratikte de hisse senetli orta-
klığın sahibi, bu azınlıktır. Deneyim, işletmenin mutlak sahibi ol-
mak içim hisse senetlerinin yarısından daha azına sahip olmanın
yettiğini göstermiştir. Bir tek kişi ya da birbirlerine bağlı kişiler
grubu tarafından elde tutulmuş olan ve ortaklık içinde rakipsiz
egemenlik kurmaya olanak veren hisse senedi sayısı, büyük his-
se senetleri paketi adını alır.
Değer şekli altında varolan (hisse senetleri, tahviller) ve
elinde bulunduranlara bir gelir getiren sermayeye, itibari sermaye
(capital fictif) denir. Senetlerin bu adı almaları, kendi başlarına
bir değer taşımamalarından dolayıdır. Ancak, dolaylı olarak, ger-
çek (efektif) sermaye hareketini yansıtırlar.
Hisse senetli ortaklıkların çoğalması, giderek, kapitalistleri,
faiz ve temettüden kazanç sağlayan kimseler durumuna getir-
miştir. Oysa, işletmelerin yönetimi, ücretli kişiler, yöneticiler ve
müdürler tarafından yürütülür. Böylece de, kapitalist mülkiyetin
asalak niteliği daima yeğinlik kazanır.
Hisse senetleri bütün halk tabakaları arasına yayılıp yerleş-
miştir. Bu durum, kapitalistlerin çıkarınadır: hisse senetleri alıcıla-
rı arttıkça, hisse senetli ortaklıkları yöneten [sayfa 136] büyük hisse
sahiplerinin ellerinde toplanan sermaye de artar. Bu hisse senet-
lerinin bazı emekçi grupları tarafından satın alınması, burjuva ideo-
loglarına sermayenin demokratizasyonu teorisini göklere çıkar-
ma olanağını vermiştir. Bu teori, hisse senetli işletmeler şeklinin
gelişmesiyle kapitalizmin niteliğinin değiştiğini, her emekçinin,

bir hisse senedi satın alarak hisse senetli ortaklığın ortak-sahibi
olacağını ve yönetime katılabileceğini ileri sürer. Gerçekte, ano-
nim ortaklıklar, tamamen büyük hisse senetleri paketini ellerinde
bulunduran büyük kapitalistler tarafından yönetilir. Hisse-senedi-
sermayenin bütün üstünlüklerinden yararlananlar, bu kapitalist-
lerdir. Senetlerin küçük bir bölümüne sahip olan emekçilerin,
hisse senetli ortaklıkların yönetiminde bir rolleri ne vardır ve ne
de olabilir.
Daha yukarda, artı-değerin kâra nasıl dönüştüğünü ve sa-
nayicilerin, tüccarların ve bankacıların onu nasıl elde ettiklerini
saptamıştık. Ama, kapitalist rejimde bir sömürücü grup daha var-
dır. Bunlar, büyük toprak sahipleridir. Onlar da, kapitalist toprak
rantı şekline giren artı-değerin bir bölümünden eşit olarak yarar-
lanırlar.

5- KAPİTALİST REJİMDE TOPRAK RANTI VE
TOPRAK İLİŞKİLERİ

Kapitalist Toprak Rantı

Toprak rantı nereden gelir? Onu kim üretir ve o toprak sa-
hibinin eline nasıl varır? Bu soruları yanıtlayan marksizm-leni-
nizm, ücretli emeğin sömürüsü üzerine kurulmuş olan kapitalist
bir tarımın varlığından hareket eder. Toprak sahibi ile kapitalistin,
farklı iki kişi olduğu da varsayılmıştır.
Toprak sahibinin kendisi tarımla uğraşmaz. Tarımsal üre-
tim alanına sermaye yatırmaya kararlı kapitaliste, toprağını kiraya
verir. Artı-değer yaratan işçileri, sermayesini toprağa yatıran kapi-
talist tutar. Artı-değer, her şeyden önce, [sayfa 137] bu artı-değeri iki
bölüme ayıran kapitalist-kiracının elinde toplanır. Kapitalist-kira-
cı, onun birini kendine ayırır; bu, yatırılan sermaye üzerinden,
ortalama kâr oranına eşdeğerde olan kendi kârıdır. Ortalama kârın
üstünde, fazladan kâr olan öteki bölümü ise, toprak sahibine ay-
rılmıştır. İşte, toprak rantını oluşturan, artı-değerin bu bölümüdür.
Kapitalist-kiracının tuttuğu işçiler tarafından yaratılan artı-değerin
bir bölümü, neden toprak sahibinin malı oluyor? Nedeni
basit, o, toprağın sahibidir ve onun izni olmadan hiç kimse o

toprağı işletme hakkına sahip değildir. Bu nedenle, toprak rantı-
nın, toprak özel mülkiyetinin gerçekleşmesinin ekonomik şekli
olduğu söylenir. Eğer kapitalist, toprağın da sahibi olsaydı, tarım
işçileri tarafından yaratılan artı-değerin tümüne o sahip çıkacaktı.
Kapitalist rejimde toprak rantı, feodal toprak rantından fark-
lıdır. .eodalizmde toprak rantı, şekli ne olursa olsun (emek ola-
rak, ayni olarak, para olarak temsil edilsin), başlıca iki sınıf olan
toprak sahipleri ile serf köylüler arasındaki feodal üretim ilişkilerini
ifade ediyordu. Kapitalist rejimde ise, toprak rantı, üç sınıf arasın-
daki ilişkileri ifade eder: toprak sahipleri, kiracı-kapitalistler ve
tarım ücretlileri. .eodal rejimde, rant, köylüler tarafından (feodal
beye) teslim edilen artı-ürünün (surproduit) tamamıdır. Kapitalist
rejimde ise artı-değer, sömürücü iki sınıf arasında bölüşülür: kira-
cı-kapitalistler ve toprak sahipleri.
.arklılık rantı ile mutlak rantı ayırdetmek gerekir. Bu rant
şekillerinin varlığı, Leninin belirtiği gibi, iki tür tekele bağlıdır: biri,
işletme konusu olarak toprak üzerinde kurulan tekel, ki bu farklı-
lık rantının kaynağını oluşturur; ikincisi toprak özel mülkiyetinden
gelen tekel, ki mutlak rantın doğuşu da buradan gelir.

.arklılık Rantı

Sanayide, metaın değeri ve üretim fiyatı, üretimin ortala-
ma koşullarıyla belirlenmiştir. Tarımda, tarımsal aşlıkların [sayfa 138]
üretim fiyatı, ortalama üretim koşullarıyla değil, en verimsiz to-
praklarda yapılan üretim koşulları tarafından belirlenir. Toprağı,
yüzölçümü sınırlı olduğundan, büyütmek olanağı yoktur. İyi ve
orta toprakları kiralayan kiracılar, kötü toprakları kiralayan kira-
cılardan daha elverişli bir durumda bulunurlar. .arklı topraklar
üzerindeki bu kiracılar tekeli, topraklar işletme konusu olduğu
sürece, gelirlerde farklar doğuracaktır. .arklılık rantı, daha elverişli
koşullar içinde bulunan işletmelerde elde edilen, ortalama kârın
üstünde bir kar fazlasıdır. Ama, rantın kaynağı toprağın kendisi
değildir. Daha iyi topraklara uygulanan emek, daha üretkendir ve
ek bir kâr sağlar.
.arklılık rantı elde etmeye olanak veren üç etken vardır.
Bunlar: 1) çeşitli topraklar arasındaki verimlilik farkları, 2) pazar-

la olan ilişkisi bakımından topraklar arasındaki konum farkları,
3) toprağa yatırılan ek sermayeden sağlanan verim farkları.
Toprakların verimlilik ve konum farklarından ileri gelen ran-
ta, Marx, farklılık rantı-I adını veriyor. Bunu inceleyelim:
Örneğin, yüzölçümü aynı olup da verimliliği farklı üç tarla
alalım. Kiracı, her tarla için, işçi kiralamak, tohum, malzeme vb.
satın almak için 100 dolar harcamış olsun. Ama tarlaların verimli-
liği farklı olduğundan, kaldırılan ürün de doğal olarak farklı ola-
caktır. Diyelim ki, birinci tarla 4 kental, ikinci tarla 5 kental ve
üçüncü tarla da 6 kental ürün verdi.
Ortalama kâr oranı da %20ye eşit olsun. Bu durumda,
herbir tarlada bütün tahılın üretim fiyatı (üretim gideri ve ortala-
ma kâr) 120 dolara eşdeğerdir. Kental başına düşen üretim fiyatı
nedir? Birinci tarlada, bir kental tahıl 30 (120/4=30) dolara, ikinci
tarlada bir kental tahıl 24 (120/5=24) dolara, üçüncü tarlada bir
kental tahıl 20 (120/6=20) dolara malolur.
Ama tahılın pazar fiyatı, en az verimli tarlanın üretim fiyatı-
na, yani kentalini 30 dolara maleden tarlanın üretim fiyatına göre
saptanır. Eğer fiyat, maloluş fiyatı düzeyi 24 dolar [sayfa 139] olan
(orta) tarlaya göre saptansa, en kötü tarlayı işleten kapitalist-kira-
cı, yalnız 96 dolar elde eder ki (4 çarpı 24), bu durumda, kârdan
sözetmek şöyle dursun, yatırım harcamalarını bile geri alamaz.
Bu durum, en verimsiz tarlaları işleten işletmecilerin, tarımdan
vazgeçmelerine neden olabilir. Bunlar, diğer kapitalist-kiracılar
tarafından işgal edilmiş olan daha iyi ya da orta verimlilikteki top-
raklara geçemezler. Kötü topraklar üzerinde üretimin durması
ise genel tahıl miktarını azaltır. Tahıl fiyatları yükselmeye başlar
ve kentali 30 dolarlık bir düzeye ulaştığı zaman, kötü toprakları
yeniden işletmeye başlamak kârlı olur.
Böylece, birinci tarlanın kiracısı, ürününü 120 dolara; ikinci
tarlanın kiracısı ürününü 150 dolara; üçüncü tarlanın kiracısı da
ürününü 180 dolara satar. İkinci tarlanın üretim fiyatı üzerinde
sağlanan 30 dolarla, üçüncü tarlanın üretim fiyatı üzerinde sağ-
lanan 60 dolar fazlalık, farklılık rantını oluşturur.
Bu durumu daha açık görmek için aşağıdaki tabloya baka-
lım:



126 Nikitin
Ekonomi Politik
Tarla Başına Genel




Sermaye (dolar)
Üretim .iyatı Üretim .iyatı




Ürün (Kental)




.arklılık Rantı
Ortalama Kâr
Harcanan
T ar l a l a r




( d olar)




1 Kental


1 Kental
Üretim




Üretim
Tüm




Tüm
I 100 20 4 120 30 30 120 -
II 100 20 5 120 24 30 150 30
III 100 20 6 120 20 30 180 60

Sonuç olarak, farklılık rantı, ortalama kâr üstünde bir fazla-
lıktır. Tarım ücretlilerinin emeğiyle yaratılmıştır. İşçilerin [sayfa 140]
farklı verimlilikte topraklarda çalışması, farklı bir üretkenlikle so-
nuçlanıyor. .arklı artı-değer niceliklerinin meydana gelmesi bund-
an dolayıdır.
.arklılık rantı-Iin ortaya çıkışı, tarlaların konumuna da bağ-
lıdır. Burada, büyük kentlerle ilişki kurma yönünden, nehirlere,
denizlere ya da demiryollarına olan uzaklık rol oynar. Pazarlama
merkezlerine daha yakın işletmeler, pazarlama merkezlerine daha
uzak işletmelere oranla, iş ve taşıt giderleri bakımından daha
elverişli durumdadırlar. Pazarlama merkezlerine yakın olanlar,
kendi ürünlerini, uzaktan getirilen ürünlerle aynı fiyat üzerinden
satarak fazla bir değer sağlarlar.
Toprağa ek sermayeler yatırıldığı takdirde de, farklılık rantı
elde edilir (suni gübre, çalışma yöntemlerini iyileştirme, modern
makineler kullanma vb. sayesinde). Yoğun (intensive) bir ekono-
mik yönetimden gelen fazla-kar, farklılık rantı-II adını alır.
.arklılık rantı-I ve IInin kiracı ile toprak sahibi arasında bö-
lünmesi ve bu bölünmede, onlardan herbirinin sahip olduğu pay,
toprak talebi ve işletme konusu olduğu sürece, arz gibi somut ko-
şullara bağlıdır. Bu koşullar, kira sözleşmesinde yansır.
Sözleşme imzalanırken, toprak sahibi, geçmişte, topraktan
kazandıği farklılık rantını genel kural olarak sözleşmede saptar.
Bundan dolayıdır ki, farklılık rantını maledinen, büyük toprak sa-
hibidir. Ama daha sonra; kapitalist-kiracı, sözleşmede geçen pay-
dan daha fazla bir farklılık rantını elde ederse, bundan kârlı çıkacak
olan, hiç değilse yeni bir sözleşme imzalanıncaya kadar, kiracı-

dır. Toprak sahibi, I ve II farklılık rantlarından, ayrı olarak mutlak
ranta da sahip olur.

Mutlak Rant
Toprağın .iyatı

Kapitalist rejimde toprak, ayrı ayrı kişilerin özel mülküdür.
[sayfa 141] Bundan dolayı da tarıma sermaye yatırmak, toprak sahi-
binin rızasına bağlıdır. Toprağın özel mülkiyet tekeli, sermayenin
sanayiden tarıma serbestçe aktarılmasına engel olur. Bu yüzden,
tarımda, sermayenin organik bileşimi, sanayideki sermayenin or-
ganik bileşiminden düşüktür. Bu durum, aynı sermaye ile, tarım-
da, sanayidekinden daha fazla artı-değer üretileceğini gösterir.
Eğer sermaye, sanayiden tarıma serbestçe aktarılabilseydi, tarım-
da yaratılan artı-değer fazlası, sermayenin organik bileşimi düşük
olduğu için, sanayi sermayesi ile tarım sermayesi arasında bölüşül-
müş olacaktı. Ama toprağın özel mülkiyeti kapitalistler arasında
bu bölüşümün yapılmasına olanak vermemektedir. Toprak sa-
hipleri, sermayelerini tarıma yatıran kapitalistlerden, peşin almak
suretiyle, bu fazlaya sahip çıkarlar.
Kapitalistler, toprak sahibine toprağı kullanmak için gere-
ken ödemeyi yapmadan, tarımsal üretim hazırlığına girişemezler.
Toprak üzerindeki özel mülkiyet hukuku gereğince, toprak sahi-
binin, peşin olarak aldığı haraca mutlak rant denir.
Mutlak rantın oluşumunu aşağıdaki örnek üzerinde ince-
leyelim. Sanayideki sermayenin organik bileşimini 4/1e eşit ve
tüm sermayeyi 80s+20d olarak kabul edelim. [sayfa 142] Artı-değer
oranı %100 olduğuna göre, artı-değeri temsil eden ürün, 20 birim
olur. Tüm üretimin değeri, 120 birime eşittir. Tarımdaki sermaye-
nin organik bileşimi, sanayideki sermayenin organik bileşiminden
düşüktür ve örneğin 60s+40d, yani 1,5/1i oluşturur. %100'lük artı-
değer oranı ile 40 birim artı-değer üretilecek ve tüm tarım üreti-
minin değeri 140 birime eşit olacaktır. Kapitalist-kiracı, sanayici
kapitalist gibi, 20ye eşit bir ortalama kâr gerçekleştirecektir. Bund-
an ötürü, tarımsal ürünün satış değeri 140'a eşit olduğu halde,
üretim fiyatı (üretim gideri+ortalama kâr) 120ye (100+20) eşit
olacaktır. Tarımsal ürünün değeri ile üretim fiyatı arasındaki fark

(örneğimizde, 140 - 120=20), toprak sahibinin sahip çıktığı mut-
lak rantı oluşturacaktır. O halde, mutlak rant, toplumsal üretim
fiyatına oranla, tarımsal ürünün değer fazlasıdır.
Demek ki, her toprak için, bu toprağın verimliliğinden ve
konumundan bağımsız olarak, ödenen mutlak rantın kaynağı,
özel toprak mülkiyeti tekelinde yatar.
Toprak bir doğa vergisidir, değer içermez; ama kapitalist
rejimde alınıp satılır, yani bir meta olur. Satışa çıkarılan tarlanın
fiyatını belirleyen nedir?
Tarlanın fiyatı iki etkene bağlıdır: 1) yıllık gelir (rant) ve 2)
ikraz faizinin oranı. Eğer toprak, sahibine yılda 10.000 dolarlık bir
gelir sağlıyorsa, sahibi bu tarlayı öyle bir paraya satmalıdır ki, sa-
tıştan gelen toplam para, bankaya yatırıldığı zaman, aynı geliri,
yani 10.000 doları getirsin. Bankanın mevduat için %4 faiz verdiği-
ni varsayalım. Toprak sahibi, toprağını 250.000 dolara satmalıdır.
Bu para bankaya yatırılınca, toprak sahibine getireceği yıllık gelir
(%4ten) 10.000 dolara eşit olur. Bundan dolayıdır ki, toprağın fi-
yatı, sermayeleşmiş ranttır, yani faiz şeklinde gelir getiren serma-
yeye dönüştürülmüş bir rant. Kapitalizmin gelişmesiyle rantın bü-
yümesindeki ve ikraz faizi oranındaki düşmeye bağlı olarak top-
rağın fiyatı da artar. [sayfa 143]

Tarımda Kapitalist Gelişmenin Ayırdedici Özellikleri

Tarımda kapitalizmin gelişmesi, sanayideki ile aynı ekono-
mik yasalara bağlıdır. Öte yandan, somut tarihsel duruma göre,
tarımda kapitalizm, farklı biçimlerde gelişmiştir. Gelişme yolların-
dan ikisi en tipik olanlardır.
Birinci yol, büyük malikanelerin muhafaza edilmesi, ve ya-
vaş yavaş değişikliğe uğrayarak, kapitalist işletmeler haline gel-
mesidir. Özellikle Almanya, çarlık Rusyası ve İtalyada, tarımda
kapitalizmin gelişmesi, bu yoldan olmuştur.
İkinci yol, büyük toprak sahiplerinin burjuva devrimiyle tas-
fiye edilerek, elkonulan toprakların köylülere satılması, kapitalist
üretimin hızla geliştiği çiftlik işletmelerinin ortaya çıkmasıdır.
Birleşik Amerikada, tarımda kapitalizmin gelişmesi bu yoldan
olmuştur.

Tarımda kapitalistleşme ne şekilde olursa olsun, toprak
mülkiyeti, daima büyük burjuvazinin elinde toplanır. Küçük çiftçi-
lerin ve feodallerin mülkü, burjuvazinin özel mülkiyetine bırakıl-
mıştır. Böylece, 1954te Birleşik Amerikada, çiftlik işletmelerinin
%73,4'ü, toplam arazinin %19,6sına sahipti; oysa çiftlik sahipleri-
nin %26,6sının sahip oldukları toplam arazi %80,4 idi. Bunlar ara-
sında en önemli işletmeler (%2,7) ise, toprağın %45,9una sahiptir.
Tarımda kapitalizmin gelişmesi, üretimin yoğunlaşmasıyla
atbaşı gider. Bu yoğunlaşma, büyük kapitalist işletmelerin küçük
üretime göre sahip oldukları kesin üstünlükler nedeni ile, küçük
köylü işletmelerinin büyük kapitalist işletmeler tarafından geriye
atılmasına neden olur. Büyük üretim, tarımsal makinelerin kulla-
nılmasına geniş ölçüde olanak sağlar. Burada, emek üretkenliği
daha yüksektir. Belirli işkolunda (bitki ve hayvan yetiştirmede)
uzmanlaşma ve pazara bol ürün sürme, büyük üretimde önemli
üstünlükler sağlar. Büyük üretimle rekabete dayanamayan küçük
üretim yıkıma uğrar. 1948den 1958e kadar Birleşik Amerikada
yıkıma uğrayan çiftlik sayısı, bir milyondan fazladır.
Sanayide, büyük üretimin küçük üretim üzerindeki zaferi
[sayfa 144] kaçınılmaz bir olgudur. Kapitalizmin savunucuları bile bunu
yadsıyamazlar. Tarıma ilişkin olarak, çok mutlu bir işletme ve
oturma alanı olarak gösterdikleri küçük köylü işletmesinin ka-
lımlılığı üzerine düzmece bir teori öne sürmüşlerdir. Gerçekte,
küçük köylü işletmesi hiç de kalımlı değildir ve varlığını ancak
aşırı bir biçimde sömürülen köylünün ve aile üyelerinin olağanü-
stü yoksullukları pahasına sürdürür.
Tarımda kapitalizmin gelişmesi, kent ile köy arasındaki
çelişkiyi derinleştirdi ve keskinleştirdi. Ekonomik temel, kent bur-
juvazisi tarafından köylülüğün sömürülmesi, sanayiin, ticaretin,
mali sistemin ve kredinin gelişmesinden bu yana, kırsal nüfusun
büyük bölümünün yıkımına dayanır. Köy, kente göre, ekonomik,
politik ve kültürel alanlarda gittikçe geride kalır.
Çetin yaşam koşulları, köylülüğü kapitalist rejimin ortadan
kaldırılması gereğinin bilincine götürür. Bu nedenle, köylülüğün
temel yığınlarının hayati çıkarları, proletaryanın çıkarlarıyla uyumlu
hale gelir. Kapitalist düzene karşı ortak savaşımlarında, proletar-
ya ile emekçi köylülüğün ittifakının ekonomik temeli budur.


Toprağın Ulusallaştırılması ve Toprak Rantı

Tarımın sanayiye göre geri kalışında en önemli neden top-
rağın özel mülk oluşudur.
Yukarda da belirttiğimiz gibi, toprağın özel mülkiyeti, sa-
nayi sermayesinin tarıma serbestçe aktarılmasına engel olur. Ka-
pitalist-kiracının tarıma ek sermaye (gübre, sulama kanallarının
iyileş-tirilmesi vb.) yatırmasını engeller. Çünkü, toprak üzerinde
yapılan sözleşmenin bitişiyle ek yatırımlardan (kapitalist-kiracı de-
ğil,) büyük toprak sahibi yararlanacaktır. Toprağın özel mülkiyeti,
top-rak sahipleri tarafından cebe indirilen mutlak rantı doğurur,
top-rak sahiplerine asalak bir yaşam sürme olanağı sağlar. Bu,
toprağın özel mülk oluşunun üretici güçlerin gelişmesini engelle-
diğini [sayfa 145] kanıtlar. Toprağın özel mülkiyet şeklinin kaldırıl-
ması, bundan dolayı, bir zorunluluk haline gelir. Bunu gerçek-
leştirme yollarından biri, toprağın ulusallaştırılması, yani toprağın
devlet mülkiyeti haline sokulmasıdır.
Kapitalizmin şafağında, burjuvazinin bazı temsilcileri, top-
rağın ulusallaştırılmasını salık verdiler. Toprağın özel mülkiyet
şeklini ortadan kaldırmayı (o zaman feodal mülkiyet egemendi)
ve toprağı, burjuva devlete bırakmayı önerdiler. Bu önlem, kapi-
talizmin ayakta tutulmasıyla, nasıl bir sonuç verirdi? Toprağın dev-
lete bırakılmasıyla, toprak mülkiyetinden doğan mutlak rant
kalkardı.
Her ne kadar burjuva devlet tarafından toprağın ulusallaş-
tırılması, kapitalizmin ve üretici güçlerin gelişmesini hızlandıra-
cak idiyse de, burjuvazi, pratik olarak, bunu gerçekleştirecek
yetenekte değildi. Şunun için ki, özel toprak mülkiyetinin ortadan
kaldırılması, kapitalist mülkiyet de dahil, genel olarak özel mülki-
yetin temellerini sarsmış olurdu.
İkincisi, kapitalizm geliştikçe, bizzat burjuvazi de bir yığın
taşınmaz mala sahip olmuş ve bu nedenle, çıkarları, toprak sahip-
lerinin çıkarlarıyla gittikçe içiçe girmişti.
Gelişmiş kapitalizm çağında, toprağın özel mülkiyetini orta-
dan kaldırmak, yalnızca, genel olarak, özel mülkiyetin kaldırıl-
ması uğruna savaşım veren sınıfın harcıdır. Bu sınıf, devrimci pro-
letaryadır. Ama toprağın proleterce ulusallaştırılması, kapitalizmin

gelişmesine yolaçmaz, tam tersine, kapitalizmin tasfiyesinin
başlangıcı olur.
SSCBde toprağın ulusallaştırılmasıyla, toprakta özel mülki-
yetle birlikte mutlak rant da kalktı. Bu önlem, büyük tarımın sos-
yalist şekillerinin ilerlemesinin en önemli koşullardan biri olmuştur.
ŞİMDİ sermaye hareketi içinde, artı-değerin aldığı özel bi-
çimleri incelemiş bulunuyoruz. Bütün burjuva grupların ve toprak
sahiplerinin gelirlerinin tek kaynağının, artı-değeri yaratan ücretli
işçilerin emeği olduğunu saptadık. Artı-değerin aldığı özel şekiller,
kapitalist toplumun başlıca sınıf çelişkisini, burjuvazi ile proletar-
ya arasındaki çelişkiyi gizler, [sayfa 146] gölgeler. Marx, artı-değer
üretimini, sermaye birikimini ve proletaryanın yoksullaşmasını ve
sonunda da artı-değerin bölüşülmesini tahlil ederken, aynı za-
manda, proletarya ile burjuvaziyi birbirinden ayıran kapitalizmin
başlıca sınıf çelişkisini bütün yönleriyle inceledi ve işçi sınıfının
tarihsel görevinin, bu uzlaşmaz çelişkiyi çözmekten, yani kapita-
list üretim tarzını ve sömürüyü ebediyen ortadan kaldırmaktan
ibaret olduğunu çürütülemez şekilde tanıtladı.

che_1955 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Geri git   Sosyalist Forum > FORUM KÜTÜPHANESİ > Okuma Grupları

Heberi Paylaş

« önceki Konu | sonraki Konu »


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ekonomİ Polİtİk -2 che_1955 Okuma Grupları 3 20-08-2007 16:34
Ekonomİ Polİtİk -4 che_1955 Okuma Grupları 0 16-08-2007 18:28
Ekonomİ Polİtİk che_1955 Okuma Grupları 1 04-08-2007 21:32
EKONOMİ POLİTİK -3 che_1955 Okuma Grupları 0 18-07-2007 00:24


08:01



Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Release Candidate 2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.


SosyalistForum.Org Kategori Arşiv Görünümü
1, 2, 5, 6, 7, 10, 282, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 332, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 188, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 60, 68, 58, 59, 69, 61, 62, 209, 163, 66, 67, 104, 70, 71, 72, 76, 74, 75, 105, 78, 79, 80, 81, 252, 158, 122, 99, 100, 101, 102, 103, 106, 107, 108, 109, 110, 126, 251, 250, 248, 124, 120, 121, 123, 125, 127, 128, 129, 130, 169, 131, 132, 133, 153, 151, 152, 156, 187, 157, 155, 160, 161, 159, 166, 162, 167, 168, 199, 170, 261, 177, 179, 180, 189, 190, 191, 192, 193, 207, 197, 194, 195, 200, 201, 204, 202, 206, 208, 212, 211, 213, 214, 215, 217, 219, 220, 223, 222, 224, 225, 249, 227, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 262, 265, 266, 267, 269, 268, 270, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 283, 284, 285, 289, 287, 288, 291, 292, 293, 294, 295, 297, 296, 308, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 321, 323, 320, 322, 306, 307, 309, 310, 314, 317, 318, 319, 324, 325, 330, 326, 329, 328, 331, 333, 336, 335, 334, 337, 338, 339, 342, 343, 344,