Ekonomi Politiğin Konusu
Toplum Hayatının Temeli Olan Maddi Varlıkların Üretimi
Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri
Toplumsal Gelişmenin Ekonomik Yasaları
Ekonomi Politiğin Tanımı
Birinci Bölüm: Kapitalizm Öncesi Üretim Tarzları
1. İlkel Komünal Üretim Tarzı
2. Köleci Üretim Tarzı
3. .eodal Üretim Tarzı
4. .eodalizmin Dağılması ve Ortadan Kalkması .eodal
Düzenin Bağrında Kapitalist İlişkilerin Doğuşu
BİRÇOK bilim dünyayı tanımayı konu edinmiştir. Bunlar-
dan bazıları doğa olaylarını (phénoménes) ve bazıları da toplum
olaylarını incelerler. Maddenin yapısını inceleyeln bilimlere doğa
bilimleri denmiştir. Toplum gelişmesinin çeşitli yönlerini inceley-
en bilimlere ise toplum bilimleri denir. E k o n o m i p o l i t i k bir
toplumsal bilimdir.
Marksist-leninist ekonomi politik, bir tek bilimi, marksizm-
leninizmi bütünleştiren bölümdür.
Marksizm-leninizm, toplumun, sosyalist devrimin, proletar-
ya diktatörlüğünün gelişme yasalarının bilimidir. Marksizm-Leni-
nizm, felsefe, ekonomi politik ve komünizmin bilimsel teorisini
içeren üç bölümün oluşturduğu bir uyumlu bilimin gövdesidir.
Burada, insan toplumunun yaşamındaki temel özellikleri belirten
ekonomi politik önemli bir yer tutar.
Toplum Hayatının Temeli Olan Maddi
Varlıkların Üretimi
Çok eski zamanlardan bu yana, insanlar, insan toplumu-
nun gelişmesini açıklamaya çalışmışlardır. Bu konuda, çeşitli
düşünceler ileri sürülmüştür. Dinsel akımları temsil eden sözcü-
ler, tüm gelişmenin tanrı iradesine bağlı olduğunu öne sürdüler.
Bununla birlikte, bilim ve pratik, doğaüstü güçlerin var olmadığını
kanıtladı. Bugün varılan sonuç ve günümüzün birçok burjuva bil-
ginlerince de paylaşılan görüş, toplumun evriminin belirli bir ölçü-
de coğrafi çevreye, yani (iklim, toprak, madenler vb. gibi) doğal
koşullara bağlı olduğu merkezindedir. Kuşkusuz ki, coğrafi çevre,
toplumun gelişmesinin zorunlu koşullarından biridir; ama bu, be-
lirleyici değildir. Örneğin Avrupada üç bin yıllık sürede, farklı üç
düzen, hatta Avrupanın ortasında ve doğusunda dört düzen, bir-
birini izledi. Oysa, aynı dönemde Avrupanın coğrafi koşulları, hesa-
ba katılmayacak kadar az değişikliğe uğradı. Bazıları, tarihin akı-
şının, sadece, seçkin kişilerin, devlet adamlarının, komutanların
vb. iradesine bağlı olduğu görüşünü savunuyorlar. Gerçekte, bu
kişiler, olayların gelişini çabuklaştırır veya geciktirebilirler, ama
tarihin akışını değiştiremezler.
O halde, tarihin gelişmesini belirleyen nedir? Bu soruyu, ilk
olarak, Karl Marx yanıtlamıştır.
İnsanlar, yaşamak için, besinlere, giysilere, ayakkabılara,
barınaklara ve öteki maddi varlıklara gereksinme duyarlar. Öy-
leyse insanlar, onları üretmek ve üretmek için de çalışmak zorun-
dadırlar. Maddi varlıkların üretimini durduran her toplum, yok
olur. Onun için, maddi varlıkların üretimi her toplumun varlığının
ve gelişmesinin başlangıcıdır.
Maddi varlıkların üretimi deyince ne anlaşılır? Üretim süre-
ci, insan emeğini, iş araçlarını ve iş konularını içerir.
Emek (iş, çalışma), maddi varlıkların üretimi için insanın
yararlı bir çabasıdır. İnsan çalışarak, onu kendi gereksinmelerini
karşılamaya yatkın hale getirmek amacıyla doğa üzerinde etkide
[sayfa 14] bulunur. İş, sadece insana özgü, sürekli ve doğal olarak
gerekli ve insan yaşamının ilk koşuludur. Engelsin deyişiyle, in-
sanı yaratan, iştir.
Emek (iş) araçları olmaksızın üretim süreci düşünülemez.
İş konuları üzerinde etki yapmakta ve onların görünüşünü değiş-
tirmekte insanlara yardımı dokunan her şey, iş aracıdır. Makine-
ler ve donatım, araç ve gereçler, işletme binaları, tünel ve köprüler,
bütün ulaştırma araçları, kanallar, elektrik tesisleri vb. iş araçları
sayılırlar. Toprak da, evrensel bir iş aracıdır. Ve bütün iş araçları
arasında, kesin rol, üretim aletlerindedir. İnsanın doğa üzerindeki
etkisinin gücü, insan tarafından yararlanılan iş aletlerine bağlıdır.
İlkel toplum da böyledir, insan, taşı, sopayı, üretim aleti olarak
kullanırdı. Çoğu kez de doğa karşısında aciz kalırdı. Günümüzde,
insan, güçlü makinelerin yardımıyla iş yapar. Doğa üzerindeki uç-
suz bucaksız egemenliği bundan dolayıdır. Marx, ekonomik dö-
nemlerin, o dönemlerde üretilen maddi varlıklara göre değil, mad-
di varlıkları üreten iş aletlerine göre birbirinden ayrıldığını belirler.
İnsanlar, üretim aletlerinin yardımıyla, Emek (iş) konuları
üzerinde, yani insan çalışmasının amacını teşkil eden nesneler
üzerinde faaliyet gösterirler. Ve insan emeği, kendisini çevrele-
yen doğaya uygulandığından, doğa (toprak ve toprakaltı, sular),
çalışmanın evrensel konusudur. Bütün iş konuları doğada bu-
lunur. Kendi gereksinmelerini giderebilmesi için insan, bütün iş
(çalışma) konularını kendisine uygun hale getirmek zorundadır.
İş araçları ve iş konuları, üretim araçlarını teşkil eder. Bu-
nunla birlikte, doğaldır ki, üretim araçları maddi varlıkları kendi-
liklerinden üretemezler. İnsan olmadığı takdirde, en mükemmel
teknik bile hareketsiz kalır. Şu halde, her üretimin kesin etmenini
oluşturan, insanın kendisi, kendi işgücüdür.
Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri
Üretim, hangi aşamada olursa olsun, daima iki yön içerir:
üretici güçler ve üretim ilişkileri.
Üretici güçlerden, toplum tarafından yaratılmış olan üretim
araçları ve her şeyden önce iş aletleri ve bunun yanında maddi
varlıkları üreten insanlar anlaşılır. Burada, kendi edindikleri bilgi-
leri, kendi deneyleri ve kendi iş alışkanlıkları sayesinde üretim
aletlerini harekete geçiren ve onları yetkinleştiren, yeni yeni ma-
kineler yapan ve aynı zamanda da kendi bilgilerini artıran insan-
ları özellikle belirtmek gerekir. Onlar, bu eylemleriyle, üretici güçle-
rin ve sürekli olarak çoğalan maddi nesnelerin üretimine katkıda
bulunurlar.
Ama insanlar, maddi varlıkları, tek başlarına değil, gruplar
ve ortaklıklar halinde, birarada eylemde bulunarak üretirler. Ör-
nek olarak, çağımızdaki bir ayakkabı fabrikasını ele alalım. Ayak-
kabı gibi bir tek meta yapımında, fabrikada kaç işçi çalışır? Yüz-
lerce ve hatta binlerce. Bu fabrikanın çalışması için gerekli olan
makine, kösele, iğne, iplik ve benzeri eşyanın yapımında çalışan
işçilerin sayısı, sözkonusu ayakkabı fabrikasında çalışmakta olan
işçilerin sayısından çok daha fazladır. Bu gösterir ki, maddi varlı-
kların üretiminde insanlar, kendi aralarında bağlantı kurmuşlardır
ve birbirlerine bağlantılıdırlar, ve kendi aralarında belirli ilişkiler
kurmuşlardır.
Üretim süreci içinde insanlar arasında meydana gelen mad-
di varlıkların değişim ve dağıtım ilişkilerine, Marks, üretim ilişkileri
ya da ekonomik ilişkiler adını vermiştir. Bu ekonomik ilişkiler, iş-
birliği ve her türlü sömürüden uzak, özgür kişiler arasında, yar-
dımlaşma şeklinde olabileceği gibi, insanın insan tarafından sö-
mürüsü şeklinde de olabilir. Burada sözkonusu olan, toprak ve
toprakaltı, [sayfa 16] ormanlar, fabrikalar, atelyeler, iş aletleri vb. üre-
tim araçlarının mülkiyetinin kime ait olduğudur. Bu üretim araçla-
rının mülkiyeti, bütün topluma ait değil de, özel kişilere, toplum
gruplarına ya da birbirinden ayrı sınıflara ait olduğu, yani özel
mülkiyet şeklinde olduğu zaman, insanın insan tarafından sö-
mürü- sü, egemenlik ve bağımlılık ilişkileri üzerine kurulmuş ol-
duğu ortaya çıkar. Kapitalist düzende, işçiler, üretim araçlarından
yoksun oldukları için, kapitalistlerin çıkarına çalışmak zorunda-
dırlar. Sos-yalist düzende, üretim araçları toplumun mülkiyetin-
dedir, bun-dan dolayı da insanın insan tarafından sömürüsü yoktur
ve insanlar arasındaki ilişkiler, kardeşçe işbirliği ve sosyalistçe
yardımlaşma üzerine kurulmuştur.
İnsanların, üretim araçları karşısındaki tavrı, onların, üre-
timde yerini ve durumunu, emek ürünlerinin dağılım tarzını belir-
ler. Örneğin, kapitalist düzende, işçiler tarafından imal edilen bütün
ürünlere, üretim araçlarını elinde bulunduran burjuvazi sahip çı-
kar; oysa, işçilerin büyük çoğunluğu yoksulluk içindedir.
Sosyalist rejimde, üretim araçları halka aittir (toplumsal mülkiyettir), tüke-
tim nesneleri, herkese emeğine göre bölüştürülür, maddi ve kül-
türel hayatın sürekli olarak yükseltilmesi, bütün emekçiler için
güvenlik altındadır. İşte, insanlar arasındaki üretim ilişkilerinin
(ekonomik ilişkilerin) özü budur.
İnsan toplumunun evrim tarihi, başlıca beş tip üretim ilişkisi
tanır: ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapita-
list toplum ve komünizmin ilk aşamasına tekabül eden sosyalist
toplum. Bu şekillenmelerin herbirinin temelini, üretim alet ve
araçlarının mülkiyet şekli belirler. Bundan dolayıdır ki, köleci, feo-
dal ve kapitalist düzenlerde, üretim ilişkileri, üretim araçlarının
özel mülkiyetine dayanır. Özel mülkiyet, geçmişte ve bugün, kaçı-
nılmaz olarak, toplumu, sömürenler ve sömürülenler şeklinde
hasım sınıflar olarak bölünmeye götürmüştür. Köleliğin, feodaliz-
min ve kapitalizmin niteliğini sınıf mücadelelerinin teşkil etmesi,
bundan dolayıdır. Sosyalist düzende böyle değildir, burada, üre-
tim ilişkilerinin [sayfa 17] temelini, üretim araçlarının sosyalist, top-
lumsal mülkiyeti teşkil ettiği için, sınıf mücadeleleri yoktur; toplum,
dost sınıflardan oluşmuştur: işçilerden, köylülerden ve aydınların
toplumsal katından.
Üretici güçler ve üretim ilişkileri, tümü ile üretim tarzını
oluşturur.
Her ne kadar, üretici güçler ve üretim ilişkileri birliği, üre-
tim tarzını teşkil ediyorsa da, onlar da farklı görüntülerdedir. On-
ların arasında da karşılıklı eylem ve karşılıklı etki vardır. Üretimin
yetkinleştirilmesi, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin de geliştiril-
mesine neden olur.
Üretici güçler, üretim tarzının en hareketli öğesidir; sürekli
olarak değişirler; çünkü insanlar, iş aletlerini durmadan yetkinleş-
tirirler ve maddi üretim konusundaki deneylerini sürekli olarak
artırırlar. Üretim ilişkilerine gelince: onlar da üretici güçlerin geliş-
me düzeyindeki değişmeye uygun olarak değişirler ve sözkonusu
güçlerin gelişmesi üzerinde kendilerine düşen etkiyi yaparlar.
Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişme düzeyine tekabül
ettiği zaman, üretimci güçler başarılı bir gelişme gösterirler. Sos-
yalist ülkeler, üretici güçler düzeyi ile üretim ilişkileri arasında
böyle bir uyumluluğun örneğini vermişlerdir. Bu ülkelerde, üretim araçları, toplumsal mülkiyet üzerine kurulmuş olduğundan,
üretim, bunalım ve işsizlik olmadan, uyumlu bir hızla gelişir.
Üretim ilişkileri, üretici güçlerin düzeyine uygun düşmediği
zaman, üretimin gelişmesini dizginler. Günümüzün kapitalist ül-
keleri, üretim ilişkileriyle üretici güçlerin düzeyi arasındaki uyum-
suzluğun örneğini vermektedir. Bu ülkelerde, üretim, sosyalist ül-
kelerde olduğundan çok yavaş gelişir ve hatta ekonomik buna-
lımlar sırasında daha da geriler; milyonlarca emekçi işlerini kay-
beder ve işsizler ordusunun sayısı kabarır. Burjuva toplumda,
üretici güçlerin gelişmesini önleyen bu durumun nedeni, üretim
araçlarmin kapitalist sınıfın mülkiyetinde olmasıdır.
Üretici güçlerin belirli bir gelişme düzeyine ulaşması, [sayfa
18] üretici güçlerin bu gelişmesine uygun düşecek üretim ilişkilerini
gerektirir. İşte, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki uygun-
luk üzerine, Marxın bulduğu ekonomik yasa budur. Bu yasa, top-
lumsal devrimlerin ekonomik temelini gösterir. Üretim ilişkileri,
üretici güçlerin gelişmelerinin ayakbağı olduğu zaman eski üre-
tim ilişkilerinin yerini, yeni üretim ilişkilerinin alması zorunludur.
U z l a ş m a z karşıt sınıflara bölünmüş bir toplumda, üretim
ilişkilerinin değişmesi, daima toplumsal bir devrimle olur. Mevcut
üretim ilişkilerinden çıkarı olan sınıflar bulundukları yeri kendi
gönülleriyle terketmezler. Örneğin Birleşik Devletler kapitalistleri,
sahibi bulundukları, düzenlerinden, fabrikalarından, demiryolla-
rından vazgeçebilirler mi? Hayır, hiçbirinden asla vazgeçemezler,
çünkü özel mülkiyet onlara emekçileri sömürme ve şaşaalı bir
yaşam sürme olanağı vermiştir. Üretici güçlerin gelişmesini fren-
leyen eski üretim ilişkilerini değiştirip, yerine gerekli üretim
ilişkilerini koymak için, insanın insan tarafından sömürülmesini
kaldırma yeteneğinde bir toplumsal güç gereklidir. Kapitalist top-
lumda, bu güç, işçi sınıfı tarafından temsil edilir. Müttefiği köylülük
ile kendisinin, sömürüyü ortadan kaldırmakta hayati çıkarı vardır.
Ancak uzlaşmaz karşıt sınıfların bulunmadığı sosyalist top-
lumda, üretim ilişkilerinin gelişmesi toplumsal devrimle değil, üre-
tici güçlerin büyümesine parallel olarak sistemli bir değişme ile
olur.
Toplumun temeli ile üretim tarzı arasında bir ayrım yap-
mak yerinde olur. Temel ile, üretici güçlerin belirli bir düzeyinde-
ki durumuna göre, sözkonusu toplumda egemen olan üretim
ilişkilerinin tümü anlaşılır. Toplumun temeli, uzlaşmaz karşıtlıkta
olabilir ya da uzlaşmaz karşıtlıkta değildir. Köleci, feodal ve kapi-
talist toplumların temellerinde uzlaşmaz karşıtlık vardır, çünkü
bu toplumlar üretim araçlarının özel mülkiyeti üzerine, egemen
ve bağımlılık ilişkileri üzerine, insanın insan tarafından sömürül-
mesi üzerine kurulmuşlardır. Sosyalist toplumun temelinde uz-
laşmaz karşıtlık yoktur, o, [sayfa 20] hiç bir sömürünün olmadığı üre-
tim araçlarının toplumsal mülkiyeti üzerine kurulmuştur.
Temel, kendisine uygun düşen üstyapıyı ortaya çıkarar ve
onun gelişmesini belirler. Üstyapı denince, siyasi, felsefi, hukuki,
artistik, dini vb. Kavramlar ve bunlara uygun düşen kurumlar anla-
şılır. Sınıflı toplumda, üstyapı, bir sınıf niteliği taşır. İktidardaki sı-
nıf, kendi çıkarlarını korumak için, kendi anlayışına uygun kuruluş-
ları yaratır.
Temel, üstyapıda olduğu gibi, ancak belirli bir dönemde
varolur. Her temel değişikliği, üstyapı değişikliğini de birlikte geti-
rir. .eodal temelin değişmesiyle ve kendi yerini kapitalist temelin
almasıyla, kapitalist üstyapı da feodal üstyapının yerini almıştır;
sosyalist temelin meydana çıkması, bir sosyalist üstyapının mey-
dana çıkmasını ve kapitalist üstyapının çökmesini de beraberin-
de getirmiştir. Üstyapı, bütünü ile temel tarafından meydana getiril-
mekle birlikte, bazı yeni üstyapı unsurları, eski toplumun bağrın-
da doğmuştur, çünkü, burada öncü sınıfın fikir ve kavramları ortaya
çıkar. Örneğin, işçi sınıfı ideolojisinin, yeni devrimci sınıf proletar-
yasının ideolojisinin oluşması gibi.
Üstyapı, temel tarafından yaratılır. Ama doğumundan son-
ra, o temel karşısında edilgin kalmaz, ona etki yapar, onun oluşma-
sına ve sağlamlaştırılmasına yardım eder. Üstyapı, ilerici bir rol
oynayabildiği gibi, gerici bir rol de oynayabilir. Kapitalist temelin
üstyapısı, bu anda son derece gericidir, çünkü, bugünkü
aşamasında, kapitalizm, üretici güçlerin gelişmesini dizginliyor.
Sosyalist temelin üstyapısı da, karşıt olarak, ilerici bir rol oyna-
maktadır, çünkü, sosyalizmde, politik iktidar, üretici güçlerin geliş-
mesini kolaylaştırır, ve böylece de komünist toplumun kuruluş
hazırlıklarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunur. Üretici güçler ile üretim ilişkilerinin birliği devam ettiği sürece, maddi varlıkların üretim tarzı ve ona tekabül eden üstyapı,toplumsal-ekonomik bir oluşum meydana getirir.
Tarih başlıca beş toplumsal-ekonomik oluşum tanımakta-
dır: [sayfa 21] ilkel komün, kölecilik, feodalizm, kapitalizm ve ilk
aşaması sosyalizm olan komünizm. Bunlardan herbirinin kendi
ekonomisi, kavramları, fikirleri ve kurumları vardır. Evrimleri, bir
aşağı aşamadan bir üst aşamaya geçişle olur. .eodalizmin yerini
kapitalizme bırakması, ve kapitalizmin yerini, komünizmin ilk
aşaması sosyalizme bırakması böyle olmuştur. Toplumun gelişme
yasaları, toplumsal-ekonomik oluşumların ortaya çıkışının, evri-
minin ve kayboluşunun temelidir.
Toplumsal Gelişmenin Ekonomik Yasaları
Marksizm-leninizm öğretisinde, doğa ve toplum, birbirle-
rinden kopuk olaylar yığını olarak ele alınmaz. Tam tersine, doğa
ve topium olayları, kesdi aralarında birbirlerine bağlanmış ve
karşılıklı etkilerle birbirlerini koşullandırmışlardır. Olayların böyle-
sine içten bağlılığı, doğa ve toplum evriminin yasalarında ifadesi-
ni bulur. Bu yasaları günışığına çıkarmak da bilime düşer.
Toplum gelişmesinde ekonomik yasalar önde gelir; insan-
lar arasında kurulmuş olan toplumsal üretim ilişkilerindeki farklı-
lığı ekonomik yasalar belirler, yani üretim, üleşim, değişim ve
tüketim alanında, ilişkileri belirleyen, ekonomik yasalardır. Bir bi-
lim olarak, ekonomi politik için en önemli olan, toplumun
gelişmesinin ekonomik yasalarının bulunmasıdır.
Doğa ve toplum yasalarının ortak bir çizgisi vardır. Onlar
nesnel niteliktedirler, yani birini ya da ötekini bilsek de bilmesek
de, istesek de istemesek de, irademiz dışında ortaya çıkar ve ira-
demizden bağımsız olarak hareket ederler. Bu demektir ki, ins-
anlar, onları, ne değiştirebilir, ne dönüştürebilir, ne de yürürlükten
kaldırabilir. Yeni yasalar da yaratamazlar. İnsanlar onları ancak
keşfedebilirler. Bu yasa nesneldir, ama nesnel olmaları, insanla-
rın onlara karşı koyamayacakları anlamına gelmez. insanlar, on-
ları tanıyabilir ve onları toplumun yararına kullanabilirler. Böylece,
sosyalist ülkelerin proletaryası; üretim ilişkilerinin üretici güçlere
uygunluğu yasasını öğrendikten sonradır ki, köylülerle ittifak kura-
rak, komünist ve işçi partilerinin öncülüğünde, sömürücü-
lerin iktidarını devirmiş ve yeni bir toplum kurmaya koyulabilmiştir.
Ekonomik yasalar, kendilerini doğa yasalarından farklı kı-
lan özelliklere de sahiptir. Ekonomik yasaların birinci özelliği, süre-
lerinin kısa ve ancak belli bir tarihi dönemde geçerli olmalarıdır.
Ekonomik yasalar belirli ekonomik koşullara göre etkide bulunur-
lar, ve toplumun temeli olan üretim ilişkilerini bu ekonomik
koşullara göre değerlendirmek gerekir. Bir biçimden bir sonraki
biçime geçildiği zaman, eski üretim ilişkilerinin yerini yeni üretim
ilişkileri alır. Bu, bazı ekonomik yasaların tarih alanından çekil-
mesi ve yerlerini başka yasalara bırakması demektir.
Kapitalist rejimde üretim ilişkilerinin temelini teşkil eden
üretim araçlarının özel mülkiyeti, kapitalistlere, işçi sınıfını sömür-
mek ve tüm üretimin gelişmesini kârın araştırmasına tabi
kılmak olanağı verir. A r t ı - d e ğ e r ü r e t i m i, b u n e d e n l
e, k a p i t a l i z m i n n e s n e l e k o n o m i k y a s a s ı d i r.
Üretim araçlarının özel mülkiyeti, her kapitalisti, kendisi
için daha avantajlı saydığı üretim dalını geliştirmeye zorlar, kapi-
talist rejimde ekonominin uyumlu gelişmesini dıştalayan bu du-
rumdur. Kapitalist ekonomi, üretimde rekabet ve anarşi temeli
üzerinde gelişir. Ü r e t i m d e r e k a b e t v e a n a r ş i, bundan
dolayı, k a p i t a 1 i z m i n b i r n e s n e l y a s a s ı d ı r.
Kapitalizmin ekonomik yasalarının işlerliği, üretim araçları
üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmasıyla biter. Sosyalist ülkeler-
de, üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyetinin kaldırılmasıyla,
eski yasaların işlerliği kalkarken, yeni ekonomik yasalar kendiler-
ini göstermeye başlarlar.
Üretim araçlarında sosyalist mülkiyet, sosyalist üretim
ilişkilerinin temelini oluşturur. Sosyalizmde, emekçiler, üretim
araçlarının sahipleridir. Kendileri ve kendi toplumları için çalışırlar.
Üretimin gelişmesi de, toplumun maddi ve kültürel gereksinme-
lerinin, artarak eksiksiz tamamlanmasına bağlıdır. B ü t ü n t o p
1 u m u n m a d d i v e [sayfa 23] k ü 1 t ü r e l g e r e k s i n m e l e
r i n i t a m a m ı y l a k a r ş ı l a m a y ı s a ğ l a m a k, i ş t e s o s
y a l i z m i n n e s n e l e k o n o m i k y a s a s ı d a b ud u r.
Üretim araçlarının sosyalist mülkiyeti, bütün ekonomiyi bir
tek ekonomik organizma haline getirir. Ancak böyle bir ekonomi,
plana uygun olarak gelişebilir. U l u s a l e k o n o m i n i n u y u m
l u v e o r a n t ı l ı g e l i ş m e s i, s o s y a l i z m i n n e s n e l e k
o n o m i k y a s a s ı d ı r.
Her toplumsal ekonomik şekillenmede, birçok ekonomik
yasalar yürürlüktedir. Yalnızca bir tek şekillenmeye özgü olan bu
yasalara özel ekonomik yasalar denir. Bunlar arasında, toplum
tarafından izlenecek başlıca amacı ve başarıya ulaştıracak araçları
belirleyen temel ekonomik yasa ayırdedilir.
Özel ekonomik yasalardan ayrı olarak, bütün toplumsal
ekonomik şekillenmelere özgü olan yasaları ve özellikle, üretici
güçlerle üretim ilişkilerinin uygunluğu yasasını belirtmek gerekir.
Bu yasa, toplumsal üretimin iki yönü olan üretici güçlerle üretim
ilişkilerinin karşılıklı bağımlılığını ve zorunlu ilişkiyi ifade eder.
Ekonomik yasaların ikinci özelliği, toplumun çıkarına, on-
lardan yararlanılmasıdır. Doğa yasalarından farklılıklarına gelince,
doğada yeni bir yasanın bulunup uygulanması az çok kolay olur,
ekonomik alanda yeni bir yasannın bulunup uygulanması, eski
güçlerin en şiddetli direnmesiyle karşılaşır. Sınıflı toplumlarda eko-
nomik yasaların uygulanması, sınıfsal bir niteliğe bürünür.
İşte, ekonomik yasaları, doğa yasalarından ayıran özellikler
bunlardır.
Bütün üretim tarzlarında, ister kendiliğinden olsun, ister
zorunluluğu iyice anlaşılmış olsun, ekonomik yasalar ortaya çı-
kabilir ve etkide bulunabilirler, yani bilinçli olarak ekonomik ya-
salardan yararlanılır.
Üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin hüküm sürdüğü
ekonomik yasalar, birbirine karşıt ekonomik toplumsal şekillenme-
lerde bilinseler de, bilinmeseler de, kendiliğinden [sayfa 24] etkide
bulunurlar. Örneğin, kapitalist düzende üretimin toplumsal bir
niteliği vardır; bütün kollar, karşılıklı olarak birbirine bağımlıdır.
Ama üretimin bu toplumsal niteliği, özel mülkiyete dayanır, yani
her kapitalist kendi işletmesinde bencil amaçlarla zenginleşmek
ve azami kâr elde etmeyi gerçekleştirmek ister. Üretim dalları
arasında zorunlu ilişki ve oranlar, sürekli ve sayısız sapmalar arasın-
da kendiliğinden kurulur: bir gün bol olan meta, bir başka gün
pek az bulunabilir vb.. Bunun içindir ki, ekonomik yasalar, her
kapitaliste, üstün, başa çıkılmaz gücüne göre etki yapar. Kuşkusuz,
bazı kapitalistler, kapitalizmin ekonomik yasalarını bilebilirler, ama
bu yasaların faaliyetinin kendiliğinden niteliğini değiştiremezler.
Sosyalist düzende ekonomik yasalar üretim araçlarının top-
lumsal mülkiyeti sayesinde anlaşılır ve toplumun çıkarına kullanı-
lır.
Sosyalizmde bütün emekçilerin bilinçli, örgütlü faaliyetler-
ini, nesnel ekonomik yasaların kullanımı etkiler. Sosyalist ülkeler-
de, komünist toplumu kurmak için, nesnel ekonomik yasaları
keşfedip uygulamak, işçi ve komünist partilerinin görevidir.
Ekonomi Politiğin Tanımı
Ekonomi politik, toplumun gelişmesinin temelini inceler.
Bu temeli, maddi varlıkların üretimi, üretim tarzı oluşturur. Ama
ekonomi politik, üretimi, ancak, üretim içinde, insanlar arasında
kurulmuş olan ilişkiler açısından inceler. Toplumun temelini araş-
tırir. Lenin Ekonomi politik, hiç bir zaman üretimle uğraşmaz,
üretim alanında insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerle, üretimin
toplumsal yapısıyla uğraşır.* diye yazıyordu. Öte yandan, eko-
nomi politik, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasında bulunan
ortak bağı hesaba katmadan da edemez. Gene, ekonomi politik,
üstyapıdan da tamamıyla kopamaz, çünkü üstyapı [sayfa 25] temel-
den çıkar ve kendisini meydana getiren bu temel üzerinde güçlü
bir etkide bulunur.
Bundan dolayıdır ki, ekonomi politik, insanlar arasındaki
üretim (ekonomik) ilişkilerini araştırır. Bununla ilgili olarak, üre-
tim araçlarının mülkiyet şekillerini, üretim içinde bulunan farklı
toplumsal grupların durumunu ve onlar arasında varolan ilişkileri;
maddi malların üleşim biçimlerini inceler.
Ekonomi politik, üretim de toplumsal ilişkilerin, yani insan-
lar arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesinin bilimidir. Ekono-
mi politik, gelişmesinin çeşitli aşamalarında, üretimi ve insan top-
lumu için maddi malların üretim ve dağıtımını etkileyen yasaları
gün ışığına çıkarır.
Bu tanımlama, ekonomi politiğin, bir tarihi bilim olduğunu gösteriyor.
* V. İ. Lenin, Rusyada Kapitalizmin Gelişmesi, Sol Yayınları, Ankara 1975.
Bu tanımlama, toplumun, ileriye dönük, alt aşamalar-
dan üst aşamalara doğru giden bir gelişme izlediğini ve tarihi
gelişmenin tüm akışının sosyalist üretim tarzının başarısı için nes-
nel zorunluluğu hazırladığını gösteriyor.
Ekonomi politik, bir sınıf bilimi, bir parti bilimidir; insanlar
arasındaki, sınıflar arasındaki ilişkileri, aralarındaki hayati çıkarla-
rı açıklar.
Kapitalizmin tarih sahnesinden silinmesi ve komünizmin
başarısı kaçınılmaz mıdır? Burjuva ekonomi politiği, doğal olarak,
bu soruya olumsuz yanıt veriyor, çünkü o, uzun zamandan beri
toplum gelişmesini dizginleyen ve kendi akibetinden kurtulmak-
ta çaresiz kalan rejimin çıkarlarını ele alır.
Burjuva ekonomistleri, burjuvazinin bir sınıf olarak yüksel-
me çağında bulunduğu ana kadar olan gerçeği, az çok tarafsız
olarak çözümlediler; o yıllarda, kapitalizmin gelişmesiyle toplu-
mun gelişmesi eşit gidiyordu. Ama artık o günler geçmiştir. Emekçi
yığınlar, burjuvaziye karşı bağımsız bir güç olarak kendini kabul
ettirdiği ve sınıf mücadelesi, kapitalist düzeni değiştirecek belirli
düzeye ulaştığı andan bu yana, burjuva ekonomi politiği, bilimsel
niteliğinden uzaklaştı; ve şimdi de bütün araçlarla kapitalizmi sa-
vunmayı ve işçi sınıfı ideolojisine karşı savaşmayı üstlenmiştir.
Ekonomi polltik biliminin doğru olarak araştırılması, işçi
sınıfının öncüleri Marx, Engels, Lenin tarafından gerçekleştirildi.
Marxın Kapitalinde, Leninden önce, marksizmin, ekono-
mi politik alanda verdiği bütün bilgiler toplanmış bulunuyor. Marx,
kapitalist toplumun tahlilini yaparken, kapitalizmin önüne geçil-
mez iflasını ve komünizmin zaferini bilimsel olarak kanıtlar.
Lenin, ekonomi politiği, yeni tarihi koşulları içinde daha
üst bir düzeye çıkararak, Marxın ve Engelsin yapıtını devam et-
tirdi. Leninin büyük değeri, kapitalizmin en yüksek ve son aşaması
olan emperyalizmin, bilimsel bir tahlilini vermiş olmasındadır.
Emperyalizmin tahlili ve her şeyden önce, emperyalizm dönemin-
de kapitalizmin ekonomik ve politik gelişmede eşitsizliği yasasın-
ın Lenin tarafından keşfedilmesi, proletarya devriminin yeni bir
teorisine bir temel sağladı.
Lenin, devrimin, önce bir ya da birkaç ülkede zafer kaza-
nacağını gösterdi. Büyük Ekim Devriminin hazırlanma ve gerçek-
leştirilmesinin seyri ve daha sonra SSCBnde sosyalizmin zaferi
uğruna mücadelede Komünist Partisinin bütün strateji ve taktiği,
bu dahice temel üzerine kurulmuştur. Lenin adı, sosyalist ekon-
orni politiğin yaratılmasına bendedilmiştir.
Marksist-leninist ekonomi teorisi, Sovyetler Birliği Komü-
nist Partisinin, diğer ülkelerin işçi ve komünist partilerinin ve Le-
ninin öğrencilerinin çalışmaları sayesinde yeni gelişmeler gösterdi.
Genel olarak marksizm-leninizmin, özellikle marksist-leninist eko-
nomi politiğin gelişmesi için, SBKPnin XXII. Kongresi tarafından
hazırlanan aşağıdaki sorunlar örnek olarak belirtilebilir: komünist
toplumun iki gelişme aşamasıyla, sosyalizmden komünizme
dönüşümün özel biçimleri; komünizmin maddi temelinin yaratıl-
ması; iki sosyalist mülkiyet şeklinin evrim ve bağdaştırılmasının
yolları; sınıf farklarının silinmesi ve salt toplumsal eşitliğin doğru-
lanması; toplumsal komünist ilişkilerin şekillenmesi; komüniz-
min başlıca temel ilkesi: herkesten [sayfa 27] yeteneğine göre,
herkese gereksinmesine göre ilkesini pratiğe koymanın koşulları;
yeni insan tipinin kültür ve eğitim devriminin tamamlanması. Ko-
münizme geçiş anında toplumun politik örgütlenme sorunlarının
ayrıntılı tahlili yapılmıştı.
O halde ekonomi politiğin anlamı nedir?
Bunun anlamı, işçi sınıfı ile tüm emekçileri toplumun eko-
nomik gelişme yasalarının bilimi ile silahlandırmak, emekçilere,
kendilerine düşen görevleri başarıyla tamamlamak olanağını ver-
mektir. Kapitalist ülke emekçilerine, köleliklerinin, sefalet ve
yoksullaşmalarının nedenlerini gösterir. İşçi sınıfı ile bütün emekçi-
lerin gördükleri baskının ve yoksullaşmalarının, ne raslantıya ve
ne de tek tek kapitalistlerin keyfine bağlı olmadığını, ama tüm
kapitalist sistemden geldiğini ortaya koyar. Bundan dolayıdır ki,
uzlaşmaz karşıt sınıfların mücadelesi, kapitalizmin ortadan kaldı-
rılması ve proletarya diktatörlüğünün kuruluşu, emekçilere, zincir-
lerini kırma olanağını verir.
Marksist-Leninist ekonomi politik, az gelişmiş ülke halkla-
rına, geri kalışlarının ve sefaletlerinin gerçek nedenlerini öğretir.
Sömürge ve bağımlı ülke halklarının baskı altına alınıp uyutulma-
sının, emperyalizmin sömürge sisteminden geldiğini gösterir. Yüz-
yıllar boyunca, insanlığın büyük bir çoğunluğunu temsil eden
sömürge halklarını zor ve yağma ile köle durumuna indiren, hal-
kı köleleştiren bir avuç emperyalist oldu. Emperyalizm ve onun
belirtilerine karşı tam bir enerji ile mücadele ederken, bu halklar,
ulusal bağımsızlık ve ilerleme yoluna girebilirler.
Ekonomi politik, sermaye boyunduruğundan kendilerini
kurtarıp sosyalizm ve komünizm için ülkelerin izleyecekleri yolu,
sosyalist ekonomik sistemin üstünlüklerini, sosyalist sistemin ka-
pitalist sisteme üstünlüğünü, komünizmin kaçınılmaz zaferini gös-
terir. Sosyalist ekonomi yasalarının bilimi, halk yığınlarına sosya-
lizmin kuruluşuna bilinçli katılma girişkenliğini, özgür kullanma
fırsatı verir, onlara daha verimli çalışmayı öğretir ve onları komü-
nist toplumun [sayfa 28] etkin kurucusu yapar.
Marksist-leninist ekonomi politik, proletaryanın, bütün
emekçilerin elinde, barış, demokrasi ve sosyalizm uğruna verilen
mücadelede güçlü bir silahtır. [sayfa 29]
BİRİNCİ BÖLÜM
KAPİTALİZM-ÖNCESİ ÜRETİM TARZLARI
BU bölümde, kısaca, ilkel komünal, kölelik ve feodal üre-
tim tarzlarının ortaya çıkma, gelişme ve kaybolma nedenlerini
inceleyeceğiz.
1. İLKEL KOMÜNAL ÜRETİM TARZI
Dünya üzerinde hayat başlayalı, aşağı yukarı 900 milyon yıl
oldu, ve ilk insanların ortaya çıkışları ise, en azından, bir milyon
yıla yakındır.
Yeryüzünde insanın ortaya çıkması konusunda bilim,
aşağıdaki açıklamayı veriyor. Avrupanın, Asya ve Afrikanın iklimi
sıcak olan çeşitli bölgelerinde, yüksek düzeyde gelişmiş bir tür
maymun yaşmaktaydı. Uzun bir dönem sonunda, insan, bu may-
mundan çıktı. İnsanla hayvan arasındaki başlıca fark, önce, tama-
men ilkel de olsa, insanın, iş [sayfa 30] aletleri yapmakla kendini
belli etmiştir. İ n s a n ı n ç a l ı ş m a s ı o z a m a n b a ş l a r.
Çalışma sayesinde, maymunların kol ve bacaklarında yavaş yavaş
değişmeler oldu. Cetlerimiz çalışmak için ellerini kullandıkça ayak-
ta durmayı öğrendiler. İlkel iş aletlerinin yapımıyla birlikte, ilk
insanlar, kendi aralarında, iş aletlerinin kullanımında güçlerini
birleştirme gereğini de duydular. Bu sırada tek heceli konuşma
dili de başladı. Çalişma ve çalışma ile birlikte tek heceli dil, bey-
nin gelişmesi üzerinde kesin etki yaptı. Bundan dolayı, insanı
yaratan iştir (çalışmadır), iş sayesindedir ki, insan toplumu oluşmuş
ve gelişmiştir.
İlk toplumsal, ekonomik kuruluş, ilkel komün olmuştur ve
bu, yüzbinlerce yıl sürdü. Komünal toplum, toplumsal evrimin
başlangıcıdır. İnsanlar ilkin doğa kuvvetlerine karşı savunma ola-
nağından yoksun, yarı-vahşi bir hayat sürdüler. Besin maddeleri,
özellikle, doğada buldukları bitki kökleri, yabani meyveler, ceviz
vb. bitkilerdi.
Kaba yontma taşlar ve sopalar, insanoğlunun kullandığı ilk
araçlar olmuştur. Daha sonra, çok yavaş elde edilen bir deney
birikimiyle, kesmek ve kazmak için kullandıkları basit araçları
yapmayı öğrendiler.
Doğaya karşı yürütülen mücadelede ateşin bulunuşu,
büyük önem taşır. Ateş, ilkel insana, besinini çeşitlendirme ola-
nağını verdi. Ok ve yayların bulunuşu ise, ilkel insana, üretici güç-
lerin gelişmesinde yeni bir aşama sağladı. Bu andan itibaren ins-
anlar, kendilerini daha çok avlanmaya verebilecek ve daha çok
hayvansal besinler sağlayabilecektir. Avcılığın ilerlemesi, ilkel
hayvancılığın doğuşuna uygun bu dönemde başlar.
Tarım, üretici güclerin gelişmesinde yeni bir adım oldu;
uzun bir süre çok düşük bir düzeyde kaldı. Tarımda hayvan kul-
lanılmaya başlanması, tarımsal emeğin üretkenliğini artırdığı gibi,
tarımda sağlam bir temel meydana getirmişti. Bundan sonra, in-
sanın, yerleşik bir hayata geçtiğine tanık oluyoruz.
İlkel toplumda, üretim ilişkileri, üretici güçlerin durumuna
bağlıydı. Üretim ilişkilerinin temelini, iş aletlerinin ve basit üretim
araçlarının ortaklaşa mülkiyeti teşkil eder. Bu [sayfa 31] üretim ilişkisi,
bu dönemde, üretici güçlerin gelişme düzeyine uygundu. İlkel
toplumda iş araçları öylesine basitti ki, insanlar, tek başlarına do-
ğa kuvvetlerine ve vahşi hayvanlara karşı koyamıyorlardı. Bu yüz-
den, gruplar halinde, topluluklar halinde, hayvan avlayarak, balık
avlayarak, besin maddeleri sağlayarak yaşıyorlardı.
Üretim araçlarının ortaklaşa mülkiyeti yanında, komün üye-
leri, vahşi hayvanlara karşı savunma araçları olarak kullandıkları
kişisel bazı iş araçlarına da sahiptiler.
İlkel toplumda emeğin üretkenliği azdı; ve yaşamak için
zorunlu olandan fazla hiç bir şey yaratamazdı. İş düzeni, basit iş-
birliği üzerine kurulmuştu: birçok kişi, bir tek ve aynı görevi ya-
parlardı. İnsanın insan tarafından sömürülmesi yoktu. Pek bol
olmayan besin, komün üyeleri arasında eşit olarak paylaşılırdı.
İnsanlar, hayvansal niteliğin ağır basmasından kesin ola-
rak ayrılamadıkları sürece, hep bir arada, sürüler halinde yaşadılar.
Toplumun soya (gentes) göre örgütlenmesi, daha sonra, yavaş
yavaş, ev ekonomisine geçişle oldu. Aile bağlarının bir araya ge-
tirdiği kimseler, ortaklaşa çalışmak üzere gruplaşıyorlardı. Başlan-
gıçta gens, beş-on kişilik gruplardan ibaretti. Daha sonra yüzlerce
kişilik gruplar haline geldi. İş araçlarının evrimi ile gensin bünye-
sinde, erkeklerle kadınlar arasında, gençlerle çocuk ve ihtiyarlar
arasında olmak üzere doğal işbölümü meydana geldi. Avcılık ya-
pan erkeklerin kendi işlerinde, bitkisel besin maddeleri toplayan
kadınların da kendi işlerinde uzmanlaşmaları ile birlikte emeğin
üretkenliği de arttı.
Klan rejiminin ilk aşamasında üstün otoriteye sahip olan
kadındır. Besin bitkileri toplar, ev işleriyle uğraşırdı: bu, anaerkil
rejimdir. Daha sonra, hayvancılık ile tarım, erkeklerin işi haline
gelince, anaerkilliğin yerini ataerkillik aldı, ve klan içinde başlıca
rol bu kez de erkeğe geçti.
Hayvancılığa ve tarıma geçişle toplumsal işbölümü dönemi-
ne girilir, yani toplumun bir kesimi esas olarak [sayfa 32] tarımla
uğraşırken, diğer bir kesimi de hayvancılıkla uğraşır. Hayvan yetiş-
tirme ile tarım arasındaki bu bölünme, tarihte, birinci büyük iş-
bölümünü meydana getirir.
Bu toplumsal işbölümü sayesinde, insan emeği, daha üret-
ken olmuştur. Bunun sonucu olarak, komünlerde, bazı ürünlerde
fazlalık ve bazı ürünlere de gereksinme vardı. Bu durum, çoban
ve tarımcı kabileler arasında ürünlerin değişimi için elverişli bir
ortam yarattı. Daha sonra, insanlar, bakır ve kalay madenlerini
eritmeyi (demir üretimi daha sonra başlar), tunç araçlar, silahlar,
araç ve gereçler üretmeyi öğrendiler; elbise ve kumaşların yapı-
mını büyük ölçüde kolaylaştıran dokuma zanaatı bulununca, ko-
mün üyeleri, birer zanaat icrasına koyuldular ve emeklerinin ürünü
gittikçe daha sık değişebilir duruma geldi.
Üretici güçlerin gelişmesi, insan emeğinin üretkenliğini, in-
sanın doğaya üstünlüğünü, tüketim nesnelerinin yedek olarak
birikimini hissedilir ölçü de artırdı. Ama toplumun bu yeni üretici
güçleri, üretim ilişkilerine artık uygun düşmüyordu. Komünal mül-
kiyetin dar çerçevesi, emek ürünlerinin üleşimindeki eşitleştirme,
üretici güçlerin gelişmesini dizginliyordu. OrtakIaşa çalışma, zorun-
lu olmaktan çıkınca, bireysel emek, daha üretken oldu. Ortaklaşa
çalışma üretim araçlarının ortaklaşa mülkiyetini gerektirmesine
karşılık, bireysel çalışma da üretim araçlarının özel mülkiyetini
gerektiyordu. Üretim araçlarında özel mülkiyet şeklinin ortaya çık-
masıyla birlikte, kabileler arasında olduğu gibi, insanlar arasında
da servet eşitsizliğinin belirdiği görüldü. İnsanlar, zengin ve yok-
sul olarak bölündüler.
Üretici güççlerin gelişmesiyle, insanlar, kendilerine gerekli
olandan fazla yaşama araçları ürettiler. Bu koşullarda, savaşla el-
de edilen daha çok çalışan insan kullanılması mümkün hale geli-
yor: tutsaklar köle durumuna getiriliyorlar. İlkin kölelik, ataerkil
(aile içinde) bir özelliğe sahipti, daha sonra yeni düzenin temeli
oldu. Köle emeği, eşitsizliği keskinleştirdi; köleleri sömüren aile-
ler hızla zenginleştiler. Servet eşitsizliğinin şiddetlenmesiyle, zen-
ginler, [sayfa 33] yoksul ve borçlu olan kendi yurttaşlarını da köleleşti-
riyorlardı. Toplum, ilk kez köle sahipleri ve köleler halinde sınıfla-
ra bölündü. İşte, insanın insan tarafından sömürülmesi böylece
ortaya çıktı. İnsanlık tarihi, bu çağdan başlayarak, sosyalizmin ku-
ruluşuna kadar, sömürenle sömürülenler arasındaki sınıf müca-
delelerinin tarihi olmuştur.
İnsanlar arasında artan eşitsizlik, giderek sömürenler sınıfı
tarafından, sömürülen sınıf üzerinde yürütülen baskı organı ola-
rak, devletin kuruluşunu da getirdi. İşte, ilkel komünal üretim
tarzının yıkıntıları üzerinde köleliğin doğuşu böyle olmuştur.
2. KÖLECİ ÜRETİM TARZI
Kölelik, tarihin kaydettiği en kaba ve en açık ilk sömürü
şeklidir. Bu dönemi, hemen hemen bütün halklar yaşadı.
Üretici güçlerin çoğalması, toplumsal işbölümünün ve deği-
şimin gelişmesi, ilkel toplumdan köleliğe geçişin temelini oluştu-
rur.
Demirden yapılmış araçlar, kölelik düzeninde üstünlük sağ-
ladılar. Demirin üretilmesi, bu dönemde öğrenilmişti. Demir araç-
lar, insana, kendi faaliyetlerinin alanını genişletme olanağını verdi.
Bir demir balta aracılığıyla orman ve çalılarla kaplı topraklar ekilir
hale getirilebilir; demir saban, daha geniş toprakları işleme ola-
nağını verebilirdi. Tarımda sadece tahıl ve sebze üretimi ile yeti-
nilmedi, tarımsal ürünlerden şarap ve tereyağ yapımına da başlan-
dı. Madeni aletlerin yapımı, zanaatçılığın doğmasına neden oluyor.
Zanaatçıların iş alanı, gittikçe daha bağımsız hale geliyor. Bu,
zanaatçılığın tarımdan ayrılması, ikinci büyük toplumsal işbölümü
meydana geldi.
Gene bu zamanda, değişim yeniden gelişti ve para ortaya
çıktı. Bütün diğer metaların değerlenmesine hizmet eden ve ev-
rensel bir meta olan para, değişim aracı olmaya yaradı. İşbölümü-
nün ve değişimin genişlemesi, metaların ve alım ve satımıyla uğ-
raşan bir takım insanlar ortaya çıkardı. Tacirlerin ortaya çıkmasıy-
la üçüncü büyük toplumsal işbölümü meydana geldi. Küçük üre-
ticilerin pazara uzak olmalarından yararlanan tacirler, onların me-
talarını, ucuz alıp pahalı satmak [sayfa 34] suretiyle, kâr sağlıyorlardı.
Zanatçılığın ve değişimin gelişmesiyle, kentlerin kurulduğu
görüldü. Başlangıçta kent, köyden pek az farklıdır; ama yavaş ya-
vaş zanaat ve ticaretin kentlerde toplanmasıyla, kent ve köyün
ayrılması başlar.
Üretici güçlerin gelişmesi, toplumsal işbölümü ve değişimin
daha ileri götürülmesi, servet eşitsizliğini keskinleştirdi. Bir uçta
üretim araçlarını, hayvanları, parayı ellerinde toplayan zenginler
var. Diğer uçta, durumu gittikçe kötüleşen ve zenginlere borçlanan
yoksullar. İşte tefeciler, borçlular, alacaklılar, bu dönemde ortaya
çıkmışlardır. Eski dünyada sınıf mücadeleleri, borçIu ile alacaklı
arasında bir mücadele biçimini almış ve Romada borçlu pleble-
rin mahvolması ile sona ermiştir. Köleler, bunların yerlerini al-
mıştır.* Köleci sistemin büyük ekonomisi şekilleniyor. Zenginler,
yüzlerce, binlerce kölenin sahibi oluyorlar; köle yığınlarının üze-
rinde çalıştığı latifundiaları meydana getiren geniş alanları zapte-
diyorlar.
Köleci toplumda üretim ilişkileri şöyle kurulmuştu: üretim
araçları (toprak, iş araçları vb.) gibi köleler de efendinin mülkiye-
tindedir. Köle, bir eşya gibi ele alınmıştır. Efendi, onu, işine elver-
diği şekilde kullanır. Köleden, konuşan bir alet diye de sözedilirdi.
Köleci toplumda, köle, baltadan ya da öküzden, ancak konuşma
yeteneğine sahip olmasıyla ayırdedilirdi. Diğer bütün ilişkiler bakı-
mından, hayvan, ev, toprak ya da iş aletleri hangi koşullarla efen-
dinin mülkü ise, köleler de aynı koşullarla efendinin mülkü idi.
Köleler, insafsızca sömürülürdü. Hayvandan daha kötü
muamele görürdü. İşe kırbaçla götürülür ve en küçük bir hata
için en ağır şekilde cezalandırılır ve hatta öldürülebilirlerdi. Bir
kölenin öldürülmesinden dolayı, efendiye soru sorulamazdı. Efen-
di, köle emeğinin ürünlerine toptan sahip olurdu. Köleye açlıktan
ölmeyecek ve efendisi için çalışmayı sürdürebilecek kadar yiye-
cek verilirdi.
Antik dünyanın, gözalıcı ekonomik gücü ve saygın kültürü,
kölelerin sömürülmesi suretiyle gerçekleştirildi. Bu uygarlık, [sayfa
35] kurban edilen köle kuşaklarının üzerinde gelişmiştir. Matema-
tik, astronomi, mekanik, mimari, epeyce ilerledi. İlkel komün dü-
zenine üstünlüğüne karşın, kölelik üzerine kurulmuş olan üretim
tarzı, insanlığın ilerlemesine engel oluyordu.
Köleci üretim tarzı, kendisini yok edecek olan derin ve üs-
tesinden gelinemeyecek çelişkiler içinde barındırıyordu. İlk ola-
rak, yürürlükte olan sömürü biçimi, toplumun başlıca üretici gücü
olan köleleri çökertiyordu. Ayrıca, köleler, kurban edildikleri cana-
varca sömürüye karşı sık sık ayaklanırlardı. Öte yandan, ekono-
mi, savaşlarla ele geçirilen köleler üzerine kurulmuştu. Köleci
toplumun askeri kudreti, orduyu oluşturan köylü ve zanaatçılara
dayanıyordu ve savaşların zorunlu kıldığı vergilerin esas ağırlığı
da bunların üzerindeydi. Öte yandar ucuza gelen köle emeği üze-
* Karl Marks, Kapital, Birinci Cilt, Ankara 1975, s. 156-157.
rine kurulan büyük üretirn rekabeti, köylüleri ve zanaatçıları mah-
vediyordu. Bu rekabet, köleci devletlerin, iktisadi, siyasi ve askeri
kudretini tamamıyla yıkıyordu. Zaferleri bozgunlar izledi; önce-
den kölelerin ucuza sağlandığı kaynak da kurumuştu. Bunun sonu-
cu, üretimin genel azalması oldu.
Genel yoksullaşma, ticarette, zanaatçılıkta, sanatta gerile-
me, nüfusun azalması, kentlerin gerilemesi, tarımın daha aşağı
bir düzeye düşüşü - Roma dünya hegemonyasının vardığı sonuç
bu oldu.*
İlk zamanlarında, köleci üretim tarzı, üretici güçlerin geliş-
mesine elverişliydi. Gördüğümüz gibi, bu üretim tarzının evrimi,
üretici güçlerin yıkılmasını tahrik etti. Köle emeği üzerine kurulmuş
olan üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesine engel oldu. Üre-
tim sonuçlarıyla hiç bir ilgisi olmayan kölelerin emeği, kendi dev-
rini tamamlamıştı.
Eski üretim ilişkilerinin yerini, toplumun başlıca üretici gücü
olan kölelerin durumunu değiştirecek yeni ilişkilerin alması ge-
rekliydi. Bu, tarihi bir zorunluluktu.
Köle emeği üzerine kurulan büyük ekonominin yıkılmasıy-
la, [sayfa 36] küçük işletme daha yararlı oldu. Azat edilen kölelerin
sayısı yükselirken latifundialar da, kolonlar tarafından ekilip biçi-
len küçük paylara bölünüyordu. Kolon, artık köle değildir, o, be-
lirli miktarda ürün ya da para karşılığında, hayat boyunca yararla-
nacağı bir toprağın sahibi çiftçidir. Ama, özgür bir çiftlik sahibi de
değildir. Toprağa bağlıdır, o toprağı bırakıp gidemez, ama toprak-
la birlikte satılabilir. Bu kolonlar, ortaçağ serflerinin öncüleridir.
İşte köleci sistemin bağrında bir yeni üretim tarzının, feo-
dal tarzın doğuşu böyle oldu.
Köleci ekonominin gelişmesiyle, ezilenlerle ezenler arasın-
daki sınıf mücadelesi de şiddetlendi. Bu mücadele, köleci devlet
ve büyük toprak sahipleri tarafından sömürülen, özgür zanaatçılar-
la köylüleri birbirine bağlayan köle ayaklanmalarında ifadesini
bulur. Köle ayaklanmaları arasında en önemlisi Spartaküsün yö-
nettiği ayaklanmalar (MÖ 74-71).
* .riedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Ankara
1974, s. 207.
İç ayaklanmalara, gittikçe artan dış saldırılar da katıldı. Köle-
lik düzenini, kesin yıkılışa, bu saldırılar götürdü.
3. .EODAL ÜRETİM TARZI
.eodal düzen, şu ya da bu özelliği ile, hemen hemen bütün
ülkelerde yaşandı. Bu dönem, uzun sürmüştür. Çinde 2.000 yıl-
dan fazla. Batı Avrupada, Roma İmparatorluğunun yıkılışından
(5. yüzyıl), İngilterede, 17. yüzyıla, .ransada 18. yüzyıla kadar
uzaniı. Rusyada ise bu düzen 9. yüzyıldan 1861 servaj (kölelik)
düzeninin. kaldırılmasına kadar sürdü.
Senyörün (derebeyin), toprak üzerindeki mülkiyet hakkı
ile serf üzerindeki sınırlı mülkiyet hakkı, feodal toplumun üretim
ilişkilerinin temelini teşkil eder. Serf, bir köle değildi. Topraktan
yararlanma hakkına sahipti. .eodallerin mülkiyeti dışında, köylü-
lerin ve zanaatçıların da üretim aletleri ve kendi özel işletmeleri
üzerinde özel mülkiyet hakları vardı. Küçük köylü işletmesi ve
bağımsız küçük zanaatçıların üretimi, kişisel emeğe dayanıyor-
du. Üretim, özellikle doğal [sayfa 37] bir nitelik taşırdı; yani ürün, de-
ğişim için ayrılmaz, esas olarak, doğrudan tüketimde kullanılırdı.
Taşra soyluları ve feodaller tarafından köylülerin sömür-
üsü, büyük feodal toprak mülkiyeti üzerine kurulmuştu. .eodalin
topraklarından ancak bir kesimi kendi malikanesini teşkil eder,
geri kalan diğer kesimi ise, kulluk koşulları altında, köylülere
anlaşmalı olarak bırakılırdı. .eodal, [toprağı] köylüye parseller
ve böylece kendisine el emeği sağlardı. İster kendi araçlarıyla
senyörün toprağını (angarya olarak) ekip biçmek için olsun, ister
ürünün bir kesimini senyöre vermek suretiyle olsun, isterse her
iki biçimde birden olsun, miras yolu ile bir hisse topraktan yarar-
lanan köylü, bulunduğu yerde kalmak zorundaydı. Köylüyü bağımlı
duruma zorunlu olarak sürükleyen, açık sömürü şekli, işte bura-
daydı. .eodal, köylüyü öldüremezdi ama, onu satabilirdi.
Serfin emek süresi iki kesimden ibaretti: gerekli-emek süre-
si ve ek-emek süresi. Gerekli süre içinde, köylü, kendisinin ve
ailesinin yaşamasını sağlamak için gerekli olanı üretirdi. Ek-emek
süresinde ise, köylünün yarattığı artı-ürüne, senyör (angarya, aynî,
nakit olarak) toprak rantı biçiminde sahip çıkardı. Köylülerin bu
sömürülme biçimi, bütün halklarda, feodalizmin başlıca niteliğini
oluşturur.
Başlıca sakinleri, zanaatçılarla tacirler olan kentler, senyör-
lerin toprağı üzerinde kurulmuş olduğundan, onların egemenliği
altındaydı. Kentli, özgür olabilmek için mücadele etti, kentlerin
özerkliği mücadelesinde çoğunlukla başarıya ulaştı.
Kentlerin gelişmesi ve ticaretin ilerlemesi, feodal köyü şid-
detle etkiledi. .eodal ekonomi, kendi pazar sınırı içerisinde do-
laşımını tamamlıyordu. Senyörlerin, lüks nesneler satın almak için
paraya gereksinmeleri olurdu. Bunun içindir ki, köylülerden top-
rak rantını, aynî olarak değil, nakit olarak istemeye başladılar. Bu
da, senyör ile köylüler arasındaki mücadelenin gittikçe sertleşme-
sine neden olan sömürüyü yoğunlaştırdı. [sayfa 38]
4. .EODALİZMİN DAĞILMASI VE ORTADAN KALKMASI
.EODAL DÜZENİN BAĞRINDA KAPİTALİST
İLİŞKİLERİN DOĞUŞU
.eodal düzen, köleci düzenin üretici güçlerinin daha üstün
bir gelişme düzeyine tanık oldu. Bu dönemde, tarım tekniği iler-
lemiş, tarım saban ve diğer demir aletler geniş ölçüde yayılmıştı.
Tarımın yeni dalları ortaya çıktı. Bağcılık, ve buna bağlı olarak şa-
rapçılık, ve bahçecilik gelişti; yağ ve peynir gibi hayvancılıkla ilgili
dallar da yaygın bir hal aldı. Çayır ve otlaklar genişletildi, toprağın
ıslahında yeni usüller uygulandı.
Kentlerde, aletler ve hammaddelerin işlenme usüllerinde
yetkinleşme; zanaat kollarında uzmanlaşma başladı. Yeni üretim
dalları ortaya çıktı: silah yapımı, çinicilik, bıçakçılık, kilitçilik, kun-
duracılık, saraçlık vb.. Döküm ve demir işlenmesi islah edildi. İlk
yüksek fırınlar, 15. yüzyılda kuruldu. Pusula ve büyük coğrafi bu-
luşlar da aynı döneme raslar.
Bununla birlikte, başlangıçta bünyesinde yeni üretici güçle-
rin geliştiği feodal düzen, artık gelişmeyi dizginlemeye başlıyordu.
Üretici güçler, feodal üretim ilişkilerinin dar kalıplarıyla çatıştı.
.eodal sömürü boyunduruğu altındaki köylülük, zoraki çalışmadan
dolayı, üretkenlik çok düşük olduğundan, tarımsal üretimi artıra-
mıyordu. Kentlerde de zanaatçıların emek üretkenliğinin artması,
lonca tüzükleriyle dizginlenmişti. Bütün bunlar, eski üretim iliş-
kilerinin tasfiyesini, feodalizmin kösteklerinden arınmış yeni iliş-
kilerin kurulmasını gerektiriyordu. Kapitalist üretim ilişkileri, feo-
dal düzenin bağrında doğuyordu.
.eodalizm döneminde, basit meta üretimi, gittikçe açılıp
serpiliyordu. Yani açılma, değişim bakımından olmuştu. Bu üre-
tim de, kişisel çalışma ve üretim araçlarının özel mülkiyeti üzeri-
ne kurulmuştu. Sonunda, meta üreticileri, köyde olduğu gibi kentte
de zengin ve yoksul olarak farkIılaşmalara varan azgın bir reka-
bete giriştiler. Pazarın gelişmesiyle, durumu [sayfa 39] azçok iyi olan
üretici, gittikçe artan bir biçimde, durumu bozulan zanaatçı ve
köylüleri işçi olarak tutmaya başladı. Kapitalist ilişkilerin feodal
düzenin bağrında, yavaş yavaş şekillenmesi işte böyle olmuştur.
Kapitalizmin doğusu, bir başka yol daha izler. Burada köylü
ve zanaatçılar, ticari sermayenin bağımlılığı altına girerler. Ticari
sermaye, önce meta değişiminde aracı rolündeydi. Daha sonra,
lonca tüzüklerine uygun olarak, küçük üreticiler katında metalar
biriktirmeye, onlara hammaddeler sağlamaya, uygun şekilde bor-
çlandırmak suretiyle yardımlarda bulunmaya koyuldu. İşte, küçük
üreticilerin, tüccarların ekonomik bağımlılıkları altına girmeleri
böyle olmuştur. Ticari sermayenin bunu izleyen faaliyeti, zana-
atçıları, ücretli işçiler olarak çalıştıkları bir yerde toplamaktan iba-
ret oldu. Tüccar, sanayici bir kapitalist olurken, ticari sermaye de
sanayi sermayesine dönüşüyordu.
Kapitalizmin kurulma süreci, aynı zamanda, kıra kadar
uzanmıştı. Ticari üretimin gelişmesi, paranın gücünü de artırmıştı.
Bu nedenle feodaller de rantı, para-rant şeklinde istemeye baş-
ladılar. Para ile yapılan işlemlerin artması, köylülüğü, tarım burju-
vazisi ve yoksul köylü olarak farklılaşmaya götürdü.
Kapitalist üretimin, köyde olduğu gibi, kentte de feodal
düzenin bağrında yeşermesi böyle oldu. Artık feodalizmin orta-
dan kaldırılması, tarihi bir zorunluluk haline gelmişti.
.eodal düzenin bütün tarihi, köylüler ile senyörler arasın-
da sürüp giden sınıf mücadelesinin tarihidir. Bu mücadele, özel-
likle, feodal dönemin sonlarında toprak kölelerinin sömürülme-
sinin dayanılmaz bir dereceye varmasıyla şiddetli bir şekil almıştır.
Köylü ayaklanmaları, feodal düzeni sarsar ve onu yokolmaya doğru
götürür. Burjuvazi, feodalizme karşı mücadelenin başına geçer
ve serflerin ayaklanmasından, feodal beylere karşı, politik iktidarı
ele geçirmek ve egemen sınıf haline gelmek için yararlanır.
che_1955 Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
Arkadaslar site cokmeden once ekonomi politik basligi altindaki tartismalar cok egitici( en azindan benim acimdan) ve zevkliyidi.Papagan gibi tekrarlamak olacak ama yeniden baslamak bence cok faydali olur.(en azindan benim icin
site cokmeden once ki hatirladigim sorular,
1-Makinlasma hizla gelisip tam bir otomasyona baglandiginda proleteryanin durumu ne olacak?
2-Ekonomi politik bir bilim midir?
__________________ Gunes battigi zaman, arazide bulusacagiz AK-47 ve bazukalarimizla!
amele Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: