Anasayfa İlke ve Kurallar Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Sosyalist Forum > FORUM KÜTÜPHANESİ > Okuma Grupları
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Social Groups Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
ispanya iç savaşı
Cevaplar
21
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1010
Önceki Konu
önceki Konu

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 01-11-2008, 14:37   #1 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart ispanya iç savaşı

jose sandoval - manuel azcarate
Çeviren : Mehmet HARMANCI

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ 7
GENEL GÖRÜNÜŞ 11
İLK SAVAŞLAR 24
DIŞ MÜDAHALE 46
MADRİD SAVAŞI 70
YENİ BİR DEMOKRASİ TİPt . . 94
ANTİ-FAŞİST BİRLİK VE SAVAŞ 112
SON DÖNEM 135

ÖNSÖZ


Bili Alexander Uluslararası Tugay, İngiliz Taburu kumandanı
İspanyada 1936 yılından 1939'a kadar süren çatışma Ingilterede bütün bir kuşağı siyasal bilinçlenme ve eyleme sevketmiştir. Daha önceleri işçi sınıfı mücadelesine girmemiş olan binlerce insan, özellikle gençler ve profesyonel işçiler uyanmışlar ve faşizm karşısında İspanyol halkının yanında yer almışlardır.
Bugün, bazıları «İspanya günlerini» özlemle anarlar; bazıları tarihi yeni baştan yazmak ve kitabı kapatıp unutmak isteyenlerin vicdanlarını huzura kavuşturmak çabasındadırlar. Fakat İspanyol halkının mücadelesi ne lekelenebilir ne de öyle basitçe açıklanabilir. Madrid savunmasının heyecan ve başarısı; «İspanyaya Yardım!» için düzenlenen muazzam gösteriler ve üç yıl süren mücadelenin bütün olayları bugün dipdiri ve gerçektir çünkü bunlar kadın ve erkeklerin birleşik irade ve kahramanlıklarından doğmuştur.
Tarihin bu sayfasını bilmek genç kuşağın hakkıdır. Bu, şanlı bir gerçektir ve içinde bugün için alınacak pek çok ders vardır. İki İspanyol tarihçisi tarafından yazılan bu kitap çok acil bir ihtiyacı karşılamakta olup, hem tarih olarak hem de geçirdikleri tecrübeleri tekrar yaşamak is-teyenlerce okunmalıdır.
Faşist generaller İspanya Cumhuriyeti Hükümetine karşı başkaldırdıkları zaman, İspanyada tatilde bulunan bir iki İngiliz işçisi derhal davayı kavramış ve İspanyol halkı safında silâhlanmışlardı. Bunun gibi anî bilinçlenme ve dayanışma hareketleri Uluslararası Tugayların ve dün¬ya çapında bir İspanyaya Yardım kampanyasının örgütlenmesine yol açtı. İlk birkaç gönüllüye kısa bir süre içinde İngiltereden gittikçe artan sayıda kadın ve erkekler katıldı. Bunlar polis, pasaport, para ve kapalı sınırlar güçlüklerini aşa aşa geliyorlardı İspanyaya.
İngiliz Taburu ve Sağlık Hizmetlerinde çalışan gönüllüler tüm İngiliz halkının bir kesiti idi: bunlar büyük kentlerden, sanayi ve madencilik bölgelerinden, her türlü zanaat ve meslekten geliyorlardı. İngiliz Taburu'ndakilerin pek azının daha önce askerî eğitimden geçmesine rağmen Tabur mükemmel bir askeri birlik olmuştu. Cromwell bir zamanlar askerlerinin savaşçı niteliklerini «ne için savaştığını bilen ve bildiğini de seven» olarak belirtmişti. İngiliz Taburu da böyle idi işte.
Silâh ve malzeme eksikliğini cesaret ve kararlılık giderecekti. «Müdahale etmeme» siyasetinin sonucu olan bu eksikliğin karşılığı çok pahalı ödendi. Uluslararası Tugay'da İngiltereden 2000 kişi kadar vardı. Bunlardan yarasız döneni hiç denecek kadar azdı, 500'ü de hayatlarını verdiler.
Madrid yolunu kesmek için uğraşan Franko kuvvetlerini Jarama'da yenilgiye uğratırken, Teruel'de karlar altında, Ebro saldırısında ve diğer bir çok savaşta İngiliz Taburu İngilizlerin özgürlük ve demokrasi için millî gelenek halini almış çabasma taze kahramanlıklar eklediler. İngilterede, evlerde ve sokaklarda, muazzam bir dayanışma hareketi. «İspanyaya Yardım» hareketi başlamıştı. İspanyol halkına duyulan sempati yiyecek, süt, giyecek, ilâç ve para olarak maddeleşiyordu. «Yardım» ile yaşıyan aileler, emekliler, işçiler, aydınlar seve seve son kuruşlarına kadar çıkarıp veriyorlardı. «Barselona'ya yağan bombaları şimdi durdurursan Londra ve Paris'i kurtarırsın» sloganın gerçekliğini bildiklerini gösteriyordu İngiliz halkı.
İşte bu kuvvetli destek sonunda, geç de olsa, İşçi Partisi liderliğini, Muhafazakârların «Müdahale etmeme» siyasetini tutmaktan vazgeçirtmiştir.
Coventry, Londra ve hattâ bütün dünya halkları Muhafazakârların faşizmi desteklemelerinin bedelini, faşizmin İspanya zaferi sonunda yeni bir dünya savaşı açması ile..
ödediler. İspanya'da Hitler ve Mussolini'nin askeri uzmanlarının yeni teçhizat ve tekniklerini denemelerini gören Uluslararası Tugay'ın pek çok üyesi aynı Nazi bombardıman uçaklarının Dunkirk ve Tobruk'ta İngiliz Ordularına saldırışına tanık oldular.
Fakat İspanya'nın kahramanca mücadelesi, faşizme karşı çıkıp da savaşa başladığımız zaman, faydalı olan pek çok ders verdi bize. Faşizmin kötü karakteri - savaş hırsı, işçi sınıfına ve özgürlüğe olan düşmanlığı, zalimliği ve kana susamışlığı - öğrenilip anlaşılmıştı. Chamberlain ve diğer Muhafazakâr faşizm taraftarları açığa çıktılar. Halk geleceği için çarpışırken «İspanya günleri» geniş bir anlayış getirdi ve birliğin ne denli kudretli olduğunu ortaya koydu. Tarih, İspanyol halkının ve onların mücadelesinin Hitler ve Mussolini'nin yenilgisinde ne büyük bir rol oynadığını göstermiştir.
Fakat ne utançverici bir şeydir ki biz şükran borcumuzu ödemedik ve 1945'te faşizmi yeryüzünden silmedik. Franko'nun Amerika Birleşik Devletlerindeki ve İşçi Hükümetindeki dostları onu korudular ve diktatörlüğünü devamını sağladılar.
Franko rejiminin yaşadığı her gün bütün dünyada barışa ve özgürlüğe bir tehdit demektir. Buna aldırmazlıktan gelinemez ve bu unutulamaz.
Franko, askeri başarısından sonra durumunu vahşi ve kanlı bir baskı rejimi ile sağlamlaştırmaya çalıştı; demokrasiye inanan herkesi öldürdü veya hapsetti. Fakat buna rağmen İspanyol halkının ruhu ezilmemiştir. Her gün yeni bir tutuklama, işkence ve yargılama haberi alınmaktadır çeşitli siyasi görüşe sahip gençler, öğrenciler, köylüler işçiler İspanya'nın ilerici, özgür bir millet olması için mü. caddelerine devam ederken. İspanya'nın gerçek yüzü budur: halk değişmemiştir.
Biz de değişmemeliyiz İngiltere'de, Franko'nun faşist yönetiminin yaptığı her kötülüğü protesto etmek İspanyada özgürlük için çalışan kuvvetlerin gelişmesine yardım etmektir. Geçmişte hallkarımızı bir araya getiren savaş ve faşizm tehlikesi sona ermiş değildir. Barış ve demokrasinin geleceği için ortak yarar bizden birlikte mücadele etmemizi istemektedir.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (02-11-2008 Saat 12:06 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
ekim_arat (01-11-2008), emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 14:50   #2 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

GENEL GÖRÜNÜŞ

Aradan geçen yıllar İspanya'daki iç savaşın yaktığı dayanışma alevini söndürememiştir. İspanyol halkının faşizme karşı silâhlı çatışmalarında karşılaştıkları karmaşık sorunların pek çoğu halen günümüzün önemli sorunları arasındadır. Bizi bu sayfaları yazmaya zorlayan bu olmuştur.
İspanya iç savaşının tam bir tarihçesi elbette ki bu kalınlıkta bir kitaba sığdırılamazdı; zaten biz de buna kalkışmadık. Biz, savaşın olaylar zincirine en çok etkide bulunan belirli an ve görünüşlerini ele aldık. İspanyol halkının millî devrimci savaşlarının epik mücadelesine nasıl kalkıştıklarını ve üç yıllık direnmeden sonra neden yenildiklerini bu olaylar çevresinde açıklamaya çalışacağız.

O Savaş konusuna girmeden önce okurlarımıza isyan başlamadan önceki İspanya'nın durumunu kısaca belirtmek isteriz. Böylece bu isyanı başlattıran nedenler daha iyi anlaşılacaktır.

1923 ilâ 1929 arasında İspanya, General Primo de Rivera'nm askeri diktatörlüğü altında yaşayan bir ülke idi.
Mussolini ile yakın ilişkileri bulunan Primo de Rivera, Kral XIII Alfonso'nun da rızası ile, Mussolini'nin faşist düzenini İspanya'ya yerleştirmek istemiş ve bu amaçla krallık anayasasını bir kenara atmış, Parlamentoyu kapatmış, İtalyan örneği üzere bir «Korporatif Devlet» kurmaya kalkmıştı.
«Vatanseverler Birliği» adında faşist bir parti kurmak çabası tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştı. Primo de Rivera İspanyol Sosyalist Partisinin (Par-tido Szocialista Öbero Espanol) liderliğinin bir kesiminin desteğini ele geçirdi ise de, bu bile onu kurtarmaya yetmedi. Bütün ülke onun diktatörlüğüne karşı gösterilerde bulunuyordu.
Kral, diktatörü ortadan kaldırarak monarşiyi kurtarmaya çalıştı, fakat bunun için bile çok geçti artık.
Monarşinin son hükümeti, siyasal durumu temizlemek amacı ile belediye seçimleri yaptı. Halk bu seçimleri monarşi aleyhine bir plebisit haline getirdi. Seçim zaferinden cesaret alan halk sokağa döküldü ve 14 Nisan 1931'de Cumhuriyeti ilân etti. Kral ve ailesi İspanyadan ayrılmak zorunda kaldılar.
O

1931 devrimi, iktidarı, yarım yüzyıldır İspanyada hakimiyette olan toprak sahibi aristokrasinin ve büyük burjuvazimin elinden almıştı.
Bu, büyük fırsatların kaçırıldığı bir zamandı. Halkın o heyecanlı anlarında Cumhuriyet yöneticileri reaksyonerlerin iktisadi yetkilerine kolaylıkla el atabilir, onları devlet mekanizmasında ve orduda bulundukları kilit noktalardan alabilirlerdi. Fakat bunu yapmadılar.
Azana gibi Cumhuriyetçi liderler Robespierre'-den, Danton'dan, Saint-Just'ten söz ediyorlar, fakat sözden' başka bir şey de yapmıyorlardı. İş eyleme gelince birer Jacobin olmaktan, 1931 İspanyasında burjuva-demokratik devrime önderlik etmekten çok uzaktılar. Meydanı, kuvvetli ve enerjik bir Gironde'-la, her an Cumhuriyete başkaldırmaya hazır bir Ven-dee'ye (1) açık bıraktılar.
Hükümette Sosyalist liderlerle Cumhuriyetçiler işbirliği yapıyorlardı. Bunlar devrime işçi sınıfı önderliğini sağlayacak yerde burjuvazinin peşine takılmış gidiyorlardı.
Bu reformcu politikaya tepki gösteren devrimci görüşlü pek çok İspanyol işçisi Anarşistlerin önderliğine girdiler ve işçi sınıfının enerjisini, reaksiyonerlerin kârlı çıktığı darbelere ve sorumsuz eylemlere harcadılar.
1931'den 1933'e kadar Cumhuriyetçi - -Sosyalist hükümet devresi boyunca demokratik devrimin tek bir önemli sorunu bile çözümlenememişti.
Toprak reformu yapılamadı; Avrupada ekilebilir toprağın büyük kısmının toprak sahibi aristokrasinin tekelinde olduğu tek ülke İspanya idi.
Medinaceli Dükünün 97, 147, Penaranda Dünkünün 51, 016, Villahermosa Dükü'nün 47, 203, Al-ba Dükü'nün 34, 445, La Romana Marki'sinin 29, 095, Comillas Marki'sinin 23, 720 hektar toprağı vardı ve bu liste böyle uzar giderdi.

(1) Fransız ihtilâli sırasında toprak sahipleri, rahipler ve GirondistTerin Vendee ayaklanması.
Milyonlarca işçi ve köylü bu adamların haki¬miyeti altında yarı feodal bir hayat sürmekte idiler.
Fas, İspanyol sömürge hakimiyetinde idi. Ka-
talonya, Euzkadi (Basque Ülkesi) ve Galiçya'ya şelf
- determination hakkı verilmemişti. Monarşi dev-
rinin devlet makanizmasma hemen hemen hiç. el
sürülmemiş gibiydi.

1933'de Hitler'in Almanyadaki zaferi İspanyol reaksiyonunun saldırganlık eğilimlerini cesaretlendirdi. Hitlerin korku rejimi ve naziliğin kanlı yöntemleri İspanyol reaksiyoner kastlarının zalimliğine ve vahşetine tam bir uyum gösteriyordu.
Primo de Rivera'nın Falanj'm kurucusu da plan oğlu, kısa bir süre sonra İspanyada uygulanacak olan Nazi örgütlenme düzeni ve şiddet yöntemlerini incelemek üzere Almanyaya gitti. Taraftarlarına verdiği slogan şu idi: «Bizim anladığımız tek dil silâh dilidir.» Ve pek çok Komünist, Sosyalist, ılımlı Cumhuriyetçi, işçi ve yargıç, asker ve gazeteci faşist kurşunları ile öldü bundan sonra.
Fakat ne demagoji ne de şiddet Falanj'ı bir kütle partisi haline getiremedi. Bütün aklı başında sanlar bunu reddettiler.
İspanyol reaksiyonunun ana kuvvetleri başka yollarla, güya meşru yollarla, iktidarı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Bunun için de, avukat Gil Robles'in lideri olduğu dinî-faşist bir parti olan Confederacion Espanola de Derechas Autonomas (CEDA) partisine bel bağlamışlardı.
1933'ün sonuna doğru Sosyalistler ve Sol Cumt; huriyetçiler hükümetten azledildiler; ve Cumhuriyetin en bozulmuş bölümü olan Radikal Parti geçici bir hükümet kurdu. Bu hükümetin görevi Cumhuriyetin liderliğinin reaksiyon tarafından açıkça ele geçirilmesini hazırlamaktı. Bu olay, İspanyada faşist - örnekli bir diktatörlüğün kuruluşuna giden ilk adımdır.
Halkın buna cevabı gelmekte gecikmedi.
1931'den bu yana işçi sınıfının nitelik ve niceliğinde değişiklikler olmakta idi. Gelişmesini engelleyen bazı bölücü eğilimlerin üstesinden gelen Komünist Parti bu yolda önemli bir rol oynuyor, işçi sınıfını ve faşist tehlikesi karşısında halkı birleştirici gayretleri partiye halk kütleleri ve hatta Sosyalist Parti içinde bile taraftar kazandırıyordu.
Sosyalist Parti ciddi bir bunalım geçirmekte idi; üye sayısı azalıyor, parlâmento'da temsili yarı yarıya düşüyordu. Faşist reaksiyonla anlaşmayı öngören Besteiro'nun açık reformcu eğilimleri yenilgiye uğramıştı. Halktan gelen baskıya dayanamı-yarak Largo Caballero ile Sosyalist liderlerin çoğunluğu faşizme karşı militan bir tutum takındılar. Bu da, 1934'te iki işçi sınıfı partisinin bir anlaşmaya varmasını sağladı. Bu anlaşma hâlâ tetikle olmasına rağmen, İspanyayı tehdit eden faşizm selinin durdurulması yolundaki birliğin ilk adımı sayılabilirdi.
1934 Şubatında Avusturyalı işçilerin kahramanca mücadeleleri, Fransız halkının faşizm tehlikesine karşı mücadeleleri ve Halk Cephesi'nin Fran-sadaki başarıları İspanyol işçi ve demokratlarına bir örnek ve kuvvetli bir destek olmuştu.
1934 Ekiminde reaksiyonerler İspanyada faşizmi yerleştirmeye çalıştıkları zaman, işçiler Sosyalist ve Komünist Partiler önderliğinde ayaklanarak, Asturias'ta silâhlı isyan halini alan bir greve başladılar. Asturias'taki işçiler iktidarı ele geçirdiler, kendilerini bastırmak için Fas'tan getirtilen Araplara ve Yabancı Lejyon askerlerine karşı iki hafta kadar dayandılar. Bu cezalandırıcı harekâtı Savaş Bakanlığından General Franko yönetmekte idi.
Örgütlenme ve koordinasyon yoksunluğu nedeni ile yenilgiye uğrayan bu Asturias başkaldırması, reaksiyonerlerin plânlarının başarı ile uygulanmasını engelledi ve Halk Cephesi hareketinin temelini hazırlamış oldu.
1934 Ekimindeki çatışmalar işçilere, işçi sınıfı birliğinin kesin etkili bir unsur olduğunu öğretti ve onlara faşizme karşı çıkışta bütün demokratik kuvvetlerin işçi sınıfı çevresinde toplanmaları gerekliliğini gösterdi.
Bu olaylar, Cumhuriyetin Fas'taki sömürge politikasının İspanya demokrasisi için önemli sonuçlarını açıkça gözler önüne sermişti. Cumhuriyetçi -Sosyalist hükümetler Fas'a bağımsızlık vermeyi reddetmekle ültra - reaksiyoner bir şok kuvvetinin kurulmasını kolaylaştırmıştı. Franko, Valera, Mola ve Sanjurjo gibi «Afrikalı» generaller kumandasında olan bu kuvvetler, Fas vatanseverleri ile yaptıkları günlük çarpışmalarda kendilerini hem moral hem de uygulama bakımından, ileride İspanyol halkına karşı yapacakları mücadeleye hazırlıyorlardı. Sömürge politikasının yarattığı bu vurucu kuvveti İspanyol reaksiyönerleri 1934'de halk hareketini bastırmakta kullandılar ve sonraları da bu kuvvet 1936 askeri - faşist isyanın baş aracı haline geldi.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (02-11-2008 Saat 11:59 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 3 Kisi:
ekim_arat (01-11-2008), emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 14:52   #3 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Asturias'daki savaşın sona ermesinden iki ay sonra İspanya Komünist Partisinin öncülüğü ile iki işçi sınıfı partisi liderlikleri arasında bir koordinasyon komitesi kuruldu.
En büyük amacı 1934 Ekimindeki olaylardan sonra tutuklanan 30.000 siyasi tutukluya af sağlamak olan işçi sınıfı ve demokratik birlik önemli ilerlemeler kaydetmişti.
Dünya komünist hareketinde büyük bir dönüm noktası olan Yedinci Komünist Enternasyonali Kongresinde Halk Cephesi ve birleşik cephe politikasının kurulmasında İspanya ve Fransa denemesinin büyük önemi olmuştur.
İlk Halk Cephesi kurulması teklifi 1935 Mayısında Komünist Parti tarafından ileri sürülmüştü. Bu teklifin. Sosyalist Parti ve ileri gelen Cumhuriyetçi partiler tarafından reddedilmesi Halk Cephesi'nin millî ölçüde kurulmasına engel oldu. Buna rağmen, bu devrede bile, İspanya'nın pek çok yerinde bölgesel Halk Cepheleri komiteleri ve diğer birleşik gruplar kurulmuştu.
Birliklerin gelişmesi işçilerin gücünü arttırdı; kütle baskısı reaksiyoner hükümeti istifaya zorlayarak yeni bir genel seçime gidilmesini sağladı. Bu olay demokratik kuvvetlerin birleşmesini zorunlu bir ihtiyaç haline getirerek Halk Cephesi'nin kurulmasını hızlandırdı.
15 Ocak 1936'da Sosyalist Parti, Komünist Parti, Cumhuriyetçi Sol (Azana'nın liderliğinde), Cumhuriyetçi Birlik, Sosyalist Gençlik, UGT (Genel İşçi Birliği) ve diğer birtakım siyasal gruplar arasında Halk Cephesi Anlaşması imzalandı.
16 Şubatta yapılan genel seçimde Halk Cephesi ezici bir zafer kazanmıştı. Sağ ve Orta Partiler Sol kanat koalisyonuna 148 sandalye kaptırdılar. Halk Cephesi partileri yeni Cortez'de (Parlâmento)
480 üyelikten 269'unu almışlardı.
Bu safhada, İspanyol işçi sınıfı birlik alanında büyük başarılar elde etti. 1935 Aralık ayında komünist etkisi altındaki işçi sendikaları UGT ile birleştiler. 1936 Nisanında Sosyalist ve Komünist gençlik kuruluşları Birleşik Sosyalist Gençlik (JSU) Partisinde toplandılar. Aynı yılın Temmuzunda Ka-talonya'daki dört işçi partisi birleşerek işçi sınıfının birleşik partisi olan Katalonya Birleşik Sosyalist Partisini (PSUC) kurdular.

O

Halk Cephesinin zaferi İspanya Cumhuriyetinin barışçı ve parlamenter yollarla demokratik gelişmesine fırsat vermişti.
İspanya tarihinin çarklarını geriye çevirmek isteyen reaksiyonerler bu geleceği kabul etmediler. Kendi hedeflerine varmak için her silâhı kullanmaya hazırdılar; bu, iç savaş ve ülkelerinin kapısını yabancı askeri müdahaleye açmak olsa bile.
Bundan sonra, para ve toprak sahibi oligarşi,, seçimlerdeki yenilgisi nedeni ile CEDA'yı bir yana atıp Cumhuriyete karşı komplolarında kullanmak üzere «Afrikalı» generaller grubu ile anlaştı.
Halk Cephesi zaferinden sonra, Sosyalist ve Komünistlerin katılmadığı, yalnızca Cumhuriyetçilerden meydana gelen bir hükümet kuruldu. Azana ve Casares Quiroga gibi Cumhuriyetçi liderlerin körlüğü, o sıralarda komplo halinde bulunan bazı faşist generallerin ordunun kilit noktalarında bırakılmalarına sebep oldu. Franko, Fas'a çok yakın olan Kanarya Adaları askeri kumandanlığına atandi; Mola Carlist'lerin (1) kalesi olan Pamplona'nm, Goded ise Balear Adaları nm kumandanı oldu.
Falanj ve Renovacion Espanola (ki bunun başkanı bir zamanlar diktatör Prima de Rivera ile işbirliği yapan Calvo Sotelo idi) gibi faşist siyasal gruplarla ilişkileri olan bu generaller isyan için gerekli hazırlıklarını hızlandırdılar.
Kısa bir Cumhuriyet denemesi, para ve toprak sahibi oligarşi ile «Afrikalı» generallerin kendi başlarına İspanyol demokrasisini kaldıramıyacaklarını ortaya koymuştu. Millî düzeyde demokrasi, reaksiyon ve faşizmden daha kuvvetli idi.
Fakat İspanyol reaksiyonu yalnız başına hareket etmiyordu: Mussolini ve Hitler ile yakın bağlar kurulmuştu. Daha 1934'te Roma'da imzalanan ilk anlaşma ile Mussolini aşırı İspanyol Sağcı kuvvetlerine silâh ve para yardımı yapmayı kabul etmişti. Bu devrede de faşist ve reaksiyoner liderlerin Berlin ve Roma ziyaretleri sıklaştı.
1936 Mart'mda, Halk Cephesinin zaferinden sonra General Sanjurjo ile Falanj lideri Jose Anto-nio Primo de Rivera, Cumhuriyete karşı yabancı silâhlı müdahalenin ayrıntılarını görüşmek üzere Ber-line gittiler.
Avrupa ve Akdenizde genişleme siyasetine girmiş olan Hitler ve Mussolini'nin İspanyada kendi arzularına boyun eğecek bir hükümetin kurulmasında elde edecekleri faydalar çoktu.
İspanya kıyı ve adalarından İngiltere ile Fran-sayı sömürgelerine bağlayan deniz ulaşım yollarını tehdit etmek ve kesmek mümkün olabilecekti.

(1) Navarre'ın geri kalmış tarımsal bölgelerinde tutu¬nan, koyu Katolik, mutlak monarşi taraftarları.
ne'lerde yerleşecek olan bir Almanya Fransayı arka¬dan vurabilecek ve karadan hemen hemen tamamen çevirmiş bulunacaktı.
İktisadi alanda ise Hitler'in silâh sanayiinin eksiklerini giderebilmesi için İspanyanın madenlerine ihtiyacı vardı.
Bundan başka da, İspanyada Halk Cephesi'nin zafer kazanması büyük uluslar arası yansımalara sebep olmuştu. Üç ay kadar sonra Halk Cephesi Fransada da zafere ulaştı. İspanya ve Fransa, faşizm' tehdidi altındaki bütün ülkelere pırıl pırıl birer örnek oldular.
Eğer Halk Cephesi Fransa ve İspanya'da gerçekten sağlam durumda ise, bu, Güneybatı Avrupa-da sağlam bir barış ve demokrasi duvarı meydana getirecek ve Avrupa kuvvet dengesi barış ve demokrasi lehine bozulacaktı.
Hitler ile Mussolini neye malolursa olsun bunu önlemek istiyorlardı. Üstelik faşist komploculara yardım edenler yalnızca bu ikisi değildi.
Amerikan, İngiliz ve Fransız emperyalistleri de faşist saldırısının Sovyetler Birliğini hedef tutacağı ümidi ile Hitler'in savaşçı plânlarını teşvik ediyorlardı.
Böyle, Alman ve İtalyan emperyalistleri ile arlarındaki bütün karşıtlıklara rağmen Amerikan, İngiliz ve Fransız emperyalistleri Hitler ve Mussolini'nin önderliğinde İspanya Cumhuriyetine karşı silâha sarılmaya hazırlananlara yardım ediyorlardı.
İngiliz petrol kralı Sir Henry Deterding'in Franko'nun emrine büyük paralar verdiği söyleniyordu. Telefonica'nm (Amerikan sermayesi ile kurulmuş ve tekelini Amerika'nın elinde tuttuğu Milli Telefon Şirketi) Amerikalı müdürü Albay Sosthenes T..
Behn'in 1934 yılmdanberi Franko ile ilişkisi vardı ve daha o zamanlardan Cumhuriyet'e karşı hazırlanacak bir komplo için kendisine para yardımı teklif etmişti. Amerikan petrol şirketleri de geleceğin isyancıları ile yakın ilişkiler kurmuşlardı.
Sosyalist Leon Blum'un liderliğinde Halk Cephesi kurulduğu zaman işçilere büyük tavizler tanımak zorunda kalan büyük Fransız burjuvazisi, İspanya Cumhuriyetine karşı bir askeri faşist ayalanması, Fransız Halk Cephesini yıkmak ve iktidarı ele geçirmek yolu olarak görüyorlardı.
Bu nedene dayanarak Fransa'nın büyük iş çevreleri de İspanyadaki komploculara büyük malî yardımlar yaptılar ve her türlü desteği kendilerinden esirgemediler.
Şu halde İspanya Cumhuriyeti'ne karşı hazırlanan askeri faşist komplo yalnızca bir İspanyol işi değildi. Bu, diğer milletlerle savaşmaya hazırlanan Alman ve İtalyan plânının gerekli bir bölümü idi. Ve bu aynı zamanda milletlerarası emperyalizmin Fransa ve İspanyadaki Halk Cephesi'ne, bütün demokratik eyleme ve barışa karşı bir hareketi idi.

O

1936 Halk Cephesi zaferinden sonra acaba iç savaşın başlamasını önleme imkânı varmı idi? Evet, böyle bir imkân vardı ve hatta komünist parti de, politikasını bu yola yöneltmiş, iç savaşa engel olmak, demokrasinin barışçı gelişmesini sağlamak istemişti. Ancak bu, Halk Cephesi programının enerjik bir politika ile, ısrarla uygulanmasına, demokratik devrimin devam ettirilmesine, reaksiyona ikdisadî temelinde saldırılmasına ve onun devlet mekanizmasmdaki ve ordudaki mevkilerinden atılmasına, kollarını bütün İspanya'ya yayan askeri faşist komplunun dağıtılmasına bağlı idi.
Komünistler her gün yaptıkları toplantılarda, basında, parlâmentoda ve hatta Cumhuriyetçi yetkililere doğrudan doğruya başvurarak komplocu generalleri, Franko ile başlayıp, adlandırıyorlar ve bunların bulundukları yerlerden alınmalarını ve faşist kuruluşların yasaklanmasını istiyorlardı. Fakat hükümet bu uyarmaları gözönüne almıyordu, para ve toprak sahibi oligarşi ve «Afrikalı» generaller iç savaşı - ki tarihin sonradan gösterdiği gibi bu İkinci Dünya Savaşının birinci perdesi idi -istedikleri gibi hazırlamakta serbest bırakılıyorlardı.
Komünist Parti yalnız komplocuları açıklamakla kalmayıp, demokrasi ve Cumhuriyeti savunmak için siyasal açıklamalarda bulunuyor, kütle toplantıları yapıyor, işçi sınıfını ve antifaşist birliğini kuvvetlendiriyordu.
Halk Cephesine basit bir seçim anlaşması gözü ile bakan ve artık seçimlerin sona ermiş olması nedeni ile tasfiye edilmesi gerektiğini ileri süren Sosyalist ve Cumhuriyetçi liderlere karşı da çıkan Komünist Partisi, Halk Cephesinin, en geniş bir halk kütlesi içinde kudretli ve etkin bir birlik hareketi ve kuruluşu olmasını istiyordu.
«Halk Cephesi olmayan tek köy kalmamalı!» sloganını halk benimsemeye ve gerçekleştirmeye başlamıştı. Komünist Partisinin bu politikası gittikçe genişleyen kesimlerde kabul ve destek görüyordu.
Parti, İspanyol Solunun en kuvvetli siyasal partisi haline gelmişti. 1936 şubatında 30 bin üyesi varken, bu rakam Temmuzda 107 bine yükselmişti. Sosyalist Parti ise o sıralarda 59,800 üyeye sahipti. İspanyol halkının kuvvetli bir birlik, cesaret ve azim duvarı ile faşist isyanına karşı koyabilmesi ancak kuvvetli bir parti ile geniş bir Halk Cephesi hareketinin varlığına bağlı idi.

Pollard'la birlikte bir İngiliz uçağı ile Croydon'dan havalanmıştı. (1) Franko bu iki adamı daha sonraları bu hizmetleri için mükafatlandırmıştır.
İsyan hareketinin Fas'ta başarı kazanması üzerine generaller İspanyadaki arkadaşlarına önceden tayin ettikleri askeri isyan şifresini gönderdiler: «En toda Espana el cielo esta despejado» (Bütün İspanya üzerinde gökler açık).
Ve İspanya gökleri derhal kara bulutlarla doldu birden. Üç yıl sürecek olan ve ülkenin her yanını yakıp yıkacak ve ölüme bulayacak olan kan ve ateş fırtınası başladı.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (02-11-2008 Saat 12:05 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 14:53   #4 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Körlük ve Hıyanet

Hükümeti meydana getiren Cumhuriyetçiler son dakikaya kadar generallerin Cumhuriyete karşı ayaklanacaklarına inanmıyorlardı.
Başbakan Casares Quiroga ile Başkan Manuel Azana, Franko, Mola, Cabanella ve yardakçılarının yalancı sadakat gösterilerine, Komünist Parti ile Halk Cephesinin hazırlanan komplo konusundaki uyarmalarından çok önem veriyorlardı.
Komünist Parti önderliğinde bir heyet Başbakana çıkıp da, Molanın Navarre'daki yeraltı faaliyetlerinin kesin delilini götürdükleri zaman, Casares ûuiroga'nın cevabı komünistlerin «her yerde Faşist gördükleri» idi.
M.D. Benavides, Başbakanın, kendisine yaklaşan tehlikeye karşı uyaranlara, «Ordu isyan etme-

(1) Yüzbaşı Bebb, bu uçuşu 7 Kasım 1936 da News Chronicle gazetesinde anlatmıştır.
dikçe, karışmak için nedenim yok,» dediğini yazmıştır.
«Afrikalı» generaller Cumhuriyetçi liderlerin bu siyasal budalalıklarından faydalanarak ikiyüzlülüğü son sınırına kadar götürdüler.
1936 Mayısında Manuel Azana Cumhurbaşkanlığına seçildiği zaman kendisi ilk tebrik eden ve desteklediklerini bildirenler Franko, Goded, Caba-nellas, Ouiepo de Llano, Albay Aranda ve diğer komploya dahil olan kimselerdi.
İsyandan birkaç gün önce Franko'nun Savuma Bakanına gönderdiği mektup bir ikiyüzlülük örneğidir: «Ordunun Cumhuriyete karşı olduğunu söyleyenler yalan söylemektedirler. Kendi kirli ihtirasları yüzünden komplolar icat edenler sizi kandırmaktadırlar. Subayların endişe, şeref ve vatanseverliklerini komplo ve vefasızlık belirtileri olarak gösterenler ülkemize çok kötü bir hizmette bulunmaktadırlar.»
Bunu yazdığı sırada Franko, komploya dahil diğer generallerle sürekli haberleşme durumunda bulunuyor, onlara talimatlar gönderiyordu; boğazına kadar komploya batmıştı.
Diğer askeri liderlerlerin de ondan aşağı kalır yerleri yoktu. General Mola, bir asker olarak şeref duygusunu gözler önüne seriyor ve Lo que yu supe (Bildiklerim) adlı kitabında, «mahiyeti ne olursa olsun meşru otoriteye körükörüne itaat eden askeri kişilerin sadakatini» değerlendiremediği için Cumhuriyete çatıyordu. General Mola, 16 Temmuzda-General Batet'e isyan etmiyeceğine dair şeref sözü vermişti. Bundan iki gün sonra da «meşru otoriteye karşı isyan ederek Batet'i tutukladı.
18 Temmuzda General Copaz ve Cabanellas Başbakanı desteklemek yolundaki sözlerini ciddiyetle yenilediler - ve bundan hemen sonra da isyana katıldılar.
Oviedo'da Albay Aranda, Gijon'da Pinilla, Co-runna'da Alonso ve daha birçok yerlerde pek çok subay ayni yolu izlediler. Bunlar «şeref söz»lerini Cumhuriyete ihanetlerini saklamak için bir incir yaprağı olarak kullandılar.
«Afrikalı» generallerin sadakat yeminlerine güvenen Cumhuriyetçi yöneticiler daldıkları derin uykudan ancak isyancılar sokağa döküldüğü zaman kopan kıymette uyandılar.
Bunlar, o zaman bile bu isyanı ciddiye almadılar ve bunun birkaç telefon konuşması ile halledilebilecek bir iş olduğunu sandılar.
Feci yanılmalarını anlamaları için uzun zaman geçti. 17 Temmuz 1936'da başlayan olaylar tipik bir İspanyol oluşumu değildi. Para ve topraksahibi oligarşi ve Afrikalı generaller tarafından hazırlanan ve iki faşist devlet - Almanya ve İtalya - ve uluslararası tekelci sermaye ile desteklenen askeri bir isyanın başlangıcı idi bu.
Askeri isyan Cumhuriyeti sakat ve savunmasız bırakmıştı. Ordunun büyük bir kısmının isyan halinde olması, her birliğin hükümet için bir bilinmeyen olması demekti. Hükümet, bir de yetki, şeref ve kumanda verdiği generallerin dönekliği karşısında şa-şakalmıştı.

Halk için SÜâh
Cumhuriyetçi yapının bu korkunç yıkılışı karşısında tek bir kurtuluş yolu vardı - halkı silâhlandırmak.
Sokaklarda demokratlar ve faşistler, hükümete sadık olanlar ve hiyanet edenler arasında meydana gelen çatışmalar kadar ciddi ve çetin bir siyasal mücadele başladı bu silâhlandırma konusunda.
Kendileri kanunu çiğneyen ve yeminlerini bozan faşist generaller İkinci Cumhuriyetin meşruiyet sabit fikrinin halkın silahlandırılmasına engel olacağına emindiler. Cesares Quiroga en son dakikaya kadar, çok daha yüksek bir dâvaya yakışacak bir gayretkeşlikle, o anda Cumhuriyetçi kuruluşların tek savunucusu olabilecek olan halka silâh dağıtmayı reddediyordu.
Neyse ki, işçi sınıfı hükümetin kendisini zorladığı toptan intiharı kabul etmedi Fas'taki ayaklanma haberi Madrid'e gelince sokaklarda büyük gösteriler yapıldı, halkın hükümete bağlılığı belirtilerek silâh istendi. Ayni gün bir Komünist Parti heyeti Casares Quiroga'ya çıkarak bu isteği tekrarladı. Ertesi gün - 18 Temmuzda - Halk Cephesini temsil eden bir heyet de Başbakana başvurarak halkın silahlandırılmasını istedi. Fakat artık Hükümetin aldığı bütün tedbirler boşa çıkmış, isyan alev gibi İspanya'ya yayılmış, kanunları, kuruluşları, hayatları ve kentleri yakıp yıkıp götürüyordu. Casares Quiroga sonunda boyun eğdi:
«Beyler, elimizdeki silâhların dağıtılması için emir vereceğim. Fakat ben istifa ediyorum.»
Biraz sonra İçişleri Bakanlığı kulesindeki saat onikiyi çalarken, Dolores İbarruri, Madrid radyosundan şu cesaret verici ve harekete çağıran bildiriyi okuyordu:
«İşçiler! Hükümet savunma için gerekli silâhları elimize vermiştir. Harekete hazır olun. Her faşist aleyhtarı, her işçi kendisini silâh altında bir asker saymalıdır. Mücadeledeki yerinizi alınız. Faşizm geçemiyecektir!»
Fakat Cumhurbaşkanı Azana halkın silâhlanmasına engel olmak için son bir müdahelede daha bulunacaktı.
Azana sabahın saat üçünde, isyancılarla bir anlaşma zemini bulmak amacı ile, Cumhuriyetçi Birliğin lideri ve Cumhuriyetçi hareketin en ılımlı kesimlerinden birinin temsilcisi olan Martinez Barrio'ya kabineyi kurmak görevini verdi.
Komünist ve Sosyalistler tarafından düzenlenen kütle gösterileri halkın herhangi bir teslim plânına kesin muhalefetini ispat ediyordu. Onların savaşçı ruhları sayesinde bu hükümet doğmadan ölmüştü.
20 Temmuzda Jose Gual'ın başkanlığında yeni hükümet işbaşına geçti. Mahalli idareler en sonunda halkı silahlandırma iznini aldılar. Bu sonuç üç gün önce alınabilseydi İspanya ne kadar kan dökülmesinden kurtulacaktı!
Bu, acı fakat öğrenilmesi gereken bir dersti. Her dakikanın değerli olduğu o üç günde hükümetin gösterdiği korkaklık faşist kuvvetlerin yirmi üç şehri ele geçirmelerine sebep olmuştu. Bunlardan en az onunda kanlı çarpışmalar olmuş; bu da işçi sınıfının, köylülerin ve halkın savaşmadan teslim olmayacaklarını ispatlamıştı.
Fakat sendika merkezlerinde toplanan, askeri kışlalar önünde gösteri yürüyüşleri yapan işçilerin silâh istekleri hep boşuna idi. Köylülerin ve tarım işçilerinin hayatlarını Cumhuriyete feda etmek için kentlere akınları boşuna idi. Yetkililer silâhları vermeye çekiniyorlar, ya da vermek zorunda kaldıkları zaman yetersiz derecede az veriyorlardı. Corrunna'-da ileri gelen bir kent büyüğünün isyancılar kent meclisini sarmışken şöyle dediği söyleniyordu: «Eğer biz şimdi halkı silâhlandırırsak, sonra onları kim tutacaktır? Silâhlandırmazsak Cumhuriyet'-in sonu ne olacak?» (1)
Kendi sınıf sınırlarının örsle çekici arasında sıkışmış, kendi yarattıkları Şekspirvarî muammayı çözmekten aciz olan Cumhuriyetçi yöneticiler çok değerli zamanları harcıyorlardı. Halk ise bunu kanı ile pek pahalıya ödedi sonunda.
Giral'm silâhların dağıtılması hakkındaki kararı çok yerde pek geç kalmıştı. Corunna, El Ferrol ve Vigo'da şerefli bir direnmenin son kıvılcımları da faşistler tarafından söndürülmüştü; Cadiz ve Se-ville'de eşit olmayan bir savaşın son savaşları Cara-coa cephaneliği ile Triana ve La Macarena işçi mahallerinin yıkıntıları arasında can veriyorlardı.
İşçi sınıfı kuruluşlarının Azana ile Casares Qui-roga'nın tereddütlerini beklemeden silâhları ele geçirdikleri yerlerde ise durum bambaşka idi.
İşçiler Barselona'da «Uruguay» ve »Marques de Comillas» şileplerinde bir kaç yüz tüfek bulmuşlardı.
Madrid'deki işçi kuruluşları bazı vatansever subaylardan değer biçilmez yardımlar gördüler. Bunlar yüzlerce silâhı işçilere devrettiler.

(1) Loque han hecho en Galicia (Galiçya'da ne yaptı¬lar?) Havana baskısı, 1938.
yancılarla ilk çarpışmalara başladılar.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (02-11-2008 Saat 17:14 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 14:55   #5 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Halkın Cevabı
Madrid'deki en büyük faşist tehlikesi Monta-na Kışlası'nda idi.
19 Temmuz Pazar günü kışladaki askerler, kışlalarının yabancılarla dolduğunu endişe ile gördüler. Genç sivil faşistlere silâh ve üniforma veriliyordu. Öğle zamanı da sivil elbise giyinmiş olan faşist generali Fanjul kışlaya geldi.
İşçi grupları, komünist ve soyalist parti üyeleri, Sosyalist parti üyeleri, Sosyalist Gençlik üyeleri, İşçi ve Köylü Anti - Faşist Milisi üyeleri köşe diplerine, ağaç arkalarına, CNT (Confederacion Nacional de Trabazo, anarşist eğilimli bir sendika federasyonu) üyeleri duvar kenarlarına saklanmışlardı. Kışla muhasara altında idi. Bu hiddetli kalabalığın varlığı Fanjul'u isyanı kışlanın içinde tutmaya zorunlu kıldı. Eski bir askeri deyimi unutmuş görünüyordu: «Plaza sitiada, plaza tornada» (Muhasara altındaki kale düşmüş bir kaledir).
Bu sırada halk saldırıya geçmişti. Silâhlı siviller, Hücum Muhafızları, Sivil Muhafızlar ve sadık birlikler Getafe, Campamento ve Vicalvaro kışlalarını üstün bir kahramanlıkla ele geçiriyorlardı.
Ertesi gün şafakla birlikte Montana kışlasına saldırdılar. İki sahra topunun, peşinde hevesli bir gençlik, meraklı bir kalabalık olarak ortaya çıkışı saldıran kuvvetlerin gücünü arttırdı, hele göklerde iki tane hükümete sadık uçak belirince bu şevk son sınırına vardı. Öğle olmadan faşist kalesinin kapı¬ları kırılmış, Madrid, Bastille'ini ele geçirmişti.
Aynı gün oğle zamanı Barselona halkı da Katalan'daki son isyancı kalesi olan Atarazanas kışlasını ele geçirmişti.
İsyancı askeri birlikler 19 Temmuz sabahı şafak sökerken Barselona sokaklarına dökülmüşlerdi. Bunlar, Pedralbez kışlasında, Plaza Espana, Plaza de le Üniversidad ve Plaza de Catalona'da ve Telefon İdaresi, Hotel Colon ve diğer bazı binalarda mevzilenmişlerdi.
İsyancılara ilk ateş açanlar, tıpkı Madrid'de olduğu gibi, Hücum Muhafızları ve Sivil Muhafızlardı. Son darbeyi de işçiler indirmiş ve isyanı kökünden kazımışlardı.
Akşam çökerken isyancı birlikler bütün umutlarını kaybetmişlerdi artık. Barselona halkı o sabah ele geçirdikleri bütün mevzilerden atmışlardı kendilerini. İsyanın liderleri olan General Goded ve Burriel, Komünistlerin ve Birleşmiş Sosyalist Gençlik üyelerinin zaptettiği Capitania'da teslim olmuşlardı. Ertesi günün sabahı Atarazanas ve Maestran-za'nın ele geçirilmesi ile bu büyük Akdeniz limanındaki başkaldırma hareketi sona ermişti.
İspanya'nın diğer bölgelerinde iç savaş bütün şiddeti ile devam ediyordu. İşçiler, Asturias'ta Si-mancas ve Gijon'da El Coto kışlalarını sarmışlardı. Maden işçileri Oviedo'yu muhasara altına almışlardı.
Basque bölgesi işçileri Bilbao'da Bascuto kışlasında başlayan isyan hareketini ezip, San Sebasti-an'daki isyanı bastırdıktan sonra Citoria'ya hareket ettiler.
Galiçya'da işçiler, köylüler ve balıkçılar, silâhsız ve savunmasız, aman vermeyen bir düşmana karşı umutsuz bir mücadele veriyorlardı.
Madrid'de yeni kurulmuş olan Halk Milis'i, Alcola de Henares e yürüyerek, Aragon bölgesi sınırında mevzilendiler. Diğer birlikler de Moscardo'nun Toledo'daki askerlerini Alcazar'a sığınmaya zorladılar.
Guadarrama'nın kayalık tepelerinde savaş devam ediyordu. Mola kuvvetleri Madrid yolunu açmak için boşyere uğraşıyorlardı. Palencia ve Logrono, Huesca ve Teruel'de, Valladolid'de, Zaramora ve Salamanca'da yalnızca cesaretleri ile silâhlanmış olan demiryolcular, fırıncılar, duvarcılar bütün işçi derneklerini birer kale haline sokmuşlar, çetin savaşlar vererek demokrasi uğrunda ölüyorlardı.
Halk birlikleri Aragon tarlalarında ilerlerken, Cadiz ve Seville'de işçiler ve Cumhuriyetçi askerler bir ölüm kalım savaşı içindeydiler.
Cartagena deniz üssünde isyan bastırılmış ve donanma Cumhuriyetçilerin elinde kalmıştı. Mala-ga'da, günü halk kazanmış ve birliklerini La Linea'-ya doğru yola çıkarmıştı. Tüfeklerini kapan Endü-lüs'lü tarım işçileri Guadix'i kurtarmışlar, Granada duvarlarına kadar gelmişlerdi.
Halkın bu kararlığı karşısında faşist hareket altüst olmuştu. Halkın görülmemiş bir genişlikte ayaklanması faşistlere en büyük bir cevaptı. Günlük işlerini bırakan kadın ve erkekler talihlerinin veya cesaretlerinin ellerine verdiği silâhla mücadeleye katılıyorlardı. Bir kışla baskınında ele geçirdikleri bir tüfek, bir av tüfeği, bir faşistin elinden kapılan bir tabanca, hatta eski bir koleksiyondan alman bir ar-kebüz - işte o saatta halkın silâhları bunlardı.
Köylüler ve tarım işçileri taşrada halkın mal ve can emniyetini savunmayı üzerlerine almışlardı. Bunlar yollara devriyeler çıkartıyorlar, her köyün girişine, her köprünün başına nöbetçiler dikiliyorlardı. Bütün çalışan İspanya adsız bir «Mostoles» belediye başkanları kovanı haline gelmişti. (1)
Bu, İspanya İç Savaşı'nın romantik devresi idi. Halk, ölüm tehlikesinde olan Cumhuriyeti, silâh azlığına ve askeri eğitim eksikliğine rağmen, kan ve cesareti ile kurtarmış, yetkililerin korku ve tereddütlerinin yarattığı boşluğu kahramanlığı ile doldurmuştu.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (04-11-2008 Saat 16:37 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 14:57   #6 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Anti - Faşist Savaşta Birlik

Komünistler, Sosyalistler, CNT üyeleri, Cumhuriyetçiler, Katalan Milliyetçileri, Basque Katolikleri ve siyasal kişilikleri olmayan fakat içlerinde ya¬nan anti-faşizm alevi bulunan binlerce İspanyol birleşmişler ve Cumhuriyeti kurtarmak için kanlarını dökmüşlerdi.
O ilk günlerde, herşeyin damgasını taşıdığı bir-denbirelikte, birbirleri ile ilişkisi yokmuş gibi görünen hareketlerin karmaşıklığının altında, yalnız ve yalnız Halk Cephesi kuruluşlarının eseri olabilecek şaşırtıcı bir irade ve ülkü birliğinin varolduğu görülüyordu.
Büyük halk kütlelerinin bu fikrî durumuna büyük bir katkıda bulunmuş olan İspanya Komünist Partisinin eylemlerinin bazı noktalarını incelemek

(1) 2 Mayıs 1808'de Fransız askerleri Madrid'i işgal ettikleri zaman, silâhsız ve öndersiz olan halk, kendiliğinden işgalcilere karşı ayaklanmışlardı. Akşama doğru şehrin eteklerinde küçük bir belediye olan Mostoles'in belediye başkanı komşu belediye başkanına bir haber uçurarak ülkenin tehlikede olduğunu bildirmiş ve bütün İspanyolları Madrid'e yardıma çağırmıştı.
değerli olacaktır.
Halkı, reaksiyonerlerin kapalı kapılar ardında hazırlandıkları hıyanete karşı uyarmakta büyük heyecan, enerji ve sebat gösteren İspanya Komünist Partisi idi. Ne yazık ki bu uyarmalara karşı uraur-suzca davrananlar yalnız Cumhuriyetçi yöneticiler değildi; Anarşist liderler de reaksiyonerlerin istediği gergin ortamı yaratacak bir grev salgını içindeydiler. Anarşistlerin ne hazırlanan isyana ne de bunu nasıl karşılayacakları konusunda bir düşünceye yer vermedikleri belli idi.
İndalecio Prieto ve birkaç kişi dışında Sosyalist liderlerin de bunlardan daha fazla bir anlayış ve uyanıklık gösterdikleri söylenemez. Buna kanıt olarak o zamanın başlıca Sosyalist Parti organı olan gazetenin editörü Julian Zugazagoitia'ya kulak vermek yeter. İspanya İç Savaşı Tarihi'nde şöyle demektedir: «Prieto, önlerinde beliren tehlikeye karşı sosyalist arkadaşlarını kamu önünde ciddi olarak uyardığı zaman, sözleri, hiç unutulmayacak olan bir cümle ile kesilmişti: Palavra! Kocakarı masalı»
Komünist Partisi'nin çabalan ile isyan öncesi devresindeki bu umursamazlık, halkın Cumhuriyetçi kuruluşları savunmak üzere uyanık ve bekler bir duruma gelmesine ve çabuk olarak silâhlanmasına
dönüşmüştü.
Bu kütle silahlanmasının, daha ilk anlardan başlayarak, az veya çok derecede bir silâhlı çatışmaya hazır birlikler haline gelmesi İşçi ve Köylü Anti -Faşist Milisine bağlı idi. İspanyada faşizm tehlikesinin belirdiği 1933 yılından itibaren diğer işçi sınıfı ve demokratik örgütlerin umursamazlık, alay ve ithamları karşısında Komünist Partisi halkın bir faşist saldırısına karşı bir milis kuvveti kurması ihti¬yacını belirtmiş ve bunun öncülüğünü eline almıştı. Sonraları Sosyalist Gençlik de bu örneği izlemiştir.
İsyanın başladığı anlarda İşçi ve köylü Anti -Faşist Milisi ile Sosyalist Milis kuvvetleri halkın silâhlı bir çatışmaya örgütlenmesinde kesin bir rol oynamışlardır.
Komünist Partisinin faaliyetinin bir başka cephesi de silâhlı kuvvetler üyeleri arasındaki siyasal çalışması ve ordu konusunda sürekli olarak gösterdiği ısrarlı dikkatti.
Bu çalışmanın semeresi Anti - Faşist Cumhuriyetçi Askeri Birliğin kurulması ile alınmış, bu birliklerde kumandanlar ve diğer subaylar örgütlene-bilmişti. Kışlalarda da diğer rütbede olanlar arasında gruplar ve komiteler kurulmuştu. Bu örgütler bazı birliklerde faşist başkaldırmanın hemen bastırılmasını sağlamıştı.
Fakat Komünist Partisinin çalışmalarının en kesin etki alanı faşist saldırısı karşısındaki birlik olmuştur.
Bu kadar çeşitli sınıf ve uluslardan meydana gelen ortak cephe, Halk Cephesi politikası olmadan varolabilir miydi? Komünist Partisinin işçi sınıfı birliği için gösterdiği uzun çaba olmasa idi. Komünistler, Sosyalistler ve Anarşistler arasında bir brleşme düşünülebilir miydi?
İsyanın başladığı zaman halkın ve işçi liderlerinin çoğunluğunun tutumu, birlik tohumlarının ekildiği uzun yılların zengin bir harmanı idi. Tehlike çanı çaldığı zaman, birliğe engel olabilecek herşey bir kenera itilmişti.
İsyanın kaçınılmaz bir hal alması üzerine Komünist Parti, Sosyalist Parti, Birleşik Sosyalist Parti ve
UGT liderleri 13 Haziran 1936'da, halkı uyarmak ve rejim düşmanlarına karşı hükümete yardım teklif etmek amacı ile, Madrid'de toplanmışlardı.
18 Temmuzda Fas'taki askeri ayaklanma haberi gelirgelmez Komünist ve Sosyalist partilerin öncü komiteleri bütün üyelerini harekete geçiren birleşik bir bildiri yayınladılar:
«Yaklaşan savaşa katılmak için her an çağırıla-bileceğinizden bütün cesaretinizi toplayınız. Emir alınca bir çığ gibi ileri atılacaksınız.»

UGT, 19 Temmuzda faşistlerin savaş durumu ilân ettikleri her bölgede genel grev için çağrıda bulundu. CNT'nin millî komitesi de geleneksel «siyaset yok» tutumunu bırakarak bütün bölgesel komitelerini «görevlerini yapmaya» çağırdı.
Komünistlerle Sosyalistlerin bu birleşik hareketleri generallerin umut ettikleri sürpriz unsurunu ortadan kaldırdı ve halkın askeri faşist darbeye cevabı olan volkanik bir hiddet ve kahramanlık patlamasında bilinç, örgütlenme ve disiplin unsurlarını ortaya çıkardı.
İsyanı hazırlayanlar halka karşı süratli bir zafer kazanacaklarını mı umuyorlardı?
Sömürge birliklerinin kullanılması, destek aramak için devamlı dış seyahatler, askerî malzeme almak için Almanya ve İtalya ile yaptıkları gizli anlaşmalar «Afrikalı» generallerin mücadelenin uzun ve şiddetli olması ihtimalini gözden silmediklerini gösteriyordu.
Buna rağmen bunların hiçbirinin her yanda karşılaştıkları şiddetli, inatçı ve birlikçi direnmeyi beklemediklerini belirten belgeler vardır.
Halktan tamamen kopmuş olan« Afrikalı» generaller, 1808'de Napolyon'un, halkın direnecek ne iradeleri ne de ruhları olmadığına inandığı İspanyayı işgal ettiği zaman düştüğü yanlışlığa düştüler. Büyük Korsikalı'da kabul edilebilecek bu yanlışlık İspanyol askeri yöneticilerinde akıl almaz bir şeydi. Fakat nasıl Daltonizm adı verilen bir renk körlüğü varsa, isyancılar arasında da, onların halkın gerçek büyüklüğünü ve demokratik inançlarının derinliğini görmelerini engelleyen bir sınıf - Daltonizm'i vardı.
18 Temmuz 1936'da İspanyanın büyük bir çoğunluğunun «Halk Cephesi karışıklığına» karşı ayaklandığını bildiren Franko tarihçileri yalan söylemektedirler. Tarihsel gerçek, Navarre'daki Carlist'-ler ve her şehirde çok önceden belirmiş olan bir avuç faşist dışında, başlangıçta kimsenin askeri isyancılarla birleşmediğidir. Aksine, isyancılar her yanda halkın sarsılmaz bir düşmanlığı ile karşılaşmışlardır.
İsyanın başladığı sırada durumu açıklayan Hit-ler'in İspanya Sefiri 23 Temmuz 1936'da şöyle yazıyordu:
«Hem daha geniş bir alana hitap eden toplumsal bir program ve hem de gerçek bir liderin yokluğu ile bağlantılı olarak Monarşizm ve Faşizm arasındaki yakın ilişki, Faşizmin millî bir hareket olarak gelişmesini engellemiştir. (Alman Dış Politika Belgeleri, Seri D. Cilt III, s. 5).

Kanlı Yol

Şu halde faşistler düzenlerini nasıl zorladılar? Faşist birlikleri tarafından işgal edilen köy ve şehirler, ister demokrat ister liberal olsun, çeşitli düşüncelere sahip onbinlerce İspanyolun kurban edildikleri kan denizlerine, kütle öldürmelerine sah¬ne olmuşlardı.
İsyanın başarı kazandığı yerlerde süren dehşet hükümranlığı feci bir manzara arzediyordu. Sevil-le'de öldürülenlerin 12 bin (1) kişi, Navarre'dakile-rin 14 bin (2) kişi oldukları ve diğer şehir ve bölgelerdeki rakamların da bunlara ulaştığı tahmin edilmektedir.
Cumhuriyetçilere «hiç acıma göstermemeleri» ve «anılarını dahi yeryüzünden silmeleri» için Faşistlere yapılan çağrı, cinayet için devamlı olarak yapılan bir teşvikti.
Falanjist Gimenez Caballero'nun deyimi ile, «Tanrının önderlik ettiği Kurtarıcı birlikler» Bada-joz arenasında düzenledikleri büyük Cumhuriyetçi katliamına bu korkunç gösteriyi seyretmeleri için «şehrin seçilmiş insanlarını» çağırmışlardı. Teruel'-de ve diğer şehirlerde de buna benzer cinayetler işleniyordu.
Kurşuna dizilmeler öylesine çoğalmıştı ki, isyana muhalefet etmeyen Burgos gibi bölgelerde dahi sağlık yetkilileri 18 Ağustos 1937'de - yani isyandan bir yıl sonra - köy belediyelerine genelgeler göndererek, tarlalarda terkedilmiş cesetlerin halkın sağlığını tehdit ettiği gerekçesi ile gömülmelerini istemişlerdi.
Fransız katolik yazarı Georges Bernanos, Les Grands Cimetiers sous la Lune (Ay Altındaki büyük
2) Yo he creido en Franco (Franko'ya İnandım) Franko Gonzales Ruiz Barselona, 1938
2) En Espana sale el sol (İspanyada Güneş Doğuyor) Pedro Basaluda, Buenos Aires, 1946
Mezarlıklar) adlı kitabında bu görüntüleri dile getirmiştir. Bu yazar Majorka'da gördüğü sahneleri anlatmakta ve aylar boyunca katil gruplarının, bu maksat için el koydukları kamyonlarla köy köy dolaşıp, herkese ibret olmak üzere, binlerce insanı soğukkanlılıkla öldürdüklerini anlatmaktadır. Kurbanları, bölgesel askeri mahkemelerin aleyhlerinde meşru bir sebep bulamadığı, fakat faşistlerce «şüpheli» damgasını yemiş kimselerdi.
Hiç bir çarpışma olmayan Navarre'de faşistler korku saltanatını şiddetlendirmek için özel me-todlar kullanıyorlardı. Cephede bir Requete (Car-list askeri) öldüğü zaman cesedi gömülmek üzere köyüne götürülüyor ve orada korkunç bir misilleme yapılıyordu. Buna bir örnek vermek gerekirse, Tafalla'da bölge hapisanesi basılmış ve tutuklu bulunan 51 Basque köylüsü kurşuna dizilmişti. Bu elli bir kişinin bir teki bile değil ölüme mahkûm olmak, yargılanmamışlardı bile.
Amerikalı tarihçi Robert Colodny, Struggle for Madrid (New York 1958) adlı kitabında, Portekiz basınında çıkan raporlara dayanarak yaptığı tahminde savaşın ilk oniki ayında faşistlerin 200 bin kişi öldürdüklerini yazmaktadır.
Faşist katillerinin ilk kurbanları İspanyol sanat ve kültür hayatının en tanınmış kişileri idi - şair Federico Garcia Lorca, üniversite profesörleri Leopoldo Atlas ve Juan Peset, Katalan Katolik aydını Carrasco Formiguera ve siyasal faaliyete karışmamış olan pek çok insan.
Falanjistler, Faslı Araplar ve Lejyonerler faşistlerin işgal bölgelerindeki halkı soyuyorlardı. İsyancılara karşıt düşünceler beslendiğinden şüphe edilenlerin evlerine, çiftliklerine, işyerlerine el konuyordu. Cumhuriyetçiler kamu önünde küçültücü durumlara sokuluyor, bunlara zorla hintyağı içiri-liyor, vücutlarına bal sürülüyor, üzelerinde hararet dolu sözler yazılı kâğıt elbiseler giydirilip sokaklarda faşist sloganları haykırarak yürümeğe zorlanıyorlardı. Kadınların saçları traş ediliyordu.
Kilise buna engel olmaya çalışsaydı veya etkisini kullanarak bu korku rejimini kısıtlamaya kalksa idi, faşist cinayetleri çok azalacaktı. Fakat Kilise pek çok yerde hiyerarşik baskıyı destekliyor, en adi cinayetlerin üstüne bir sessizlik perdesi geriyor ve hatta bunları haklı gösterecek nedenler bularak isyancı general ve İspanyol reaksiyonerlerinin sorumluluğunu paylaşıyordu.
Franko'nun teşviki ile İspanyol Piskoposlarının bütün dünya piskoposlarına Ortak Mektubu (ki Kar-rinal Goma 7 Temmuz 1937'de bunun bu şekilde yazıldığını kabul etmiştir) isyancı generallerin İspanya halkına karşı haksız savaşını ve Alman - İtalyan müdahelesini Tanrı haklarını iade etmek için bir «Kutsal savaş» ve «dinî bir haçlı seferi» olarak niteliyordu.
Piskoposların bu savaşı «dinî bir haçlı seferi» olarak nitelemeleri Franko'nun 460 Basque papazını öldürtmesine, tutuklatmasına veya sürgüne göndermesine engel olamamıştı.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (04-11-2008 Saat 16:46 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 15:00   #7 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Bölünmüş Bir Ordu

18 Temmuz isyanının «bütün ordu kuvvetlerinin hep birlikte başkaldırması» olarak nitelenmesi Franko propaganda makinesinin diğer bir yalanıdır.
Gerçek olan, kumandan ve subaylarının ancak bir bölümünün bir isyanla ilişkileri olduğudur. Faşistler bütün birlikleri peşlerinde sürükleyememiş-lerdir. Bir çok kumandan ve subay Cumhuriyete sadık kalmış ve yine bir çoğu ellerindeki silâhlarla hainlere karşı koymuşlardır.
İspanyol şehirlerinin bir çoğunda ordu isyana hiç katılmamıştır - Santander, Valencia, Murcia, Cas-tellon, Bilbao, Cartagena, Malağa, Tarragona, Alican-te, Huelve, İrun bunlardan bazılarıdır.
Lo grono, Palencia, Valladolid ve hepsinden üstün Cadiz ve El Ferrol'da isyancılarla sadık kuvvetler arasında ciddi çatışmalar olmuştur.
Tetuan, Melilla, Pollensa ve Leon hava üstlerinde havacılar isyancılara karşı koymuşlar ve Cumhuriyeti savunma uğruna hayatlarını pahalıya satmışlardır.
İsyancıların halkı kendi taraflarına çekebildikleri yerlerde bunu halkı kandırarak, maksatlarını saklayarak yaptıklarını belirtmek de yerinde olacaktır. Sokaklara, ağızlarında «Yaşasın Cumhuriyet!» sloganları ile dökülmüşler, meşru hükümete karşı ayaklanmak istemeyen subay, assubay ve erler arasında şaşkınlık ve karışıklık yaratmışlardı.
İsyancılar askerlere öylesine güveniyorlardı ki, imkan buldukları her yerde, önceden silâhlandırdıkları bölge faşistlerini kışlalara sokmuşlardı. Örneğin Aviedo'da Albay Aranda 960 sivili bu şekilde askeri birliklerin arasına karıştırmıştı. Barselona'da 4.cü Ordu Karargâhında 1800 faşist bu yolla silâhlanmış ve üniforma giymişti. Gijon ve diğer şehirlerde de bu böyle olmuştu.
İsyancılar yalnız sadakat yemini ettikleri rejime değil, orduya ve kendi silah arkadaşlarına da

ihanet etmişlerdi. Faşistlerin başarılı oldukları yerlerde rejime bağlılık yeminlerini bozmayı reddeden subaylar öldürülmüşlerdi. General Villabrille, Pita Caridad, Salceda, Batet, Gomez Morato, Romerales, Nonez del Prado ve Molero ile Amiral Arazola ve diğer yüzlerce subay bu nedenle öldürülmüşlerdir.


Uygun Denge
1936 Ağustosunda çatışmanın genel görünüşü Cumhuriyetin lehinde idi. Faşistlerin ele geçirdikleri başlıca yerler, önemli işçi sınıfı olmayan bazı tarımsal bölgeler veya yoksul çiftlik bölgeleri idi. İspanyanın en kalabalık kentleri, Madrid, Barselona, Valencia ve Bilbao ile, Katalonya'nm bütünü Cumhuriyetçilerin elinde idi. Asturias, Santander ve biri (Alava) dışında bütün Basque bölgesi ve Levante'-nin zengin eyaletleri hep Cumhuriyetçi kalmıştı. Yeni Castille ve Estremadura, Portekiz sınırına kadar uzanan geniş bir köprü meydana getiriyor ve isyancıların işgalinde bulunan toprakları ikiye ayırıyordu. Andalusia'da Malağa Jaen ve Almeria kentleri ile Huelva maden yatakları. Cumhuriyetçilerin elinde idi.
Cumhuriyet Hükümeti, Akdeniz ve Cantabrian kıyılarındaki önemli ticaret limanlarını, başlıca sanayi ve madencilik merkezleri ile en zengin tarım bölgelerini elinde tutuyordu.
İsyandan sonraki ilk ondört gün içinde asi generaller başka tek bir önemli kenti zaptedemediler, hatta ilk girdikleri bazı yerlerden atıldılar bile. Cumhuriyetçi kuvvetler 24 Temmuzda Tolosa ve Villanu-eva de Cordoba'yı aldılar. Huesca ile Granada hemen hemen tamamen sarılmıştı, Saragossa ile Cor-doba kapılarında çetin savaşlar oluyordu. Halk Milis kuvvetlerinin baskısı artıyor, asilerin durumu gün geçtikçe güçleşiyordu. Quiepo de Llano, Seville'de kıstırılmıştı; Aranda, Oviedo'da savunmaya geçmiş¬ti, Franko ise - her zamanki sakınganlığı ile - hâlâ Afrikada bulunuyor, Cebelitarık'ı geçmeye cesaret edemiyordu. Molanın karargâhında şimdiden bir «Numantian kurtuluşu» (1) düşünülmekte idi.
Yarımadada isyan son demlerini yaşıyordu.
İspanyol halkı Cumhuriyeti kurtarmıştı. Bu büyük çatışmada İspanyol demokrasi kuvvetlerinin isyancılardan daha güçlü olduğu ortaya çıkmıştı.
İşte bundan sonra İspanyol asillerinin yedekte sakladıkları büyük bir cinayet işlendi: güya demokratik kuvvetlerin «Müdahale etmeme» politikasının desteklediği Hitler ve Mussolini'nin açık ve utanmaz müdahalesi!


(1) İspanyanın çok eski bir kenti olan Numantia, M.Ö. 134 yılında Romalılar tarafından kuşatılmıştı. Şehri savunanlar, şehirlerini ateşe verdikten sonra karıları ile çocuklarını ateşe attılar ve teslim olmaktansa dövüşerek ölümü seçtiler.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (04-11-2008 Saat 16:48 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 15:01   #8 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

DIŞ MÜDAHALE


Yabancı faşist kuvvetlerin müdahalesi İspanya Savaşının karakterine köklü bir değişiklik getirdi. Bu artık İspanyol isyancıları ile demokrasi arasındaki bir çatışma değildi. Şimdi bu, millî bağımsızlığı ve egemenliği koruma savaşı idi; İspanya'nın bağımsızlığını ve halkının demokratik, anti - faşist kazançlarını sağlama almak hedefini güden millî -devrimci bir savaştı.
Savaşın başlangıcından tam bir ay sonra, 18 Ağustos 1936'da İspanya Komünist Partisi şu bildiriyi yayınladı;

«Bir yanda ülkemizin askeri ve reaksiyoner kuvvetleri, diğer yanda demokrat ve ilerici bir İspanya isteyenler arasında bir mücadele olarak başlayan savaş, kısa zamanda bir bağımsızlık savaşına dönüşmüştür. Ülkemizin zorba yabancıların kanlı çizmeleri altında çiğnenmesine engel olmak için bütün milletimiz ayağa kalkmalıdır.»
Alman ve İtalyan Saldırısı

Hitler'in yenilgisinden sonra ele geçen YVilhelm-strasse gizli belgelerinin büyük bir kısmı şimdi çeşitli ülkelerde yayınlanmış bulunmaktadır. Resmî Alman belgeleri Franko'nun, Hitler ve Mussolini'nin müdahalesi olmadan savaşı kazanamıyacağını ve iktidarı ele geçiremiyeceğini karşı konulmaz kanıtlarla ortaya koymaktadırlar.
Yabancı süngüsü - işte Franko'nun devletinin temelindeki «meşruluk»!
«Alman ve İtalyan askerî yardımı olmasa idi, Franko bugün var olamazdı.» Hitler bunu 28 Eylül 1940'da Ciano ile konuşurken söylemiş ve Ciano da bu sözü Günlüğüne geçirmiştir.
Franko'nun Kanarya Adalarından çıkıp Tetu-an'a gittiği zaman ilk yaptığı iş, o zaman Fas'ta oturan iki Alman gizli ajanı Berhardt ve Langenheim ile ilişki kurmak ve bunları uçakla Hitler'e özel bir mektup göndermek için kullanmak olmuştur.
Altı gün sonra ilk Alman uçakları İspanyol Fas'ın gelmeye başlamışlardı. İlk İtalyan uçaklarının gelişi de bu günlere rastlar.
Cebelitarık boğazında bir «Hava Köprüsü» kuran ve bölgedeki Cumhuriyetçi savaş gemilerini bombalayan bu uçaklar sayesinde Franko, Yabancı Lejyon ve Fas birliklerini deniz ve hava yolu ile Yanmada'ya nakletmiştir.
Savaşın bu ilk döneminde gayet kesin olan Alman ve İtalyan müdahalesi, gün geçtikçe artmaya başlamıştır.
Ciano, 1940'da şöyle yazıyordu: «Franko, oniki nakliye ve bombardıman uçağı aldığı takdirde, savaşı bir iki gün içinde bitireceğini bildirmişti. Oysa bu oniki uçak 1000 uçak, 6000 ölü ve milyarlarca lire oldu...»
Madrid savunucuları 1936 Kasımında Franko'nun seçme birliklerini darmadağın edince Alman ve İtalyan askerî müdahalesi de arttırıldı.
Amerikanın Paris Sefiri VVilliam Bullitt, 1936 Kasım ayı sonlarında Fransız Bakanı Yvon Delbos'a, «Siz de benim gibi biliyor olmalısınız ki,» demişti, «Franko öyle bir insan yokluğu çekmektedir ki, eğer Almanya ve İtalyadan derhal ve çok geniş bir yardım alamazsa harekatı bastırılacaktır...» (Birleşik Devletlerin Dış İlişkileri, Dış İşleri Bakanlığı Belgeleri, Washington, cilt II).
Franko'nun macerasının başarısızlıkla sona ereceğinden korkan Mussolini, derhal tam teçhizatlı birkaç tümen İtalyan askeri gönderdi. Bu birliklerin subaylarının çoğu daha önce Habeş cephesinde çarpışmışlardı. Sonunda İspanya Savaşında rol alan İtalyan asker sayısı 150 bini bulmuştur.
İspanya'ya ayrılan hava kuvvetleri 86,420 uçuş (Habeş savaşında 3979 uçuş) ve 5318 bombardıman uçuşu yapmışlar ve İspanyol halkı üzerine 11,585 ton bomba atmışlardır.
İtalyan donanmasının büyük bir bölümü de savaşta görev almış - özellikle İtalyan denizaltıları Ak-denizde İspanyol gemilerinden başka Rus, İngiliz, Norveç ve diğer ülkelerin gemilerini de batırmışlardır.
Almanya 1936 Ekiminde İspanya Cumhuriyetine savaşmak üzere General Sperrle (sonraları General Richthofen ve Volkmann) kumandasında özel bir hava birliği kurmuştu. Bu birliğin adı Kondor Lejyonu idi. Önceleri 5000 kişi ile kurulmuş olan bu Lejyon'a sonradan önemli artışlar yapılmıştır.
Almanya, Franko ordusunu eğitmek ve örgütlemek için binlerce subay ve ayrıca tank, topçu ve muhabere birlikleri de göndermişti.
Hitîer'in, İspanya Savaşında gösterdikleri liyâ-kat'tan dolayı 26,113 Alman askerî personeline madalya vermesi, YVehrmacht'in Franko lehine müdahalesinin genişliği hakkında bir fikir vermektedir.
İspanya Savaşında rol alan Alman subay ve uzmanlarının 50 bin kişiyi bulduğu bildirilmektedir.


Almanya ve Franko

Askerî - faşist isyan başladığı andan itibaren lidersiz kalmıştı. General Sanjurjo, 20 Temmuz 1936'-da İspanya'ya isyanın başına geçmeye giderken bindiği uçağın Lizbon yakınlarında esrarengiz bir şekilde düşmesi ile ölmüştü.
Başsız kalan isyan hareketinin diğer liderleri Mola, Cabanellas, Saliquet, Davila ve Albay Monta-ner ile Moreno Calderon, 24 Temmuzda Burgos Cun-ta'sını kurdular Carlist'lerin emrine verdiği Reque-te kuvvetleri ile İspanya'nın kuzeyindeki bütün isyancı birliklerin kumandanı olan Mola, bu Cunta'da baş rolü oynuyordu.
Emrindeki ücretli askerler ve aldığı Alman yardımı ile Franko son hızla Talavera ve Toledo'ya iler-liyerek General Moladan önce oraya varıp, isyanın basma geçmek istiyordu.
İşte, Caudillo (Başkan) olmak isteyen isyancı generaller arasındaki önderlik mücadelesinin başlangıcı budur. Bazan açık bazan gizli devam eden bu mücadele Hitler Almanyasmın kararı ile Franko lehine sonuçlandı. Alman casusluk örgütünün başı Amiral Canaris, Birinci Dünya Savaşındanberi Fas'taki Alman Gizli Servisinin de başı olduğundan, Franko ile yakın bir ilişki kurmuştu.
Franko'nun bu mücadeleden galip çıkması için Göring'in denetimi altında Hitler hükümeti uçak, silâh ve askeri personel yardımını doğrudan doğruya Franko'nun kumandası altında bulunan bölgeye gönderdi. Bu arada Mola ise, çok acele ihtiyacı olan malzemeyi alamadığı için Almanlara acı acı yakınıyordu.
Bu Alman yardımı Franko emrindeki Fas ve Yabancı Lejyon Birliklerinin Talavera'yı ve arkasından da 27 Eylülde Toledo'yu zaptetmesine imkân verdi. Bu ilerleyiş faşist kampta dengeyi Franko lehine bozmuştu.
Bu sırada Amiral Canaris de, Franko'nun Ca-ceres'deki karargâhına gelmişti. Canaris, Roma'dan geçerken İtalyan haberalma şefi General Roatta da kendisine katılmıştı. Hitler, Mussolini'yi, Franko'-yu İspanyanın gelecekteği faşist diktatörü olarak tanımaya zorluyordu.
Birkaç gün sonra, 1936 Eylülünün sonlarına' doğru isyancı generallerden Cabanellas, Quiepo de Llano, Orgaz, Gil Yuste, Franko, Mola, Saliquet, Davila ve Kindelan ve Albay Montaner ile Moreno Calderon, Samanca yakınlarında San Fernando hava alanında isyan hareketinin liderini seçmek üzere buluşmuşlardı. Şiddetli tartışmalardan sonra, Cabanellas ve Molanın muhalefetine rağmen seçimi Hitler Almanyasmm adayı General Franko kazandı.
Bu anlaşmaya uygun olarak Burgos Cuntası'-nm 30 Eylüldeki resmî bülteninde Franko'nun «İs¬üzere . Devlet Teknik Konseyini kurdu, kendisini panya Devletinin ve milliyetçi orduların başı» olarak adı geçiyordu. Ertesi gün, 1 Eylülde, Franko gerçek bir hükümet darbesi yaparak Burgos Cun-tası'nm tasfiye etti ve isyancı bölgeleri yönetmek «İspanya Devleti Başkanı» olarak ilân etti. Böylece, generaller toplantısında varılan kararları kabaca çiğneyerek kendisini «Tanrının izni ile İspanya Başkanı (Caudillo)» yaptı ve devlet, hükümet ve ordunun yönetimini eline aldı.
Franko'nun mutlak iktidara yükselmesinin son dönemi 1 Temmuz 1937'de General Molanın esrarengiz bir uçak kazası sonunda ölmesi ile tamamlandı. Bu durumda tanrısal kader'in varlığının derecesini bilmek pek kolay değilse de, pek çok tanık, Molanın ölüm haberini Franko'nun memnunlukla düzenlemişlerdi.


Franko'ya Yapılan Diğer Yardımlar

İspanyadaki yabancı müdahelesinin bir başka önemli yanı da, Franko ordusuna onbinlerce Arabm alınması idi. Fas Sultanı'nm protestosuna rağmen -ki, Sultan bu durumu Fransız Yüksek Komiserine de bir mektupla bildirmişti - yalnız İspanyol Bölgesinde değil, Fransız sömürge yöneticilerinin hiç olmazsa pasif onayları ile Fransız Fasında ve Ceza-yirde de Arapların askere alınması işlemi yapılmıştı.
Fas halkının ilerici kesimleri, Arapların Franko ordusuna alınmasını çeşitli yollardan protesto etmişler, hatta Fransız yönetimine karşı ayaklanmalar düzenlemişlerdi .
Fas'ın ileri gelen milliyetçi liderleri Fransız Başbakanı Leon Blum'e başvurarak Riff'te Franko'-ya karşı büyük bir ayaklanma örgütlenmesini istediler. Blum, Fas'taki Fransız sömürge hakimiyeti için kötü sonuçlar doğurabileceği endişesi ile bu teklifi reddetti.
Blum'un, İngiliz biografisti Geoffrey Fraser ile 1940'dan sonra yaptığı bir konuşmada, Fas milliyetçilerinin 1936'daki teklifini reddetmesinin «siyasal hayatının en büyük yanlışlığı» olarak nitelediği bildirilmektedir.
İspanya Cumhuriyeti'ne karşı Hristiyan Haçlı Seferi diye anılan bu harekette rol alan Kuzey Afrikalı ücretli askerlerin yekünü 100 bin kişi idi ve bunların büyük bir çoğunluğu Fas'ın İspanyol bölgesi dışından toplanmıştı.
Salazar'm diktötörlüğünün de faşist ayaklanmasına büyük yardımı olmuştu. İsyancılara gönderilen Alman silâh yardımının büyük bir kısmı Porte-kizden geçiyordu. Portekiz toprakları, hava alanları, ulaşım ve radyosu, hatta ordu ve polisi bile Sala-zar tarafından Franko'nun emrine verilmişti. Franko birlikleri Portekiz topraklarında serbestçe dolaşıyorlar, Portekiz hava alanlarından kalkan Alman uçakları Badajoz ve diğer İspanyol şehirlerini bombalıyorlardı. Portekize sığman İspanyol Cumhuriyetçileri yakalanıyor, özellikle Estremaduro'da Franko yönetimine teslim ediliyor ve bunlar hemen kurşuna diziliyorlardı. Franko ordusunda çarpışan yabancı birlikler arasında 15 bin kişilik bir Portekiz birliği de vardı.
Bu rakamlardan çıkan sonuç İtalyan, Alman» Arap, ve Portekizli olarak 300 binden fazla yabancı subay ve askerin faşistler lehine İspanya Savaşma müdahale ettikleridir.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (08-11-2008 Saat 12:43 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (13-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 15:10   #9 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

Amerika Birleşik Devletleri Franko tarafına geçiyor

Uçakları, topçusu, tankları ve denizaltıları ile İtalyan ve Alman müdahalesi ne kadar kesinse de, çağdaş savaşta vazgeçilmeyen ve o olmadan ne uçakların, ne tankların ne de orduların hareket ede-miyeceğini bir unsur vardır - petrol. Ve işte ne Almanya ne de İtalya Franko'ya bunu verecek durumda değildi.
Fakat Franko savaş boyunca sınırsız bir petrol kaynağına sahipti ve hiçbir zaman bunun sıkıntısını çekmemişti. Çünkü Amerika Birleşik Devletlerinin desteği altında büyük ABD tekelleri, özellikle Standard Oil, bu petrolü devamlı olarak kendisine sağlamaktaydılar.
Amerikalı gazeteci Charles Folz'un yazdığına göre, «Guernica'yı bombalayan Alman uçakları ve yollarda sürünen mülteci kütlelerini bombalayan İtalyan uçakları... hep Birleşik Devletler petrolünü kullanıyorlardı.»
Franko'nun o zamanki Dışişleri Bakanı yardımcısı Jose Maria Doussiangue, 1945 yılında ayni yazara, «Amerikan petrolü, Amerikan kredisi ve Amerikan kamyonları olmasa idi savaşı kazanamazdık,» demiştir.
Amerika Birleşik Devletleri İspanya Savaşında «tarafsızlığını» resmen ilân etmiş ve her iki tarafa da gönderilen silâhlara «ambargo» koymuştu. Uluslararası hukukun çiğnenmesi demek olan bu hareketin Cumhuriyet'e büyük zararı olmuş ve bu faşist isyancılara gerçekten de çok yönlü ve geniş bir yardım haline gelmişti.
İsyanın başladığı sıralarda Standard Oil'in bir kolu olan Texas Petrol Şirketinin açık denizde İspanya'ya doğru yolalan beş tankeri vardı. Şirket başkanı Kaptan T. Rieber bu tankerlere yollarını değiştirmeleri ve isyancıların işgalinde bulunan bir limana gitmeleri emrini verdi. Alman ve İtalyan uçak ve tanklarının gelişi ile Franko'ya Amerikan petrolü ve uçak yakıt ikmali de arttırıldı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Madrid'deki Amerikan Elçiliği iktisadî danışmanı H. Feiss'a göre Franko'nun Texaco'dan aldığı petrol yardımının dökümü şöyledir:
1936 344.000 ton
1937 420.000 ton
1938 478.000 ton
1939 624.000 ton

Bütün bu sevkiyat kredi ile yapılmış, yani Franko'nun isyanı milyonlarca dolarlık bir kredi ile finanse edilmişti.
Silâh sevkiyatma gelince, Amerikan ambargo'su ancak Franko'ya yardım için bir kılıftan başka bir şey değildi.
Amerikan Hükümeti, Meksika'nın İspanya Cumhuriyeti'ne göndermek üzere Amerikadan silâh temin etme çabasına kesin olarak karşı çıkmıştı. Fakat isyancılar Amerikan malı silâh ve cephaneyi Almanya ve İtalya yolu ile alabiliyorlardı. Bu durumu Başkan Roosevelt dahi kabul etmiştir. Cumhuriyetçi bölgede olan Barselona'nın ve diğer şehirlerin şiddetli bir bombardımana tutulmasından sonra 21
Nisan 1938'de yaptığı basın toplantısında Roosevelt. «Franko uçaklarının Barselona'ya Amerikan yapısı bombalar attığını duyduk. Bunlar Alman hükümetine veya bir Alman şirketine satılmış ve oradan tekrar ihraç edilmiş olabilir,» demiştir.
Amerikan kamyonlarının da isyancılar bakımından askerî değeri çok fazla idi. Savaş boyunca Franko'ya yapılan kamyon yardımının dökümü şöyledir.
Almanya'dan 1200
İtalya'dan 1800
Amerika Birleşik Devletler'nden 12.800 adet (Ford, Studebaker, General Motors)
İspanyol Savaşı sona erip de, Hitler'in saldırganlığını Batıya yönelttiğini ve ABD'nin emperyalist çıkarlarını tehdit ettiği görünce ambargo politikasını destekleyenler, tutukları yolun yanlışlığını görmüşlerdir.
Amerikan Dışişleri Bakan yardımcısı Sumner Welles bunu, «Roosevelt devresinde Amerikan dış politikasının en büyük yanlışlığı» olarak nitelemiştir. S. YVelles'in yazdığına göre, başka bir politika ile Amerikan, Fransız ve İngiliz tutumu değişebilir ve bunun sonucunda da Alman İtalyan politikasının saldırgan yönü engellenebilirdi.
Amerikalı tarihçi F. J. Taylor, Amerika, Fransa ve İngiltere'yi kastederek, demokrat ülkelerin İspanyol halkının demokrasisini yoketme savaşında «Mihver devletleri ile işbirlikçi» olduklarını ve böylece «çağdaş zamanların özgürlüğe karşı enağır cür-münü» işlediklerini yazmaktadır. (The United States and the Spanish Civil War, New York 1956).

«Müdahale - etmeme» Tipi Müdahale
İspanya'da faşist isyanı başladığı zaman, uluslararası hukuka göre, bütün yabancı hükümetlerin
•en başta gelen görevleri, meşru İspanyol Hükümetine, silâh da içinde olmak üzere, her çeşit mal satımını serbest bırakmaktı. Evrensel kabul gören bu kuralı bozmaya çalışmak, birkaç generalin isyan etmiş olması nedeni ile İspanya hükümetini cezalandırmak demekti. Gerçekte ise bu, meşru rejime karşı silâha sarılmış olan generaller tarafında olarak İspanya'nın içişlerine müdahale idi.
İspanya Hükümetinin ihtiyacı olan silâhların bedelini ödeyecek parası vardı. Eğer uluslararası hukuka saygı gösterilmiş olsa idi, Cumhuriyet hükümeti, isyancıların İtalya ve Almanya'dan aldıkları yardıma rağmen, bu faşist isyanı çok kısa bir süre içinde bastırabilirdi.
Ne Alman - İtalyan askeri yardımı ne de Amerikanın kamyon petrol ve bomba ikmali, Cumhuriyetçilerin ölene kadar savaşmaya hazır halkının cesaretinin verdiği üstünlüğü altedemedi. Cumhuriyeti boğabilmek için gerekli olan tek şey, bu yardım ve ikmale ek olarak bunların şiddetle ihtiyaçları olan silâhları elde etmelerine engel olmaktı.
Cumhuriyeti boğarak Franko'nun kazanmasına yardım biçiminde beliren bu yabancı müdahale tam aksine «Müdahale - etmeme» diye adlandırılmakta idi. Bunun baş mimarları ise, İkinci Enternasyo-nal'in gözyumması ve onayı ile, İngiltere ve Fransa idi.
Fransa ile İspanya Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere gelince, uluslararası hukuk kurallarından ayrı olarak, iki ülke arasında 1935'in Aralık ayında imzalanan bir Ticaret Anlaşmasına göre İspanya bütün silâhlarını Fransa'dan satın alma zorunluluğunu yüklenmişti. İspanya için silâh imâl ettirmek ve sevketmek için Fransada kontratlar hazırlanıyordu. Ve hepsinin üstünde de, Fransada da, İspanyada da Halk Cephesinin seçimleri kazanmış, olması ve her iki ülkede de Halk Cephesinin desteklediği hükümetlerin iktidarda olduğu gerçeği vardı. Şu hale göre, İspanya Cumhuriyet Hükümetinin çok acele ihtiyacı olan uçak, top ve diğer silâhlar için ilk olarak Fransa'ya başvurması en mantıklı bir hareketti.
Londra'da Muhafazakârlar, yani büyük kapitalist tekellerin doğrudan doğruya temsilcileri iktidardaydılar. Bir çok Bakan'ın İspanya madenlerinde hisseleri vardı. İspanya'nın özgürlüğüne ve büyüklüğüne katkıda bulunabilecek herşeye karşı duydukları genel bir nefretten başka, sosyal kalkınma siyasetinin muazzam kârlarına bir tehdit olarak göründüğü Halk Cephesini ortadan yoketmek istiyorlardı bu Rio- Tinto sömürücüleri. İngiliz siyasetini etkileyen en büyük etken bu olmuştur.
Cumhuriyetin silâh temin etmesini engellemek için İngiltere bu Müdahale - etmeme siyasetini ortaya attı.
İngiliz siyasetinin amacı İspanyol Halk cephesinin yıkılmasına katkıda bulunmaktı. Londra'nın, hesabına göre bu yıkım iki şekilde meydana gelebilirdi: ya her iki taraf da bitkin düşer ve İngiltere «arabulucu» olarak araya girerek İberya yarımadasındaki durumu kuvvetlendirirdi; ya da savaşı Franko kazanırdı ki, o zaman da City ve Wall Street'-ten borç almak zorunda kalırdı. Bu da, bir dereceye kadar, Almanya, İtalya ve Amerika ile paylaşmak anlamına gelse bile, İngiltere'nin İspanya'daki geleneksel yerini ve etkisini devam ettirmeye yeterdi.
Savaştan önce ve sonra büyük İngiliz tekelleri Franko'ya muazzam para yardımlarında bulundular. City en son sınırına kadar Franko'yu destekledi. İspanya'nın kuzey kesimleri Franko'nun eline düştükten çok az sonra İngiliz Hükümeti onunla resmi ilişkilere girdi, Burgos'a bir temsilci gönderdi ve faşist isyancılarla malî ve ticari alışverişini arttırdı.
Hepsi de Cumhuriyet'in düşmanı olan bu emperyalist kuvvetler arasında bir çeşit bir iş bölümü vardı: Almanya ve İtalya Franko'ya yardım ediyorlardı; peşinde Fransa olduğu halde İngiltere, Cum-huriyet'i boğmak görevini yüklenmişti; Amerika Birleşik Devletleri ise bunların her ikisini de yapıyordu.

Leon Blum'ün Rolü
«Müdahale etmeme» siyaseti yalnız Muhafazakârlar tarafından kamuoyuna sunulmuş olsaydı bunun çok sınırlı bir etkisi olacaktı. İspanya Cumhu-riyeti'nin bütün dostları buna itiraz eder, Komünistler, Sosyalistler, demokratlar buna karşı ortak bir cephe alırlardı.
Londra istediğini elde etmek için daha dolambaçlı yollara başvurdu. 23 Temmuz 1936'da Blum ile Dışişleri Bakanı Yvon Delbos Londra'ya gittiler. Muhafazakâr Hükümet onlara baskı yaparak İspanya Cumhuriyetine silâh vermemelerini ve Fransız Halk Cephesi adına bütün dünyaya «Müdahale etmeme» siyasetini açıklama görevini yüklenmelerini sağladı.
İspanyadaki Halk Cephesi'nin ortadan kalkmasını isteyen büyük Fransız burjuvazisi - ki, bu yolla kendi ülkelerindeki Halk Cephesinde de bir çatlama olacağını sanıyorlardı - bütün kuvvetini toplayarak Blum hükümetinin İspanya'ya silâh göndermesini engellemeye çalıştı.
Blum Hükümetini etkilemek için bu büyük siyasi çabada Londra ve Paris'teki ajanları ile Franko da aktif bir rol oynamıştı. Alman konsolosu ile 24 Temmuz 1936'da Tetuan'da yaptığı bir konuşmada İspanyol Cumhuriyetine Fransız silâhlarının teslimi konusunda dolaşan haberleri kastederek, «O teslimatı önleyecek görüşmeler yapılıyor,» demişti.
Blum Hükümeti baskılara en utanç verici bir şekilde boyun eğerek, Giral Hükümetinin 25 Temmuzda yaptığı silâh talebini reddetti. 1 Ağustosta başlıca Avrupa devletlerine başvurarak İspanyadaki savaşa ilişkin toplu bir «Müdahale etmeme» siyasetinin uygulanmasını istedi. 8 Ağustosta bundan bir adım daha ileri giderek, diğer Avrupa devletlerinin ayni sözü vermelerini beklemeden Fransız hükümetinin İspanya'ya silâh satışını tek taraflı olarak yasakladığını açıkladı.
Bütün «Müdahale etmeme» siyasetinin ruhu olan bu tek taraflı tutumun amacı Cumhuriyet'e silâh gönderilmesini engellemek ve Almanya ile İtal-yanın isyancılara verdiği muazzam uçak, silâh ve askerî yardımlarını örtmekti.
İkinci Enternasyonal'in önde gelen liderlerinden olan Leon Blum tarafından ortaya atılan bu «müdahale etmeme» siyaseti İspanya Cumhuriyetine sempati duyanların saflarında çatlaklar yarattı.
Sosyalist işçilerin İspanyol halkının mücadelesine duydukları derin bağlılığa rağmen, sosyalist partiler ve İkinci Enternasyonal, ya «Müdahale etmeme» siyasetini destekleyerek ya da ona karşı bir mücadele açmaktan kaçınarak İspanya Cumhuriyetinin boğulmasına katkıda bulundular.
Savaşın ilk günlerinden başlayarak «Müdahale etmeme» siyasetini hükümsüz kılmak mücadelesi ispanyol demokrasisi için bir ölüm kalım sorunu haline geldi. Bu, boğulmaya karşı bir mücadele, İspanya Cumhuriyeti savaşçılarına silâh ve cephane sağlanması yolunda bir mücadele idi. Bu mücadelenin en önemli savaş alanı Paris'ti.
Cumhuriyet Hükümeti, Dolores İbarruri'nin de içinde olduğu bir parlâmento heyetini Fransız Başkentine, demokrat Fransız halkına Pirenelerin öteki yanında süregelen savaşı ve İspanyanın durumunu anlatmak için gönderdi.
3 Eylül 1936'da Velodrome d'Hiver'deki önemli mitingte Dolores İbarruri 40,000 kişilik bir kalabalığın yüreğini dalgalandırdı, onlara İspanya sorununun gerçekte bir Fransa sorunu olduğunu anlattı.
«İş kahramanlığa kalsa halkımızın kahramanlığı yeter de artar bile,» diyordu. «Fakat kahramanlık yeterli değil. Faşist silâhlarına karşılık verebilmek için topa, tüfeğe, uçağa ihtiyacımız var. Biz özgürlük ve barış davasını savunuyoruz. Mücadelemiz için bize uçak ve silâh gerek!»
«İspanya için uçak, silâh ve cephane!» Bu çığlık salonun muazzam tavanından taştı ve hemen bütün Paris sokak ve fabrikalarına yayıldı.
Ertesi gün toplanan büyük bir insan seli Fransız başkenti sokaklarında gösteri yürüyüşleri yapıyor, Cumhuriyet meydanını saatlarca işgal ediyor,
«İspanya'ya silâh ve uçak» diye haykırıyordu.
Paris işçi sınıfı öncüleri olan teknolojik işçiler İspanya Cumhuriyetine karşı konulan ambargonun kaldırılması amacı ile greve başladılar. Bu istek, da¬ha sonraları Fransız direnişinin kahramanlarından ve şehitlerinden biri olacak olan Jean - Pierre Tim-bault tarafından doğrudan doğruya Leon Blum'a iletildi.
Dolores İbarruri'nin söylev ve demeçleri Fransız Sosyalist Partisi içinde derin yankılar uyandırdı. Başbakan Leon Blum, onun sözlerine cevap vermek için 6 Eylülde Luna Parktaki bir toplantıda parti üyelerinin önüne çıktı. Kendisi, «İspanya'ya uçak ve silâh» sesleri ile karşılandı. Sosyalist işçiler önünde siyasetini savunmak için «Müdahale etmeme'-nin» barışı emniyete almanın tek yolu olduğunu ileri sürdü.
Blum'un yaptığı gibi bu siyaseti savaşın karşıtı olarak ileri sürmek çok yanlıştı. Tarihin kesin olarak ispatladığı üzere, batılı kuvvetlerin ve sosyal -demokrat liderlerin teslim politikası nedeni iledir ki Naziler İspanya'ya müdahale edebilmişler, saldırılarını Orta Avrupaya yöneltmişler ve sonra da dünya savaşma girişmişlerdir.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (08-11-2008 Saat 12:53 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi:
emekçi. (16-01-2009), Mavi Deniz (01-11-2008)
Alt 01-11-2008, 15:16   #10 (permalink)
Webmaster
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 4
Mesajlar: 2.897
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 4.275
2.000 Mesajina 5.684 Tesekkür Aldi
Standart

«Müdahale etmeme» siyaseti ve Fransız Halkı

Blum hükümeti 1936'da sağlam bir tutuma sahip olsa idi, Hitler İspanyadan çekilmek zorunda kalacaktı. Zaten kendi askerî liderleri de bunu istiyorlardı. O zaman İspanya Cumhuriyeti kurtulmuş olacaktı.
Hitler'in saldırgan plânının uygulanmasını kolaylaştıran ve İkinci Dünya Savaşını başlatan «Müdahale etmeme» siyaseti idi. Bunun ilk ve başlıca kurbanı İspanyol halkı olmuş, Fransız halkı da daha sonraları bunun bedelini Nazi işgalinin kara gecesinde en iyi oğullarının kanları ile ödemiştir.
Bu siyasetin Fransa için görünen ilk sonuçlarından biri, Birinci Dünya Savaşmdanberi Fransız politikasının üzerinde kurulmuş olduğu bütün anlaşmalar sisteminin yıkılması olmuştur.
Bunun nedenini örmek çok güç değildir. Madrid'de Fransanın düşmanı ve Hitlerin uşağı bir hükümetin kurulması için Almanların askerlerini Fransa sınırının hemen yanıbaşmda üslenmesine izin veren bir Fransız hükümetinin sözüne, Fransadan yüzlerce kilometre uzakta olan Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri nasıl güvenebilirlerdi? Ve hele Fransız hükümetinin buna yalnız göz yummakla kalmayıp, İspanya hükümetini haincesine boğazlayarak Almanların ve bunların İspanyadaki faşist yetiştirmelerinin başarılarına katkıda bulunduğunu gördükleri zaman?
Fransa hükümeti «Müdahale etmeme» siyasetini uyguladığı zaman Fransa'nın prestiji bozuldu ve eski müttefikleri kendisinden yüz çevirmeye başladılar. 30 Ağustos 1936'da Romanya'da bir «saray darbesi» oldu. Fransanın eski dostu ve ortak güvenlik taraftarı Titulesco hükümetten atıldı, yerine Berlin'le daha yakın ilişki kurulmasını isteyen Antones-co getirildi. Yunanistan'da Metaksas'm vahşi diktatörlüğü başladı. Sosyalist Bakan Spaak'm desteği ile Belçika Kralı, Ekim ayında, Belçika'nın Fransa ile olan bütün siyasi ve askerî anlaşmalarını iptal ettiğini bildirdi. 1937 Martında Fransa ile geleneksel bağlarını koparan Yugoslavya, İtalya ile bir dostluk anlaşması imzaladı. Polonya hükümeti Hitler ile bir anlaşma düzeyine doğru kaymaya başladı.
«Müdahale etmeme» siyaseti Fransayı zayıflattığı gibi, faşist devletlerin saldırganlık eğilimlerini kuvvetlendirdi ve birliklerini sağlamlaştırdı. 24 Ağustos 1936'da Hitler, Versay Anlaşmasını bir kere daha bozarak, Almanları iki yıl süre ile silâh altına almaya başladı. 1936 Ekiminde «Roma - Berlin Mihveri» resmen kuruldu. Bunun başlıca ilkelerinden biri İspanya Cumhuriyetine karşı ortak askerî müdahale idi. 1936 Kasımında Almanya ile Japonya arasında Anti - Komintern Pakt imzalandı; İtalya da bir yıl sonra bu pakta girince saldırgan devletlerin üçlü anlaşması tamamlanmıştı.
Maurice Thorez, 11 Ekim 1936 da Fransız halkına Müdahale etmeme siyasetine muhalefet etmeleri için çağrıda bulunarak şöyle diyordu: «Biz, yalnızca İspanyol Cumhuriyetçilerinin savundukları ortak demokrasi davasını desteklemekte olduğumuzdan değil, fakat gayet meşru olarak İspanyol işçilerine duyduğumuz proleter dayanışma duygularımızdan dolayı harekete geçiyoruz. Ülkelerinin bütünlüğünün ve güvenliğinin tehlikeye atılmasını istemeyen Fransızlar olarak harekete geçiyoruz... İspanyadaki iç savaş Fransaya karşı bir hareket olup, Hitler'in Fransa'yı tecrit etme çabasıdır.»
Bu siyasetin bir başka sonucu da, Fransız Halk Cephesi'nin zayıflaması ve çökmesi olmuştur. İspanya Cumhuriyeti ile birlikte uygulanacak etkili bir dayanışma siyaseti Blum hükümetinin prestijini arttırabilirdi. Fransız komünistleri ile sosyalistleri arasındaki birlik sıklaşırdı. Fransız işçi sınıfı ülkenin hayatında daha çok ağırlık sahibi olurdu. Kuvvetli bir Halk Cephesi hareketi ile Fransa, komşusu
İspanya Cumhuriyeti ile birlikte faşiszme galebe çalar ve Batı Avrupada güçlü bir barış, demokrasi ve toplumsal ilerleme kalesi olurdu.
Fakat bu yolu açacak yerde, Blum ile başlayarak, İkinci Enternasyonal liderleri faşizmin zaferini kolaylaştırmayı seçtiler ve İngiliz reaksiyonerle-rinin her sözüne gözü kapalı boyun eğdiler. «Müdahale etmeme», Fransız dış siyasetinin bağımsızlığının bütünü ile yok olması anlamına geliyordu. Quai d'Orsay, Downing Street'in bir şubesi haline gelmişti.
Maurice Thorez Fransız Parlâmentosunda şöyle demişti: «Müdahale etmeme» İspanya Cumhuriyetine müdahale anlamına gelmektedir. Meşru bir hükümete silâh satmayı reddetmek, ona karşı müeyyide uygulamaktadır.
Fransız komünistleri uluslararası hukukun uygulanması ve İspanya Cumhuriyetinin silâh ve uçak satın alma hakkının geri verilmesi için ısrarla ve güçle savaştılar.
Blum, kendi halkının (kendi Sosyalist Parti işçileri de dahil olmak üzere) isteklerine rağmen İspanya Cumhuriyetini ablukaya almaya karar verdiği zaman Fransız Halk Cephesi'nin birliğini sarsmış ve çözülmesini kolaylaştırmış oldu. Blum, «Müdahale etmeme» siyasetini ortaya atmasından on ay sonra istifa etmek zorunda kaldı. İktidar dizginleri, açıkça Hitler'le işbirliği yapan Georges Bonnet ve onun gibi burjuva politikacıların eline geçti.
__________________
Bir yanımı öldüremezsiniz, O’da sattığım emektir. O’na ihtiyacınız var sizin ve tüm insanlığın.
_________
__________________________________________________ __________________________________________________ _____________
Sosyalistforum ; “Komünizm Kültürü ve Devrimci Dayanışma Platformu”dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin “kutsalları”, burada geçersizdir.

Konu Mavi Deniz tarafından (04-11-2008 Saat 16:58 ) değiştirilmiştir..
che_1955 isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
che_1955 Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
emekçi. (16-01-2009)
Cevapla

Geri git   Sosyalist Forum > FORUM KÜTÜPHANESİ > Okuma Grupları

Heberi Paylaş

« önceki Konu | sonraki Konu »


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İspanya İç Savaşı ceylo5858 Dünya Devrim Tarihi 8 10-04-2009 01:22
Direnme Savaşı PARTİZAN FORUM KÜTÜPHANESİ 0 25-08-2008 01:06
Fillerin Savaşı PARTİZAN Karikatürler 0 18-07-2008 12:05
KORE Savaşı Milis_ Tarih 0 25-04-2008 02:43
Medya Savaşı! arifsahin Güncel Haberler 6 01-11-2007 19:21


14:26



Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Release Candidate 2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.


SosyalistForum.Org Kategori Arşiv Görünümü
1, 2, 5, 6, 7, 10, 282, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 332, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 188, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 60, 68, 58, 59, 69, 61, 62, 209, 163, 66, 67, 104, 70, 71, 72, 76, 74, 75, 105, 78, 79, 80, 81, 252, 158, 122, 99, 100, 101, 102, 103, 106, 107, 108, 109, 110, 126, 251, 250, 248, 124, 120, 121, 123, 125, 127, 128, 129, 130, 169, 131, 132, 133, 153, 151, 152, 156, 187, 157, 155, 160, 161, 159, 166, 162, 167, 168, 199, 170, 261, 177, 179, 180, 189, 190, 191, 192, 193, 207, 197, 194, 195, 200, 201, 204, 202, 206, 208, 212, 211, 213, 214, 215, 217, 219, 220, 223, 222, 224, 225, 249, 227, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 262, 265, 266, 267, 269, 268, 270, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 283, 284, 285, 289, 287, 288, 291, 292, 293, 294, 295, 297, 296, 308, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 321, 323, 320, 322, 306, 307, 309, 310, 314, 317, 318, 319, 324, 325, 330, 326, 329, 328, 331, 333, 336, 335, 334, 337, 338, 339, 342, 343, 344,