ABD emperyalizmine göbekten bağımlı olanlar şovenizmi kışkırtıyor...
Bu bedel ödenmez, ödeyemezsiniz!
Düzen cephesinden yapılan açıklamalarda demagojinin dozu giderek artıyor. Attıkları savaş naralarının kendilerini gaza getirdiğini düşündürecek “sertlik”teki bu söylemler, tersine, kitleleri şovenizmle zehirleme amacı güdüyor.
Erdoğan’ın son açıklamasındaki “bedeli neyse öderiz” ifadelerini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. Kastettiği kuşkusuz Amerika ile ilişkilerin bozulmasıdır. Böylece, “Amerika ne karışırmış” yalanının değirmenine, Tayyip Erdoğan da, kendi eleğiyle su taşımış oluyor.
Savaşın, efendiyle aranın bozulması dışında da ağır ve ödemesi imkansız faturaları var. Ama öncelikle kastedilen konuya değinmek gerekiyor. Amerika’dan izin almadan da adım atmak mümkün elbette. Nitekim bunu yapan devletler de var. Ama bunlar ya onun rakibi konumundaki başka emperyalist devletlerdir, ya da örneğin Küba gibi, herşeye rağmen bağımsızlığından taviz vermeye yanaşmayanlardır. Türk sermaye devletininse, her iki gruba da girmediği, üçüncü, emperyalizmin uyduları grubunda olduğu açıktır. Bu durumda Erdoğan’ın sözlerinde ve ulusalcıların demagojilerinde yer alan “Amerika’ya rağmen” ifadelerinin hayat bulmasının bir tek yolu vardır; emperyalizmle kölelik bağlarını koparmak, “tam” bağımsızlığını ilan etmek.
Bu ise bugünkü düzenin ve devletin harcı değildir. Düzenin gerçek sahibi kapitalist sınıf emperyalizme sadece göbek bağlarıyla değil, daha binbir bağla ve sıkısıkıya bağlıdır. Amerikan emperyalizmi Türkiye’de hükmünü zor yoluyla yürütmüyor. İşbirlikçisi kapitalistler ve uşak yöneticilerin gönül rızasıyla, işçi sınıfı ve emekçi halkların tüm muhalefetine ve mücadelesine rağmen, sömürgeleştirilmiş bulunuyor. Kesinlikle işbirlikçi kapitalist sınıfın ve uşak yöneticilerin rızasıyla, ama asla emekçi kitlelerin iknası yoluyla değil. Zor, bir tek kitle muhalefetini bastırmak üzere kullanıldı ve bu da gene emperyalist güçlerin değil içerdeki uşaklarının eliyle oldu. Pentagon ve CİA’nın çok yönlü katkıları artık çoktan günyüzüne çıkmış bulunmakla birlikte, ‘70 ve ’80 darbeleri toplumsal muhalefeti ezmeye yönelik iç girişimler olarak tarihe geçmiş bulunuyor.
Son darbeden bu yana geçen 27 yılda ise, ne darbeci ordunun ve “sivil” bürokrasinin Amerikan uşaklığında ve ne de kapitalist sınıfın işbirlikçiliğinde “iyiye” doğru bir gidiş vardır. Tersine, geçen yıllar emperyalist köleliği daha da derinleştirmiş durumdadır.
Yani... Erdoğan yalan söylüyor. Ulusalcılar demagojinin en sahtekarcasını tekrarlayıp duruyor. Emperyalizmle kölelik ilişkilerinin kurulu düzen çerçevesinde hiçbir çözülme imkanı bulunmuyor. Bu kölelik ilişkileri devam ettiği sürece de, Amerika’ya rağmen adım atma imkanı... Yani, “Amerika’ya rağmen” Irak’a adım atmanın bedelini, bu düzen ve devlet ödeyemez.
Öte yandan, yalan ve demagojiden ayrı bir bağımsızlık istemi de, komşu halklarla savaş istemiyle birarada ele alınamaz. Çünkü böyle bir gerçek istem ve çaba içinde olanlar, aynı zamanda halkların kardeşliğini şiar edinmiş bulunan sosyalistler ve devrimcilerdir. Ki, halklar arasında süren savaşların asıl bedelini halklar ödediği için, Erdoğan’ın bedel üzerine söylemi bu açıdan da boş bir yalandan ibarettir. Türk sermaye devleti zaten on yıllardır Kürt halkına karşı kirli bir savaş yürütmektedir. Ve bu savaşın asıl ve en ağır bedeli de her iki halktan emekçiler tarafından ödenmeye devam ediliyor. Bu savaş nedeniyle Türk ve Kürt emekçilerin kanı dökülüyor. Ekmeği küçülüyor. Kin ve düşmanlık, en geri bilinçleri giderek daha fazla zehirliyor.
Savaşın sınır ötesine taşınması, sadece emekçi haklarımızın ödeyeceği bedeli büyütecektir. İnsani, ahlaki vb. nedenlerin ötesinde sınıfsal çıkarlar bile savaşa karşı olmak için yeterlidir ve önlemenin tek yolu, bedel ödeyecek olanların eylemli karşı duruşu olacaktır.
|