Anasayfa İlke ve Kurallar Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Sosyalist Forum > ULUSAL SORUN VE DEVRİM > UKKTH > Emperyalizm ve Uluslar
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Social Groups Ajanda Forumları Okundu Kabul Et


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Kürt Ulusu Bir Gerçektir Kurtuluşu Anti-emperyalist Anti-oligarşik Halk Devrimindedir
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
195
Önceki Konu
önceki Konu

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 12-10-2007, 18:30   #1 (permalink)
Moderator
Kullanıcı Bilgileri
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Üye No: 308
Mesajlar: 584
Teşekkür Grafikleri
Tesekkür: 325
269 Mesajina 559 Tesekkür Aldi
Standart Kürt Ulusu Bir Gerçektir Kurtuluşu Anti-emperyalist Anti-oligarşik Halk Devrimindedir

Kaynak: SAVUNMA

KÜRT ULUSU BİR GERÇEKTİR; KURTULUŞU ANTİ-EMPERYALİST ANTİ-OLİGARŞİK HALK DEVRİMİNDEDİR
C- UKKTH Nedir ve Nasıl Bakılmalıdır?


UKKTH, ulusun hiçbir koşula bağlı olmaksızın kendi kaderini tayin etme, bağımsız siyasal devletini kurmak da dahil ayrılma hakkına sahip olması demektir. Sorunun ilkesel olarak konuluşu böyle olmakla beraber ulusal sorun hiç de kesin olarak mutlak, değişmez bir şey değildir. Proletarya devrimi genel sorunun bir parçası olduğu için, ulusal sorun tamamen içinde yaşanılan toplumsal koşullar ve genel olarak toplumsal gelişmenin tüm seyri tarafından belirlenir.
Ulusal soruna yaklaşımda tarihsel süreç farklılıklarının ortadan kaldırmadığı ama yeni içerikler kazandırdığı iki öğe vardır: Birincisi, mevcut gerici boyunduruğa karşı olması; ikincisi, genel demokrasi mücadelesinin bir parçası olmasıdır. Emperyalizm evresiyle birlikte, bu iki öğe emperyalizme karşı olma temelinde iç içe geçmiştir. UKKTH ilkesine anlamını veren bu temel öneme sahip öğelere yaklaşım tarzı, Marksist-Leninistler ile her türden oportünizm arasındaki farklılığı ortaya koyan önemli göstergelerden biri olmuştur. Bu nedenledir ki, üzerinde önemle durmak gerekli olmaktadır.
**Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı**, genelde emperyalist ülkelerle sömürgeler arasındaki ilişkilerde ve özelde de ezen-ezilen ulus ilişkisinin varolduğu ülkelerde Marksist-Leninistler tarafından; işçi sınıfının yoldaşça birliği, halkların kardeşliği, ulusların proleterleri arasında güven ve dayanışma ruhunun geliştirilmesi, proleter demokrasi ilkelerinin azami ölçüde uygulanarak burjuva milliyetçiliğinin ve önyargılarının ortadan kaldırılması, burjuvaziye ait ulusal çitlerin yıkılması ve de proletarya enternasyonalizminin egemen kılınması için titizlikle savunulmalı ve pratikte hayata geçirilmelidir. Bu ilkeden ödünler vermek, sulandırmak ya da tutarsızlık göstermek, emperyalizme sunulan hizmet olacaktır. **İyi niyetli** olmak nesnel gerçeği değiştirmez. Unutulmamalı ki, çoğu zaman, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.
Emperyalizm ile birlikte burjuvazinin önderlik yaptığı ulusal hareketler çağı artık kapanmıştır. 20.yy'a damgasını vuran proletarya devrimleri ve özü yine aynı olan, proletaryanın önderlik ettiği ulusal kurtuluş mücadeleleridir. Küçük-burjuva önderlikli ulusal hareketler, başarıya ulaşsalar da, gerçek anlamda ulusal baskıyı ortadan kaldırmaktan uzak oldukları gibi, tekrar emperyalizmin dümen suyuna girmekten ve ulusal baskının yeni bir tarzda sürmesinden kurtulamamışlardır. Ayrıca, çokuluslu devlet olmaları durumunda da UKKTH ilkesini çiğneyerek, ulusal baskıyı ezilen ulusa karşı sürdürmeye devam etmişlerdir. Rusya'da Şubat Devrimi sonrası durum, Ortadoğu'da küçük-burjuva diktatörlükler ve ülkemizde Ulusal Kurtuluş Savaşı'na önderlik eden Kemalist hareketin pratiği bilinen somut örneklerdir.
Bu nedenle, emperyalizm evresinde, UKKTH'nın burjuva demokratik yorumu eskimiş, varlık koşullarını yitirmiş ve ulusun işçi ve emekçilerinin kendi kaderlerini tayini biçiminde yeni devrimci içeriğine kavuşmuştur. STALİN'in deyişi, bu konuda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak denli açıktır: **Ve böylece 'bütün iktidar ulusal burjuvaziye' sloganıyla ulusların kendi kaderlerini serbestçe tayin etme hakkı konusundaki eski burjuva kavramının maskesini, devrimin bizzat seyri düşürdü ve bu kavram bir kenara atıldı. 'Bütün iktidar ezilen ulusların emekçi yığınlarına' sloganıyla ulusların kendi kaderlerini serbestçe tayin etme hakkı konusundaki sosyalist kavranışı tüm uygulama haklarını ve olanaklarını kazanmış oldu.** (STALİN, Ulusal Sorun, s. 96, Sol Yayınları)

Elbetteki bu yaklaşım mekanik olarak kavranamaz ve **nasıl olsa gelecekte gericileşir** denilerek, ulusun ayrılma hakkı reddedilemez. Böyle bir düşünce tarzı, proletaryanın mücadelesinin koşullara bağlı olarak kazandığı özgün durumları, sınıf savaşımının çok yönlülüğünü ve birçok ara evreden geçeceği olgusunu görememek olacağı gibi, Marksizm-Leninizmi hazır reçetelerle pratiğe yön veren bir öğretiye indirgemek olur.
Sorunu mekanikçe kavrayışın bir başka ifadesi de, UKKTH'nın **sosya-list devrim** gerekçesiyle reddedilmesidir. Temelinde, bir vuruşta **sosyalist devrim**i gerçekleştirme düşüncesinin yattığı bu anlayış, demokrasi mücadelesi ve bunun emperyalist aşamadaki biçimlenişinden habersiz olmanın dışavurumudur. Ve sonuçları itibariyle, ulusları emperyalist boyunduruğa mahkum eden sosyal-şoven bir yaklaşım tarzıdır.
Bu türden anlayışlara karşı, şu noktanın altı çizilmelidir: UKKTH, emperyalizm ve proleter devrimler çağında, demokrasi savaşımının vazgeçilmez bir unsuru olması itibariyle, proletaryanın dünya ölçeğindeki hareketinin parçasıdır. Ve proletarya, genel demokrasi mücadelesinde bu ilkeye, her şeyden önce burjuvaziye karşı sınıf savaşımını güçlendireceği için titizlikle sahip çıkar. Ulusların kendi kaderlerini özgürce tayin hakkı ilkesinin, emperyalizm çağında ulusların proleter ve emekçilerinin kendi kaderlerini tayin etmelerine bağlanması tarzındaki devrimci yaklaşımla, UKKTH ilkesini **salt** emekçilerin kendi kaderlerini tayinine indirgemek şeklindeki sosyal-şoven yaklaşım, birbirine taban tabana zıttır. LENİN diyor ki: **Ulusların kendi kaderlerini tayin etmesini reddedip, onun yerine emekçilerin kaderini tayin hakkını geçirmek çok yanlış olur; sorunu bu yoldan çözmeye kalkışmak güçlükleri, milletlerin içindeki farklılaşmanın içerdiği zikzaklı yolu hesaba katmamak olur, her millet kendi kaderini tayin etmelidir; bu emekçilerin kaderini tayin hakkını da kolaylaştırır.** (UKKTH, LENİN)

LENİN ve STALİN'in ortaya koyduğu gibi, şu gerçek unutulmamalıdır; günümüzde ulusların kendi kaderlerini tayin etmesi, burjuvazi önderliğinde değil, proletaryanın önderliğinde gerçekleşebilir. Bu açıdan UKKTH, ulusun işçi ve emekçilerinin kendi kaderlerini özgürce belirlemeleri şeklinde devrimci bir içerik kazanmıştır. Fakat bu, gelişmenin istisnai örnekler oluşturmayacağı anlamına gelmiyor.
Proletaryanın sınıf olarak henüz şekillendiği veya yine proletaryanın, toplumsal çelişkinin ana halkasını yakalayarak harekete geçebilecek devrimci bir kavrayıştan uzak olduğu ya da önderliğin yetersiz ve zaaflı davrandığı durumlarda, küçük-burjuvazinin milliyetçilik temelinde harekete geçerek ulusal kurtuluş bayrağını omuzladığı birçok örnek sözkonusudur. Çağımızda burjuvazi devrimci barutunu tükettiğinden, onun misyonunu oynayabilecek olan, milliyetçiliği bayrak edinen küçük-burjuvazidir. Kemalist hareket, Cezayir Kurtuluş Hareketinin önderliği bu çerçevede değerlendirilebilir. Burada üzerinde durmak istediğimiz nokta, küçük-burjuva önderlikli bu hareketlerin **gelecekte gericileşir** veya**sorunu nasıl olsa sosyalist devrim çözer** gibi gerekçelerle dıştalanamayacaklarıdır. Marksist-Leninistler UKKTH'nı bu gibi gerekçelerle yok sayamaz, aksine desteklerler. Çünkü, bu hareketler, emperyalizme karşı oluşları, kendi iç gelişimlerini özgürce yaşama istemleriyle, genel demokrasi mücadelesinin ve proletaryanın, dünya çapında emperyalist burjuvaziye karşı yürüttüğü sınıf savaşımının -konjonktürdeki halleriyle- birer parçası durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, UKKTH siyasal demokrasinin en önemli unsurunu oluşturur. Ancak sağ veya sol ekonomizmin gözlüğüyle bakanlar, sorunun bu yanını göremez ve proletaryanın demokrasi mücadelesindeki yerini kavrayamaz. Bu ise, sosyal-şovenizmin ta kendisi oluyor doğal olarak...
UKKTH konusunda bir başka yanlış anlayış ise; ayrılma hakkını, **ayrılma zorunluluğu** olarak kavramaktır. Bir hakka sahip olmakla, o hakkı kullanıp kullanmama tamamen ayrı şeylerdir ve koşullara bağlı olarak biçimlenecek bir durumdur. UKKTH'nın devrimci anlamı ulusların zorla bir arada tutulması siyasetinin reddedilmesidir. Yoksa ayrılma zorunluluğu değil. Marksist-Leninistler her zaman ulusal baskıdan arındırılmış, gönüllü bir birlikten yanadırlar. Bu anlamda, Marksist-Leninistlerin ayrılma hakkını savunmaları, ulusların mutlaka ayrı ayrı devletler şeklinde örgütlenmelerini savunmaları değildir. Tam tersine, ulusların tam eşitlik temelinde, ulusal düşmanlıklardan arındırılmış birliğinin maddi temelini yaratabilmek, ayrılıp kendi devletini kurma da dahil, ulusun tüm haklarını tanımaktan geçiyor. Burada ayırt edilmesi gereken, ulusal baskıya karşı her koşulda savaşımın, her koşulda ayrılma hakkının desteklenmesi demek olmadığıdır. Ortada birbirini dışlayan, birbirine karşıtlık oluşturan bir yaklaşım yoktur. Birbirini tamamlayan, bütünleyen, ilkeli ve sağlam bir bakış açısı vardır. **Ayrılma hakkı**nı tanımayla, **her ayrılma istemini desteklememe** arasında çelişki arayanlar, küçük-burjuva veya burjuva milliyetçiliklerini kavram kargaşası yaratarak gizlemek isteyen, metafizik düşünce sahipleri olabilirler. Nitekim, Kürt küçük-burjuva milliyetçileri bu anlayışın savunucuları olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
LENİN'in, **boşanma hakkı** örneğini vererek, oldukça basit ve anlaşılır bir dille sorunu ortaya sermesi, burjuva milliyetçiliğinden uzaklaşmak isteyen samimi unsurlar için oldukça öğreticidir. Boşanma hakkı, nasıl ki mutlak şekilde boşanmanın gerçekleşmesi anlamına gelmiyor, tam tersine karı-koca arasında gönüllü birlikteliğin maddi çerçevesini çiziyorsa; ulusların ayrılma hakkı da mutlaka ayrılma zorunluluğu anlamına gelmez. Şu kesinlikle belirlenmelidir ki; birlik, ancak ve ancak serbest irade ile gerçekleştiği durumda, sağlam ve kalıcı olabilir. Zorla oluşturulan, ulusun iradesini çiğneyen birlikler ise kağıttan şatolara benzerler, en küçük sarsıntıda yıkılmaya mahkumdurlar.
Marksist-Leninist olmak, proletaryanın çıkarlarına en uygun savaşım biçimlerini ve yöntemlerini -sorunlara diyalektik ve tarihsel materyalizmin ışığında yaklaşarak- bulup pratiğe geçirmek demektir. Her rahatsızlığa aynı ilacı yazan doktorların reçeteleri bizden uzak olsun. Biz, Marksizm-Leninizmin evrensel değerdeki tezlerini ve yaşanmış pratikleri veri olarak alıyor, bunları ülkemiz koşullarında somut biçimde -bilimsellikten sapmadan ve odağına proletaryanın çıkarlarını oturtarak- yeniden üretiyoruz. Hazır reçetelerle hareket etmeye kalkışanlar doğaldır ki, devrimci çözümler üretemeyecek, proletaryanın çıkarlarına zarar vereceklerdir. Ama garip olan, ulusal sorunda en temel kavramların bile anlaşılamaması, bilinçli-bilinçsiz karmakarışık edilmesidir. Bu nedenle temel kavramlar hakkında da uzun boylu durmak zorunluluk oluyor. Bu anlamda tekrar vurgularsak; ayrılma hakkı, ayrılmanın zorunluluğu olmadığı gibi, ulusun her ayrılma isteminin desteklenmesi de değildir. Proletaryanın çıkarlarına ters düştüğü durumlarda ayrılma istemine karşı ajitasyonda bulunmak, Marksist-Leninist olmanın vazgeçilmez bir koşuludur ve bu, ulusal baskıya karşı savaşımı, ulusların ayrılma hakkı da dahil kendi kaderini özgürce belirleme hakkını hiçbir şekilde dışlamaz. Buna karşın, ulus ayrılmakta diretiyorsa ayrılır. Marksist-Leninistler zorla birliğin gerçekleşmesi yoluna sapmazlar. Finlandiya örneği biliniyor. Sözü fazla uzatmayalım; hâlâ anlamamakta ısrar edenler varsa ve kendilerini Marksist-Leninist görmekten vazgeçmemişlerse; LENİN ve STALİN'in ortaya koyduğu Rusya pratiğini tekrar tekrar incelesinler, deriz.
Diğer bir temel noktaya geçelim.
Marksist-Leninistler genelde büyük devletlerden yanadırlar. Parçalanmaya karşı çıkarlar. Çünkü onların bayrağında **Bütün Ülkelerin İşçileri ve Ezilen Halkları Birleşiniz** sloganı yazılıdır. Tek bir sınıf (proletarya) üyelerinin yoldaşça ilişkilerinin biçimlendirdiği bir birlik, Marksist-Leninistlerin tarihsel amacıdır. UKKTH'nı, bu tarihsel amaca ulaşmanın aracı olarak savunurlar. Bu anlamda UKKTH'nı savunmayanlar ya da oportünistçe sulandıranlar, proletarya enternasyonalizminden de söz etme hakkına sahip olamazlar. Ayrılma hakkı, enternasyonalist birliğin olmazsa olmaz ön koşuludur. Bu nedenle uluslar arasında tam eşitlik ilkesine sahip büyük devletlerde; eşitlik, ayrılma hakkını da içerir.
Büyük proleter devlet anlayışı, tarihsel gelişim yönünde tamamlayıcı bir adım olduğu gibi, ekonomik, kültürel ve siyasi olarak geri halkların, bu durumlarına son vermek ve gelişkin bir düzeye erişmelerini sağlamak açısından da son derece gerekli ve yararlıdır.
Kapitalist gelişme ve sermayenin, ulusal sınırlar dışına taşarak uluslara-rasılaşması, bütün ulusları tek bir ekonomik temelde birleştirebilmenin maddi koşulunu yaratmakla birlikte, bunun siyasal planda pratik gerçekleşmesi **zor**a dayanarak ve ulusları ezme biçiminde olmuştur. UKKTH ise, sözkonusu **zorla birleştirme** siyasetine son verecek ve yeni bir ekonomik temel üzerinde ulusların gönüllü birliğinin koşullarını yaratacaktır.
Biz Marksist-Leninistler, milliyetçiliğin her türlüsüne karşıyız. Bu anlamda proletaryanın uluslara bölünmesinden yana olamayız ve bütün öteki koşullarda eşitlik sağlanmasıyla, ekonomik ilerlemenin ve proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımının büyük devletlerle güçleneceği, küçük devlet örgütlenmeleriyle sorunların çözümünün daha zor ve sancılı olacağı inancındayız. Ama bizler her koşulda gönüllü birliğe değer veririz, **zor**a dayanan bir bağlanmayı savunamayız, savunmuyoruz. Ulusun kendi kaderini -ayrılma istemi de dahil- tayin etmesi hakkına sahip olması gerektiği konusunda kesinlikle direniriz. Ulus kaderini özgürce belirleme hakkına sahip olmalı, biz ayrılmaya karşı olsak da, bu hakkı nasıl kullanacağına kendisi karar vermelidir. Yani isteğimiz, ayrılmanın gerçekleşmesi değil, zorla bir arada tutma siyasetine son verilmesi ve ulusların eşitliğinin gerçekleşmesinin koşullarının yaratılmasıdır.
LENİN'in şu sözleri sorunu bütün boyutlarıyla açıklamaktadır: **Ne var ki, kendi kaderini tayin özgürlüğü için savaşım vermeyi, hiç duraksamaksızın tanımamız, ulusal kaderi tayin etmeyi amaçlayan her isteği kesinlikle destekleme yüklenimi altına girdiğimiz anlamına gelmez. Proletaryanın partisi olarak Sosyal Demokrat Parti, halkların ya da ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının yerine, her ulus içindeki proletaryanın kendi kaderini tayin hakkına geçerlilik kazandırmayı, kesin temel ödevi sayar. Her zaman hiç duraksamaksızın, bütün ulusların proletaryasının en yakın işbirliği için çalışmalıyız. Yeni bir sınıflı devletin kurulmasına ya da gevşek bir federal birliğin vb. yerini alacak devletin tam siyasal birliğine yardımı olacak istekleri, ancak belli özel durumlarda öne sürebilir, aktif olarak destekleyebiliriz.** (Iskra, no.44, Uluslar ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, s.11 )
Evet, buraya kadar UKKTH sorununa genel teorik yaklaşımımızı ortaya koymuş ve soruna ilişkin temel kavramların içeriğini açmış olduk. Bu genel yaklaşım ışığında **Kürt Ulusal Sorunu**na ilişkin düşüncelerimizi somut olarak ortaya koymaya geçebiliriz artık


C- Kürt Yurtsever Hareketlerine Karşı Tavrımız


Biz Marksist-Leninistler Kürt halkının kurtuluşunun, Türk ve Kürt halklarının ortak mücadeleleriyle başarıya ulaşacak olan, anti-emperyalist, anti-oligarşik halk devriminden geçtiği düşüncesindeyiz. Bizim mücadelemiz bu doğrultuda olmasına karşın, nesnel yaşamın bizim dışımızda oluşan olgularına karşı tavırsız kalamayız. Bu noktada tavırsızlık, kendi Marksist-Leninist misyonunu yadsıma anlamına gelir. Tavırsızlık ancak ve ancak yaşamı kendinden ibaret gören ya da yaşam karşısında müdahale yeteneğini yitirmiş küçük-burjuvaların tavrı olabilir.
Bugünkü Kürt hareketleri, milliyetçilik tabanında emperyalizm ve oligarşiye karşı tavır alışlarıyla ilerici-yurtsever konumdadırlar. Temel hareket noktaları sınıfsal değil, ulusaldır. Ve bu hareketlerin sosyal tabanı Kürt küçük-burjuvazisidir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, emperyalizm ile birlikte burjuvazi, artık ulusal sorun dahil, demokratik devrime önderlik yapma yeteneğini yitirdi. Çağımızda ulusal soruna iki kesim önderlik edebilir. Bunlardan ilki; enternasyonalizm temelinde proletarya iken, ikincisi; yurtseverlik temelinde küçük-burjuvazidir.
Kürt küçük-burjuva yurtsever hareketlerin gelişimi, nesnel ve öznel olmak üzere iki temele oturmaktadır. Nesnel temeli yeni-sömürgecilik ilişkilerinin gelişimiyle birlikte, Kürdistan'da oluşan küçük-burjuva tabakalaşma iken, öznel nedenleri ise, geleneksel solun, sosyal-şoven tavırlarının yarattığı tepki ile birlikte, Devrimci Hareketin soruna pratik müdahaledeki eksiklikleri olarak belirlemek gerekiyor.
Kürdistan'da yeni-sömürgeciliğe paralel olarak kapitalizmin gelişmesi ve feodal birimlerin çözülmeye uğramasıyla birlikte, yoğun bir küçük-burjuva kesim oluştu. Küçük-burjuvazi niteliği gereği milliyetçidir. Ulusal baskı köylülerden sonra en çok küçük-burjuvazinin gelişimini engeller nitelikte olduğu için, buna karşı tepkinin gelişmesi de doğaldır. İşte Kürdistan'daki milliyetçi hareketlerin sosyal temeli bu anlamda küçük-burjuvazidir. Özellikle de büyük şehirlerde eğitim gören ve buradaki sosyal, siyasal hareketlerle tanışan Kürt küçük-burjuva aydınları, Türkiye'deki siyasal mücadelenin gelişimine paralel olarak ulusalcı düşünceler geliştirdiler. Gelişim buraya kadar normal bir hat izler. Zaten Kürdistan'da yeni-sömürgecilik ilişkilerinin gelişimi izlendiğinde, bunun milliyetçi hareketlerin gelişimiyle bir paralellik arzettiği görülecektir.
Sorunun asıl önemli yanı bundan sonrasıdır. Ezilen ulus küçük-burjuva kesimlerinin milliyetçilik temelindeki tepkilerini, doğru bir zemine çekmek, sınıf perspektifini hakim kılmak, her şeyden önce ülkedeki Marksist-Leninist hareketin önderliği ile olanaklıdır. Bu noktada Türkiye Sol Hareketi, ezilen ulus sorununda görevlerini yerine getirmekten çok uzak kalmıştır.
Türkiye soluna egemen olan reformist, sosyal-şoven tavır, Kürt küçük-burjuva aydın kesimlerin milliyetçi tepkiler geliştirmesinde önemli rol oynamıştır. Sosyal reformistlerin Kemalist dönemdeki jenosit ve asimilasyon politikasına karşı tavrı biliniyor. Sosyal reformistler, **feodalizmi tasfiye ediyor** gerekçesiyle, Kürt halkının katledilmesini desteklemişler, Komintern'in uyarılarına karşın, bu utanç verici tavrı terketmemişlerdir. Tanzimat geleneğinin sürdürücüsü sosyal reformistler **devletin bekası**nı başat görev seçmişler, yeni-sömürgecilik döneminde de, Kürt halkına yönelik baskılara ya sessiz kalmışlar ya da desteklemişlerdir. Hemen hemen bütün yaşamını burjuvaziden icazet dilemekle geçiren geleneksel solun sosyal-şoven tavrının, Kürt küçük-burjuva kesimlerde güvensizlik yaratmaması, onlardaki milliyetçi önyargıları beslememesi olanaksızdı. Günümüzde ise geleneksel sosyal-şovenlerin tavrı, Kürdistan'ı adeta yok sayarak, oligarşinin asimilasyon politikasına angaje olmak biçiminde özetlenebilir.
Türkiye solundaki sosyal-şoven gelenek, 1970 THKP-C hareketiyle kesintiye uğrasa da, hareketin çok kısa bir zaman diliminde fiziki tasfiyeye uğramasıyla, etkisi devam etmiştir. THKP-C hareketi Türkiye Sol'unda ilk defa ulusal soruna doğru bir tarzda işaret etmiş ve soruna Misak-ı Milli sınırları içinde çözüm arayanlarla arasına kalın bir çizgi çekmiştir. THKP-C hareketi, sürecin kendisine yüklediği tarihsel misyonu yerine getirir ve Kürt ulusal sorununa ilişkin teorik açılımlarını sunmaya çalışırken fiziki tasfiyeye uğramıştır.
THKP-C hareketinin yenilgisinden sonra, ortalığı kaplayan ihanet, devrim kaçkınlığı, pasifizm ve kendiliğindencilik koşullarında, ulusal sorun tekrar kendi kaderine terkedilmiş, adeta yok sayılmıştır. Hareketimiz 1978 yılının sonlarında ortaya çıkışında itibaren soruna ilişkin teorik tezlerini sunmuş ve hızla pratiğe geçirmeye çalışmışsa da, bu çok geç kalmış bir müdahale olduğundan, Kürt küçük-burjuva milliyetçilerini sınıfsal zemine çekmekte yeterli olamamıştır.
Bugün Marksist-Leninistlerin görevi, sosyal-şoven sol kaynaklı tepki ve güvensizliği gidermek, Kürt halkının ulusal istemlerine sahip çıkarak, sınıf temeli üzerinde şekillenen bir mücadele örgütlemektir. Ancak ve ancak bu temelde bir mücadeleyle halklarımızın ortak mücadelesi gerçek bir olgu haline getirilebilir. Fakat bunu söylemek, bizim irademiz dışında bir olgu haline gelmiş Kürt küçük-burjuva milliyetçi hareketlerini dıştalamak, ya da onlara karşı tavırsız kalmayı getirmez.
Marksist-Leninistlerin, ulusların kendi örgütlenmelerini, kurumlarını oluşturma hakkı konusundaki tavırları biliniyor. Ezilen ulus milliyetçilerinin, bizlerin ortak örgütlenme çabalarımıza karşın yararlı ya da zararlı olsun, kendi bağımsız örgütlenmelerini oluşturmaları hakkı vardır.
Bugün nispi bir gelişmişlik gösteren Kürt küçük-burjuva milliyetçi hareketlere karşı tavrımız, ikili bir karakter gösterir. Bir yandan ayrı örgütlenmenin, halklarımızın kurtuluş mücadelesine verdiği zararları, milliyetçiliğin burjuva niteliğini, Türkiye koşullarında iki halkın kurtuluşunun (Kürt halkının kendi kaderini tayin etmesi de dahil) devrimci yolunu açıklar, onların burjuva milliyetçi yanlarına karşı ideolojik mücadele verirken; diğer yandan emperyalizm ve oligarşiye karşı olma konumlarını korudukları sürece, onları eylemli olarak destekleriz.
Ezilen ulus milliyetçilerine karşı ideolojik mücadele, yapıcı ve onu sınıf zeminine çeker içerikte olmalıdır. Bu konuda üslup ve zamanlama büyük önem taşıyor. Hakim sınıfların demagojilerine, çarpıtma ve karalamalarına malzeme teşkil edecek üsluptan kaçınmak gerekir. İdeolojik mücadelede esas hedef, şovenler ve sosyal-şovenler olmalıdır. Ezilen ulus milliyetçilerine karşı ideolojik mücadele **dostluk-mücadele** ilkesi çerçevesinde biçimlenmelidir. Yanlış ve zararlı yanlara karşı mücadele ile, devrimci yanların desteklenmesi ve dayanışma bir arada olursa ancak bir anlam ifade edebilir. Ve **halk güçleri içindeki çelişki** niteliğine uygun olabilir inancındayız.
Emperyalizm evresinde, Marksist-Leninistlerin ulusal hareket karşısındaki tavrı, emperyalizmi zayıflattığı, onu gerilettiği ve bu anlamda proletarya hareketini güçlendirdiği, geliştirdiği oranda desteklemektir. Kürt küçük-burjuva milliyetçi hareketleri, bugünkü konumlarıyla bu genel kıstas içindedirler. Bu konumlarını kaybettiklerinde, bizim desteğimiz artık sözkonusu olmayacaktır. Ezilen ulus milliyetçi hareketinin kendi içinde bir haklılığa sahip olması, onun sınıf mücadelesi karşısında objektif olarak aldığı konumu ve emperyalizme karşı tutumunu görmezden gelmemizi gerektirmediği gibi, sorunu bütünün çıkarlarından ayrı ele almak Marksist-Leninistlerin tavrı olamaz.
Kürt küçük-burjuva milliyetçilerine güven vermek, onları sınıf zeminine çekmek ve giderek Kürt halkını burjuva milliyetçi önyargıların etki alanı dışına çıkarmanın devrimci yolu budur. Bir yandan Kürt halkının ulusal istemlerine sınıfsal bir perspektifle sahip çıkmak, şovenizme ve sosyal-şovenizme karşı mücadeleyi yükseltmek, diğer yandan irademiz dışında oluşan küçük-burjuva milliyetçi harekete **dostluk-mücadele** ile yaklaşmak... İşte bizlerin güncel pratikte Kürdistan'daki tavrımızın özeti budur.
Burada PKK hareketine kısaca değinmekte yarar görüyoruz.
Belirttiğimiz gibi PKK hareketi de Kürdistan'daki küçük-burjuva tabakalaşmanın bir ürünüdür. PKK, bugün emperyalizm ve oligarşiye karşı silahlı temelde tavır geliştiren yurtsever bir harekettir. Bu niteliği ile oligarşi ve emperyalizme darbeler vurduğu için destekliyoruz. Fakat bu hareketin hatalarının, olmadığı anlamına gelmez. PKK küçük-burjuva sınıf karakteri ve milliyetçilik tabanında hareket etme özelliğinden dolayı, birçok eksik ve zaaflara sahiptir. Başta milliyetçi, pragmatik yaklaşımı olmak üzere, mücadelenin sorunlarına ve biçimlerine mekanik ve dar pratikçi yaklaşımının doğurduğu hatalar en belirgin olanlardır. Yanlış gördüğümüz bu yaklaşımları bizim eleştiri noktamızı oluşturur. Fakat bizim PKK'ya eleştirimiz genelde belirttiğimiz **dostluk-mücadele** ilkesi çerçevesindedir ve halk güçleri arasında bir sorun niteliğindedir. Bu noktada oligarşinin ağzından eleştiri yapan sol'un tavrına karşıyız. Türkiye Sol'unun tamamına yakınının PKK'yı eleştirmesi ve tecrit etmeye kalkışması, onun mücadeleci yanından kaynaklanmaktadır. PKK statükoları bozan tavrıyla, geleneksel solun saldırılarına maruz kalmıştır. Bu nedenle sol'un anti-PKK temelindeki eleştirileri mücadele karşıtı niteliktedir ve bunlara karşı mücadele etmek zorunludur. Emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadele tavrına sahip olmanın gereği, PKK'ya karşı cepheden saldırmak değil, onu desteklemektir.
Orak isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Orak Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
RIZGARİ (25-06-2008)
Cevapla

Geri git   Sosyalist Forum > ULUSAL SORUN VE DEVRİM > UKKTH > Emperyalizm ve Uluslar

Heberi Paylaş

« önceki Konu | sonraki Konu »


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kaspersky Anti-Virus 7 The Left StRoKe Güvenlik 7 12-09-2007 13:56
Kürt Halkının Talepleri Anti-Emperyalist-Demokratik Devrimin Taleplerindendir EMEK_06 Emperyalizm ve Uluslar 0 10-08-2007 14:14
AVG Anti-Rootkit 1.1.0.42 Kızıl_Meydan Güvenlik 0 27-07-2007 20:56
En iyi anti-virüs programLarı che_aykan Tüm Cep Telefonu Modelleri 0 22-07-2007 23:14
Anti-ban Mutlaka Bakın Kızıl_Meydan Program 0 21-07-2007 10:54


00:39



Powered by vBulletin® Version 3.8.0 Release Candidate 2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.


SosyalistForum.Org Kategori Arşiv Görünümü
1, 2, 5, 6, 7, 10, 282, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 332, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 188, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 60, 68, 58, 345, 59, 69, 61, 62, 209, 163, 66, 67, 104, 70, 71, 72, 76, 74, 75, 105, 78, 79, 80, 81, 252, 158, 122, 99, 100, 101, 102, 103, 106, 107, 108, 109, 110, 126, 251, 250, 248, 124, 120, 121, 123, 125, 127, 128, 129, 130, 169, 131, 132, 133, 153, 151, 152, 156, 187, 157, 155, 160, 161, 159, 166, 162, 167, 168, 199, 170, 261, 177, 179, 180, 189, 190, 191, 192, 193, 207, 197, 194, 195, 200, 201, 204, 202, 206, 208, 212, 211, 213, 214, 215, 217, 219, 220, 223, 222, 224, 225, 249, 227, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 262, 265, 266, 267, 269, 268, 270, 272, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 283, 284, 285, 289, 287, 288, 291, 292, 293, 294, 295, 297, 296, 308, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 321, 323, 320, 322, 306, 307, 309, 310, 314, 317, 318, 319, 324, 325, 330, 326, 329, 328, 331, 333, 336, 335, 334, 337, 338, 339, 342, 343, 344,